Uzun bir ara verdiğimiz yazılarımıza tekrar başlamanın mutluluğunu ifade ederek kalemi elime alıyorum. Çeşitli yoğun profesyonel çalışma programları nedeniyle sizlere yazılarımızla ulaşamadığımız için affınıza sığınmak isterim. Ancak bundan sonra elime geçen fırsatlarda sizleri elimden geldiğince bilgilendirmeye ve elimdeki bilgileri paylaşmaya devam edeceğim. Şimdi bugünkü konumuza değinelim. Geçtiğimiz ay 8-9 Eylül 2025 tarihlerinde Farplas standı üzerinden Münih’teki IAA Mobility isimli fuara katılma olanağı buldum. Fuarda yeni lansmanı yapılan veya tanıtımıyle vitrine konulan bir çok otomobil vardı. Bunlarla ilgili haberleri ve bilgileri, fuarı gezen gazeteci arkadaşlarımız o günlerde sizlere yayın organları üzerinden ilettiler. Ben burada otomobillerden ziyade sergilenen ürün ve hizmetlerin niteliği ve bize ne tür bir imkan ve gelecek tasavvuru verdiğini aktarmak istiyorum.

            Öncelikle öne çıkan başlıkları hızlıca sıralayalım ki yazımızı sonuna kadar okuma zamanı bulamayacak okuyucularımız hiç değilse fikir sahibi olabilsinler :

  • Otonom araç teknolojilerine yatırımlar hızla sürüyor.
  • Çinli otomobil imalatçıları lüks ve üstün kaliteli araçlarını sergileyerek Avrupalı tüketicileri etkilemeye çalışıyorlar.
  • Kamera sistemleri imalatçılarının yetkinlikleri ve adetleri hızla artıyor.
  • Yarı iletken yatırımına ihtiyaç yoğunlaşıyor.
  • Hidrojen ile ilgili ilerlemelerde bir yavaşlama hissediliyor.
  • Gelecekte sadece elektrikli değil, kullanım alanına göre birden çok enerji kaynağının ulaşım teknolojilerinde kullanılacağı giderek zihinlerde berraklaşıyor.

 

Bu noktaları sıraladıktan sonra biraz daha yorumlayalım. Fuarın bütününde öne çıkan konu aslında otonom yani sürücüsüz araç teknolojileri ve bağlantılı donanımlar olarak görülüyor. Onlarca firmada otonom araç teknolojisine nasıl sahip oldukları veya geliştirmeye çalıştıkları yönünde bilgiler sergileniyordu. Ancak burada sürücüsüz araç dediğimizde, okuyucumuzun kontrolsüz sokaklarda tek başına gidecek araçlar anlamaması gerektiğini söylemeliyiz. Otonom araçlarda en iddialı olanlar bile henüz 4. seviye dediğimiz yani kontrollü ve sınırlı alanlarda insan taşıyabilen araçlar üzerinden rekabet halindeler. Bu firmalar arasında Çinliler olduğu gibi Avrupalı firmalar da mevcut.

İkinci sırada bu otonom yani sürücüsüz araçlara kamera veya radar gibi altyapı donanımlarını üreten firmalar yer alıyordu. Aynı zamanda yazılım firmaları sürücüsüz otomobiller konusunda ilerlemelerini ve test imkanlarını paylaşıyorlardı. Görünen o ki, elektrikli otomobillere geçişle kaybolacak olan bazı donanımların yerine gelecek olan parçalar, yine çok büyük bir otomotiv sanayiine dönüşecek. Egzos yapan firmaların bir süre sonra kamera veya yarı iletken imalatına yönelik çalışmalara girmesi gibi sürprizlere şaşırmamak gerekecek. Tabii bu dönüşüm kısa sürede veya kolay biçimde olmayacaktır. Çalışanların hazırlanmasından imalat araçlarının ve teknolojisinin yenilenmesine kadar bir çok alanda, bu geçiş süreci yeni zorluklar ve fırsatlar yaratmaya gebedir.

Fuarın kapalı alanında en ilgi çeken bölüm Çinli otomobil markalarının sergilediği ultra lüks otomobiller oldu. Okuyucumuz bunu duyunca büyük olasılıkla BYD, Geely, vb.. gibi bildiği ve tanıdığı Çinli otomobil markalarını bekleyecektir. Ancak Avrupa pazarına girememiş, araç tescilini yapmamış veya yaptıramamış markalar sergiliyordu Çin. Hiç daha önce Avrupa topraklarına gelmemiş Avatar gibi bir ultra lüks marka sergileniyordu örneğin. Veya adını telaffuzu geçiyorum, yazmanın bile mümkün olmadığı ancak zaten bugüne kadar ancak 200 tane araç üretebilmiş ve onlarca farklı ülkeye çok düşük adetlerde satış yapmış elektrikli araç üreticisi Çinli markalar yer alıyordu. Bütün bunların okumasını ise ben şu şekilde yapıyorum : Çin hükümeti Avrupa pazarına yönelik otomobil ihracatına gelen gümrük engellerinden dolayı mutlaka çok rahatsızdır. Çünkü, Çin Komünist Partisi gelecek on yıldaki büyüme stratejisini elektrikli araç ve yenilenebilir enerji teknolojilerini dünyaya ihraç etmek üzerine kurmuş görünüyordu. ABD’deki Trump yönetiminin başlattığı ticaret savaşları neticesinde AB Komisyonu Çinli otomobillerin ithalatının hızını kesmek üzere harekete geçti ve gümrük vergilerini %50’nin üzerine taşıdı. Sonuçta Çinli markalar Avrupa’ya girememe durumuyla gerçek olarak karşılaştılar. Macaristan’a veya Türkiye’ye fabrika kurarak bu gümrük engellerini aşmaya çalışıyorlar. İşte bu çerçevede, Çin hükümeti elektrikli ve ultra lüks kaliteli araçlarını sergileyerek Avrupalı tüketicilere ulaşmaya ve bir mesaj iletmeye çalışıyor. Amaçlardan birisi muhakkak ki Avrupalı tüketicileri büyüleyerek hükümetlerine biz bu araçları istiyoruz dedirtebilmek sanıyorum. Ancak Avrupa Komisyonunun bu kararlarından dönme olasılığı olduğunu düşünmüyorum.

Diğer bir konu ise elektrikli araçların yanı sıra başka enerji kaynakları, özellikle de hidrojen yakıt piliyle beslenen araçların geliştirilmesiydi. Geçtiğimiz yıllarda yoğun olarak üzerinden çalışılan bu teknolojinin, bugün hız kestiği görüyoruz. Hidrojen konusunda çalışmalar durmuş değil, araştırmacılar ve girişimci şirketlerin çalışmaları devam ediyor. Ne var ki, önümüzdeki yıllarda hidrojenin kendisine ulaşım teknolojilerinde küçük bir yer bulabileceği konusunda sanıyorum genel bir mutabakat ve anlayış oluşuyor. Gerekçesiyse, hidrojenin kolay ve ucuza elde edilebilir hale gelmemiş olması olarak görülüyor. Yine de yakıt pili veya hidrojen bağlantılı teknolojilerde küçük adımlarla da olsa ilerlemeler izlenebiliyor. Polonya’dan Arthur firmasının otobüsü bu anlamda dikkat çekiciydi. Bilindiği gibi Polonya sanayileşme konusunda çok hızlı adımlarla ilerliyor ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin önüne geçmiş durumda görünüyor. Arthur vakasının gösterdiğiyse bu sanayileşme çabasının inovasyon ile de desteklenmeye çalışıldığı gerçeğidir. Arthur’un hidrojen yakıt pilli otobüsü 700 km kadar bir menzile sahip, Ballard marka yakıt pilleri kullanıyor ve fiyat olarak elektrikli otobüsler yaklaşık %20 kadar daha pahalıya satılabiliyor. Henüz toplamda 4 ya da % aracı kamu destekleriyle pazarda satabilmiş olduklarını not etmek gerekir. Bu durumda seriye geçerlerse hızlı biçimde fiyatlarını rekabetçi seviyelere çekebileceklerini düşünebiliriz. Yani ağır vasıta alanında hidrojen uygulamalarının geniş bir uygulama imkanını yaratmakta olduğunu değerlendiriyorum.