GÜNCEL
Giriş Tarihi : 22-04-2020 19:47   Güncelleme : 22-04-2020 19:47

HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN

Din Hizmetleri Müşaviri Yunus AKKAYA'nın kaleminden...

HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN

Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.): “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” (İbn Hanbel; Müsned, 1/259) diye niyazda bulunduğu mübarek üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayına ulaşmak üzereyiz. Önümüzdeki Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece ilk teravih namazlarımızı kılacağız, sahur yapacağız ve Cuma günü de ilk oruçlarımızı tutacağız inşaallah. Bizi ramet ve mağfiret ayı Ramazan-ı Şerife ulaştırdığı için Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.

   Bu sene Ramazan-ı Şerife biraz buruk giriyoruz. Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde yaşanan salgın hastalık sebebiyle çok sıkıntılı bir süteçten geçiyoruz. İftar sofralarının sevincini birlikte yaşayamayacağız. Teravih namazlarımızı birlikte kılamayacağız. Camilerimizin kubbeleri salavat sesleri ile çınlamayacak. Kadın, erkek, çocuk , genç, yaşlı hep birlikte Allahın mescitlerini dolduramayacağız. Elbette bütün bunlar mümin gönülleri derinden yaralıyor ancak; gönül insanı Hz. Mevlana’nın çok özlü bir şekilde ifade ettiği üzere;

"Ümitsizliğin ardında nice ümitler var."

"Karanlığın ardında nice güneşler var."

Bu günler geçecek ve yeniden  iftar sofralarının sevincini yaşayacağız. Camiler yeniden dolup taşacak, salat-ü selamlar semavata ulaşacak inşaallah.  Allah dostları “olanda hayır vardır” derler. Belki de bu yaşananlarda bizim anlayamadığımız nice hikmetler vardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bu ve benzeri durumları şöyle izah eder:

Hak şerleri hayr eyler

Zan etme ki ğayr eyler

Ârif ânı seyr eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler…

 

Önemli olan başımıza gelen sıkıntı, musibet ve imtihanlardan ders almaktır. Yapılması gereken şey öncelikle muhasebe, tefekkür ve tezekkürdür. Müslüman bir birey bilir ki, bu kainatta meydana gelen her şeyin bir hikmeti vardır.

Bakınız mübarek bir aya girmek üzereyiz. Bu ayı iyi değerlendirebilirsek manevi açıdan çok önemli kazanımlar elde edebiliriz.

 

Yüce Rabbimiz;

“Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı... Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”(Bakara, 2/183-185.) buyuruyor.

 

Şüphesiz bu ayda tutulan orucun ayrı bir değeri vardır. Kul ile Yüce Yaratan arasındaki muhabbetin doruğa ulaştığı duygu yüklü bir ibadettir oruç. Kul, oruçlu iken Rabbi ile âdeta baş başadır. “İnsanoğlunun yaptığı her şey kendisi içindir. Oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim…” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 30) kudsî hadisi ile orucun manevî karşılığına dikkat çekilmiştir. Yine, “Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.” (Buhârî, Savm, 6) sözüyle Efendimiz (s.a.s.), riyadan uzak bir şekilde sadece Allah rızası için tutulan orucun manevî mükâfatına işaret etmiştir.

 

İnsanı gayri meşru istek ve arzularına esir olmaktan koruyan bir iksirdir oruç. Oruç, bizleri maddi zevk ve şehvetler peşinde koşmaktan alıkoyan bir ilaç gibidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, “Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse, ‘ben oruçluyum’ desin.” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 29) buyurmaktadır. Gerçekten şuurlu ve şartlarına riayet edilerek tutulan oruç, kişiyi kötülüklere karşı koruyan bir kalkandır. Oruçlu kimse kavgalara, çirkinliklere, kötü sözlere, günah ve isyanlara karşı iç alemini kapatmıştır. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili, eli, gözü, gönlü, bütün uzuvları bu tür olumsuzluklara karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Onun dilinin iftarı, güzel sözdür; gönlünün iftarı, güzel duygulardır; elinin iftarı, onu hayırlı işlerde kullanmaktır; gözünün iftarı, güzelliklere bakarak Yüce Rabbinin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklının iftarı, insanlığa huzur verecek bilgi ve düşünceler üretmektir.

 

Rahmetin sağanak sağanak yağdığı Ramazan ayında, Peygamberimizin ifadesiyle; “…cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da zincire vurulur.” (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1) Bizler, açılan cennet kapılarını kapatır, kapatılan cehennem kapılarını açar ve zincire vurulan şeytanların bağını çözersek, fert ve toplum olarak bu rahmet ayından gerektiği şekilde istifade edemeyiz. Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.), “Oruçlu kimse, yalan sözü ve yalanla amel etmeyi terk etmediği sürece, Allah’ın, onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8; Ebû Dâvûd, Sıyâm, 25) buyurur.

 

Allahım!

Bizi Ramazan orucunu rızana uygun olarak tutanlardan eyle.

Ramazan ayının feyzinden, bereketinden, rahmetinden bolbol istifade etmeyi nasip eyle.

Kararan gönüllerimizi Ramazan ayında insanlığa gönderdiğin Kur’an’ın nuru ile nurlandır…

   Bu vesile ile bütün okurlarımızın Ramazan ayını  tebrik ediyor, bu ayın insanlığın içinde bulunduğu sıkıntılı süreçten çıkışına vesile olmasını temenni ediyorum.

Din Hizmetleri Müşaviri Yunus AKKAYA