Yunus Emre Enstitüsünün yüzlerce öğrenciyi Türkiye’de ağırladığı “Türkçe Yaz Okulu” programı renkli anlara sahne oldu. Her yıl düzenlenen programa Romanya’dan katılım sağlayan Yunus Emre Enstitüsü öğrencileri unutulmaz bir Türkiye deneyimi yaşadı. Sakarya, Ankara, Bartın, Niğde, Malatya ve Adıyaman gibi farklı şehirlerde eğitim alan öğrenciler, programın sonunda İstanbul’da buluşarak hem kültürel hem de dilsel zenginlikleri daha yakından tanıma fırsatı buldu.
“Dizilerle başladım, Türkiye’de geliştirdim”
Romanya’dan katılan öğrencilerden Oprea Maria Theodora, Türkçeye olan ilgisinin Türk dizileriyle başladığını söyledi. Maria, “Gramer bilgim yoktu ama konuşmak istiyordum. Türkçe bana çok melodik geliyor. Sakarya’yı çok beğendim çünkü doğaya yakın bir yerde kaldım ve bu benim için çok önemliydi. Burayı evim gibi hissettim. Zaten sağ olsun bütün hocalarımız çok iyi iş çıkardı ve bizimle çok ilgilendiler.” ifadelerini kullandı.
“Anadolu şehirleri bizi şaşırttı”
Program kapsamında farklı illere dağıtılan öğrenciler, sadece dil öğrenmekle kalmayıp Türk kültürünü de yerinde deneyimledi. Bartın’a giden öğrenciler doğayla iç içe bir eğitim süreci geçirirken Malatya ve Adıyaman’da misafirperverliğin en güzel örnekleriyle karşılaştıklarını söylediler. Niğde ve Ankara’da ise hem modern şehir yaşamını hem de tarihî zenginlikleri keşfetme şansı yakaladılar.
Türk yemekleri gönülleri fethetti
Öğrenciler Türkiye’nin mutfağına da hayran kaldıklarını dile getirdi. En çok beğenilen yemekler arasında mantı, lahmacun, künefe ve yaprak sarma öne çıktı. Bazı öğrenciler gittikleri illerde yöresel yemekleri ilk kez tatmanın heyecanını yaşadıklarını belirtti.
Son durak İstanbul: Kültürel final
Programın sonunda tüm öğrenciler İstanbul’da buluşarak şehri gezdi, Boğaz turuna katıldı ve kültürel etkinliklerle dolu unutulmaz bir hafta geçirdi. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Kapalıçarşı gibi mekânları ziyaret eden öğrenciler, bu deneyimin kendileri için sadece bir dil eğitimi değil aynı zamanda kültürlerarası bir yolculuk olduğunu vurguladı.
“Türkiye bizim ikinci evimiz oldu”
Romanyalı öğrenciler, Türkiye’de geçirdikleri bir ayı ömür boyu unutmayacaklarını dile getirerek Yunus Emre Enstitüsü’ne teşekkür etti. Programın hem akademik hem de insani açıdan çok şey kattığını belirten öğrenciler, Türkiye’ye yeniden gelmek istediklerini belirtti.
Romanyalı öğrencilerle kısa kısa röportajlar yaptık. Türkiye deneyimlerini kendi sözleriyle dinleyelim.
1. Türkiye’de Türkçe öğrenmek size neler kattı?
Demira Sanis Mutalap: "Hem dil bilgisini öğrendim hem de Türk insanıyla doğrudan iletişim kurabildim. Televizyondan gördüğüm dünyayı yerinde deneyimlemek çok farklıymış. Artık Türkçe konuşurken kendime daha çok güveniyorum."
2. Türkiye’de katıldığınız atölye veya etkinliklerden sizi en çok etkileyen hangisiydi?
Mihaela Ariana: “Malatya’da katıldığımız deri atölyesi benim için çok özel bir deneyimdi. Deriden kendi cüzdanımı yaptım. Hem el becerisi hem de sabır gerektiren bir çalışmaydı. Daha önce böyle bir şey hiç yapmamıştım. Atölye sonunda elimde kendi yaptığım bir eşyanın olması beni çok mutlu etti.
3. Türk mutfağında bizzat yemek yaptığınız bir etkinlik oldu mu? Hatırladığınız özel bir an var mı?
Narcisa Nicoleta: “Evet, tantuni ve irmik helvası yaptık. Hem yemekleri öğrendik hem de kendi akşam yemeğimizi kendimiz hazırladık. Tantuninin yapımı düşündüğümden daha zordu ama sonunda çok lezzetli oldu. Özellikle helva karıştırırken herkes çok eğlendi. Türk mutfağının sadece tatları değil paylaşım duygusu da çok etkileyici.”
4. Hangi Türkçe kelimeyi/ifadeyi duyduğunuzda çok şaşırdınız veya çok hoşunuza gitti?
Denisa Ioana Chiulea: "Kolay gelsin” ifadesine çok şaşırdım. Bizde böyle bir şey yok. İnsanlar çalışana moral veriyor gibi çok hoşuma gitti. Artık ben de sık sık kullanıyorum.”
5. Türkiye’de ziyaret ettiğiniz yerlerden en çok hangisini beğendiniz? Neden?
Oprea Maria Theodora: "İstanbul’u çok sevdim. Hem modern hem tarihî. Boğaz’da yürümek, martılara simit atmak unutulmazdı. Ama Sakarya’da doğanın içinde olmak da bana huzur verdi."
Diana Bugaru: “Adıyaman’da Nemrut Dağı’nda güneşin doğuşunu izlemek hayatımda gördüğüm en etkileyici manzaraydı. Ayrıca sıra gecesine katıldım, çok keyifliydi. Orada çiğ köfte yedim. Hem tadı hem hazırlanma şekli beni çok etkiledi.”
6. Bartın’da geçirdiğiniz zaman hakkında neler söylemek istersiniz? Sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Maria Chivu: "Bartın benim için çok özel bir deneyimdi. Sadece Türkçeyi değil, aynı zamanda kültürü de hissettik. Amasra ve Güzelcehisar’da doğayla iç içe olmak beni çok etkiledi. Özellikle Kurucaşile’de ahşap tekne atölyesini görmek çok ilginçti. Kendi ellerimle ebru yaptım, tel kırma sanatını öğrendim. Karagöz-Hacivat gösterisinde çok güldük, hiç bu kadar eğlenceli bir geleneksel tiyatro izlemedim. Kapanış programında Bartın Üniversitesi’nde sahneye çıkıp Türkçe şiir okudum, bu da benim için unutulmaz bir anıydı. Türk kültürünü yaşadıkça daha çok sevdim.”
7. Başkent Üniversitesi’nde düzenlenen geleneksel Türk oyunları ve toprak atölyesine katıldınız. Bu deneyiminiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Miray Alev Feta: "Atölyeye katılmak benim için harika bir deneyimdi. Geleneksel Türk oyunlarını oynarken hem eğlendim hem de Türkiye'nin kültürel zenginliklerini yakından tanıma fırsatı buldum. Toprak atölyesinde kendi eserimi yaparken el becerilerimi geliştirdim ve Türk sanatının ne kadar özel olduğunu hissettim. Bu aktiviteler sayesinde Türkiye kültürünü sadece öğrenmekle kalmadım, aynı zamanda hissettim ve yaşadım."
8. Bu yaz okuluna katılmak hayatınızda neleri değiştirdi?
Demira Sanis Mutalap: "Farklı ülkelerden arkadaşlarım oldu. Kendimi daha özgüvenli hissediyorum. Türk kültürünü sadece uzaktan değil yaşayarak tanımak benim dünyaya bakışımı değiştirdi."
9. Türk yemeklerini seviyor musunuz, yemekler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Denisa Ioana Chiulea: "Türk mutfağına hayran kaldım! Her şehirde farklı bir lezzet tanıdık ama Ankara’daki deneyim çok özeldi. Hacı Bayram-ı Veli Camisini gezdikten sonra Türk Mutfağı Atölyesi’ne katıldık. Orada ilk kez ‘yağlama’ yaptık. Hamuru açmak, içine kıymalı harcı koymak ve kat kat dizmek çok eğlenceliydi. Sonra birlikte oturup kendi yaptığımız yemeği yedik. Hem çok lezzetliydi hem de Türk yemek kültürünü uygulamalı öğrenmiş olduk. O anı hiç unutmayacağım."
10. Kendi kültürünüzle Türkiye kültürü arasında benzer bulduğunuz bir yön oldu mu?
Maria Chivu: "Evet, aile bağları ve misafirperverlik çok benziyor. Bizde de misafir gelince hemen ikram yapılır. Türkler de çok sıcak insanlar bu yüzden hiç yabancılık çekmedim."


















