Reklamı Geç
Advert
Advert

Advert
Advert

Advert
Advert

KUTLU OLSUN SANA MİRAC-I GÜZÎN

Din Hizmetleri Müşaviri ​Yunus AKKAYA'nın kaleminden...

KUTLU OLSUN SANA MİRAC-I GÜZÎN
KUTLU OLSUN SANA MİRAC-I GÜZÎN Admin
Bu içerik 506 kez okundu.

Yüce Rabbimizin rahmet ve mağfiretinin bol bol tecelli ettiği üç aylar diye isimlendirdiğimiz mübarek bir zaman dilimi içinde bulunuyoruz. Üç aylar içinde ikinci kandil olan Miraç Kandilini inşaallah 2 Nisan Salı gününü Çarşamba’ya bağlayan gece hep birlikte idrak edeceğiz.  Öncelikle bu kandilin bütün müslümanlara ve insanlığa hayır ve bereket getirmesini yüce Mevladan niyaz ediyorum.

Miraç hadisesi iki safhada meydana gelmiştir. Rasûl-i Ekrem'in bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya yaptığı yolculuğa İsra, oradan da Yüce Mevla’nın sonsuz ayet ve kudretini müşahede etmek için göklere yükselerek yaptığı mucizevi yolculuğa Miraç denilmiştir.

Pek çok ilahî hikmet ve bereketi barındıran bu kutlu yolculuk, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle dile getirilmektedir: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya ulaştıran Allah’ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işiten, hakkıyla görendir”(İsrâ, 17/1).

Bu hadise Peygamberimiz (s.a.v.) henüz Medine’ye hicret etmeden bir yıl önce, peygamberimizi müşrikerin baskı ve cefalarına karşı koruyan amcası Ebu Talip ile vefakar eşi Hz. Haticenin vefat ettiği “senetül hüzün” diye adlandırılan sene meydana gelmiştir.

Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler peygamberimizi çok üzüyor, zaman zaman ümitsizliğe kapılmasına yol açıyordu. Bütün bu sıkıntılı anlarda hep yanında olan çok sevdiği iki insanın; Hz. Hatice ve amcası Ebu Talib’in vefatı O’nu çaresiz ve yalnız bırakmış iyice ümitsizliğe kapılmasına sebep olmuştu.

Bir gece peygamberimiz bu ümitsizlik duyguları içinde Kabe’nin kenarında Hatim veya Hicr denilen yerde bulunurken-bazı rivayetlerde uykuda iken veya uyku ile uyanıklık arasında bir halde- Cebrail (as) geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis'e götürdü. Rasûl-i Ekrem Mescid-i Aksâ'da iki rekat namaz kılıp çıktığında Cebrail, biri süt biri şarap dolu iki kap getirdi. Rasûlullah süt dolu kabı seçince Cebrail "fıtratı seçtin" dedi, ardından O'nu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Adem, İsa, Yusuf, İdris, Harun ve Musa peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülmamur'un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrahim'le buluştu. Sidret'ül- Münteha’ya vardı ve daha sonra Allah'ın huzuruna çıktı. (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264, 292; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

 

Miraç, Rahmet Peygamberi(s.a.s.)’nin Allah’ın sonsuzluğu, yüceliği ve O’nun nihayetsiz kudretine yaptığı en görkemli şahitliktir. Rabbimiz, bu şahitlikte gerçek yüceliğin yalnızca kendisine ait olduğunu Efendimizin şahsında beşeriyete bir kez daha göstermiştir. Aynı zamanda arınma, yücelme ve kulluğun zirvesine erişmenin yollarını da öğretmiştir. Âlemlerin Rabbi, teslimiyet, sadakat, ahlak, doğruluk, dürüstlük timsali olan Kutlu Nebi’yi miraç ile taltif buyururken biz kullarına da mesajlar vermiştir. Buna göre, ömrünü bu yüce değerlerle tezyin edenler, kulluk basamaklarında her daim yükseleceklerdir. Onlar, cennetin ebedi nimetlerine mazhar olarak baki makamlarda yüceleceklerdir.

Miraç, bir yünüyle Rabbe vuslat, bir yönüyle de Rabbin nehyettiklerini terk ediştir. Biz müminler için müjdedir Miraç. Rabbimiz, kendisine ortak koşmayanların büyük günahlarının bağışlanacağını bu kutlu gecede müjdelemiştir.

Rabbimize en yakın anımız olan namaz, bu gece beş vakit farz kılınmıştır (Müslim, İmân, 279). Resûlullah Efendimiz (s.a.s.)’in, miraç ile mana âleminin basamaklarında bir bir yükseldiği gibi bizler de Rabbimiz katında namazlarımızla yükseliriz. “Allahu ekber” diyerek, tekbirimizle dünyanın bütün hengâmelerinden sıyrılıp yaratılış ve varoluşumuzun hikmet ve anlamını derinden kavrarız. Kıyamımızla istikamet üzere, dosdoğru oluşu simgeleyerek Allah’ın huzurunda dururuz. Kıraatimizle, O’na en içten sena ve yakarışta bulunuruz. Rükûmuzla yalnız Rabbimizin önünde boyun eğdiğimizi gösteririz. Secdemizle O’na en yakın olmanın ve kulluğun zirvesine varmanın hazzını duyarız. Tahıyyatımızla Rabbimizi yüceltirken biz de yüceliriz. Selamımızla özgürlük ve felahı hatırlarız. Günde beş vakit namazımızda tüm canlılığıyla miracı doyasıya yaşarız.

Her gün yatsı vaktinde okuduğumuz Âmenerrasûlü diye başlayan ayetler bize Miracın bir hediyesidir. Bizler bu ayetlerde, “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettik” diyerek Rabbimize verdiğimiz kulluk sözümüzü yenileriz. “İşittik, itaat ettik. Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş ancak sanadır.” ayetiyle teslimiyetimizi dile getiririz. “İnsanın yaptığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir” diyerek sorumluluk bilincimizi tazeleriz. Bununla birlikte, dünyada yapıp ettiğimiz her şeyin bir hesabı ve karşılığı olduğunu, ahireti ikrar ederiz. Ve nihayet, şu dualarımızla Rabbimize en içten yakarışlarla iltica ederiz. “Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.”

Miraç değerleri, bizlere yüce ve anlamlı ufuklar açan kutsal değerlerdir. Miraç değerleri ile insan, esfel-i safiline, aşağıların aşağısına savrulmaktan kurtulur; ahsen-i takvime, en güzel hâle ulaşır. Miraç değerleri, insanı sidre-i müntehaya, en üst kemal noktasına çıkarır. Bu ulvi değerler, bizleri ebediyen huzur içinde kalınacak cennete götürür. Yeter ki bizleri yükseltecek bu değerlere sımsıkı sarılalım ve bunları hayatımıza yansıtmakta kararlı olalım. Yeter ki burağımız imanımız, refrefimiz ibadetlerimiz, salih amellerimiz ve güzel ahlakımız olsun. Böyle olduğu takdirde hayatımızın her anı bizim için miraç olacaktır.

Miraç Kandili vesilesiyle Rabbimize, kendimize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlayalım. Unutmayalım ki, bugün biz müminlere düşen, miracı Peygamberimiz (s.a.s.)’in bir hatıratı bir tarih olarak okumak değildir. Bize düşen, Ebu Bekir Efendimiz misali, Allah’ın emir ve yasakları karşısında her daim sadakatle, teslimiyetle bir duruş sergilemektir. Bu sadakat ve teslimiyeti gösteremeyenler, miracın anlamı, ruhu ve kazanımlarından mahrum kalacaklardır.

Bu duygu ve düşüncelerle bütün okurlarımızın Miraç Kandilini tebrik ediyorum. Miracın, milletçe, âlem-i İslam olarak yükselmemize ve yücelmemize, kardeşlik, birlik ve beraberlik duygularımızın pekişmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden diliyorum. Kandiliniz mübarek olsun.

Zâtını davet buyurdu bu gece Rabbü'l-Mu'în

Hulle-i tâc-ı Burak'ı getirdi Cibri'l-Emîn

Geldi teşrif eyledi Mirac-ı Fahrü'l-Mürselîn

Nura gark oldu Efendime semavat-ü zemîn

Kutlu olsun Ya Muhammed, Sana Mirac-ı Güzîn...4

 

Din Hizmetleri Müşaviri ​Yunus AKKAYA

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HAYAT yazdı, KİTAP oldu, ÖDÜL aldı
HAYAT yazdı, KİTAP oldu, ÖDÜL aldı
Hem MÜSİAD’ı, hem kendisini konuştuk
Hem MÜSİAD’ı, hem kendisini konuştuk