YAZARLAR
ERKAN ERUYSAL





Bakan DİNÇER’den esprili cevap

 

 

Romanya'yı çok seviyorum. Hele Türkiye'me de yakın ya. Bir başka seviyorum. Uçakla İstanbul'dan 45 dakikada, otomobil ile de en fazla 7 saatte Bükreş'te olunuyor.
Bir de gidenimiz gelenimiz hiç eksik olmuyor. Allah eksik etmesin!
Sağ olsunlar her hafta bir bakanımız ya da bir devlet büyüğümüz Bükreş'e geliyor.
Gerçi bu geliş-gidişler öylesine turistik bir gezi değil. İki güne çok şey sıkıştırılıyor. Bunların bütün koşuşturmaları, programları hep Büyükelçimizin ve müsteşarımızın sırtında.
Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'in aşırı yoğun programı yüzünden bir türlü kendisini ziyaret edemedim.
*    *    *
Büyüklerimizin her hafta biri gidip diğeri gelince, biz de o hafta son gelen bakanımıza gazetemizi takdim ederken bir önceki hafta gelen bakanımızın haberi olan gazetemizi vermek zorunda kalıyoruz.
İşte son gelen Milli Eğitim Bakanımız Ömer DİNÇER'e Serkan ERUYSAL Yunus Emre Kültür Merkezi'nde kendisini tanıtıp gazetemizi verirken Milli Eğiti Bakanımız Dinçer ''Ben gazetenizde  Egemen BAĞIŞ bakanımızın haberini okurken, benim ile ilgili haberinizi de benden sonra gelecek bakan arkadaşım okuyacak'' dedi.
Bakanımız Ömer DİNÇER'in bu esprili yaklaşımına Büyükelçimiz de ''Sayın Bakanım ben zat-ı alinize Hayat gazetesini makamınıza hemen iletirim'' diye cevap verdi.
Yani her hafta gelen bakanlarımız ve devlet büyüklerimiz ile Romanya daha da güzel oluyor.




Ali KARAÇAYIR’ın Bükreş'teki köy dünyası

 

 

Bükreş'in hemen yanı başında BAUPLAST sınırları içinde Ali KARAÇAYIR kendisi ve ailesine küçük bir Anadolu köyü yapmış.
Ali KARAÇAYIR fabrikasının arkasındaki bölgesinde bahçesiyle, evinin iç dekoruyla ve evcil hayvanları ile tam bir köy hayatı yaşıyor.
Ben de ne zaman Bükreş'e gelsem mutlaka Ali'yi ziyaret ettiğimden  o da beni bu küçücük köy dünyasında misafir eder.
Yine son ziyaretimde kümesten alınan yumurtalar ve işçilerinin yaptığı ev börekleri ile harika bir kahvaltı yaptık.
Gönlü, sofrası ve kapısı herkese açık olan Ali KARAÇAYIR'ın bu köy sofrasında Zaman gazetesinin eski müdürü Necdet ÇELİK ve Ahmet hoca da vardı. Sadece kahvaltı olsa iyi. Bu yetmezmiş gibi Ali Karaçayır üstüne bir de marka gömlek hediye etmez mi?



Ahmet PAKDİL: Türkiye’nin taşı toprağı altınmış

 

 

İki yıldır Romanya'da yaşanan ekonomik krize daha fazla dayanamayan iş adamlarımızın bir kısmı bir aşka ülkeye göç ederken bazıları da vatanımıza yani Türkiye'ye döndüler.
İşte bu Türkiye'ye dönenlerden Ahmet PAKDİL'i İstanbul Bayramşa'daki iş yerinde ziyaret ettim.
Ahmet PAKDİL, Romanya'da bulunduğu süreçte para kazanmaktan ziyade geçinebilmek için bir çok işi bir anda yapıyordu.
Bir yandan mobilya aksesuarları pazarlaması için tüm Romanya'yı turlarken bir başka arkadaşları ile damacana su pazarlıyordu.
Çok da çalışkan. Ayağına hiç üşenmez.
İşte bu ekonomik krizle kazandıkları ile
değil para biriktirmek, geçinmek bile mümkün olmamaya başlamıştı.
Sonunda Ahmet PAKDİL ailesi ile Türkiye'ye dönmeye karar verdi. Daha bir yıl önce Türkiye'ye döndü. Şimdi Ahmet PAKDİL Bayrampaşa'daki iş yerinde hem 7 kişi çalıştırıyor, daha düne kadar pazarladığı mobilya aksesuarlarını artık kendi imal edip toptan satıyor.
''Ben bilseydim böyle olacağını çok daha önce dönerdim vatanıma'' diye hayıflanırken Romanya'da para kazanıp biriktiremeyenlere de Türkiye'nin taşının toprağının altın olduğunu söylüyor.
Bu arada Ahmet PAKDİL, kendine son model bir otomobil aldığı gibi bir çalışanına da araba almış.
Türkiye'ye dönmeyi düşünen olursa Ahmet PAKDİL'i arayıp bilgi alabilirler.

 

 

Halit Başkan'dan bir örneği daha olmayan hediye

 


Sanki o gün kadınlar arasında yaygın olan ''Altın Günü'' gibi benim de hediye günüm idi sanki.
Ali'den çıkıp TİAD'ın eski bir önceki başkanı Halit ÖZTÜRKMEN'i ziyarete gittim.
Halit Başkan, Romanya'daki iş adamı arkadaşlarımız içinde Romen ekonomisini yazılı ve görsel basından en iyi takip eden biri.
Birkaç hoş beş ten sonra Halit başkana yaşanan ekonomik sıkıntı ile ilgili ön görüşünü ve Romen ekonomisini sordum.
Halit ÖZTÜRKMEN Romanya'nın ekonomisinin öylesine sanıldığı gibi korkutucu olmadığını söyledi. Hatta Avrupa'da yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı etkilendiğini söyledi.
Bana çok inandırıcı geldi. Zaten ön sezisi kuvvetli olduğu için Halit ÖZTÜRKMEN'e inanarak gazetemize bu düşüncelerini anlatacak bir makale yazmasını rica ettim. Halit başkan vakit bulur bu konu ile ilgili bir makale gazetemize yazarsa mutlaka okuyun. Okuyun ki geleceğe ümit ile bakabilelim.
Yazımın başında dediğim gibi o gün benim sanki hediye günüm idi. Halit Başkan da bir baktım elime bir paket sıkıştırdı. İçinde ne mi vardı. Benzerini dahi hiçbir yerde görmediğim bir masa saati ile 7 karışımlı çok çok özel bir çay paketi.
Büyüklerimiz çok doğru söylemiş: Sık gitme dostuna oturur k..ı üstüne, seyrek gir dostuna kalkar ayak üstüne.

 

 

Bu kez Bükreş'ten de baklava geldi!

 

Gaziantep'ten baklava yerine zeytin gelir de, Bükreş'ten baklava gelmez mi? Gelir elbette. Geldi de!
Geçen sayımızda zeytin memleketine, baklavası ile ünlü Gaziantep'ten Gürsel Öztürkmen'in zeytin gönderdiğini yazmıştım.
Bu defa da Bükreş'ten de bir tepsi baklava hediye geldi.
Geçen hafta Serkan birkaç günlük bir kaçamak yaparak beni ziyarete geldi. Elinde üstü sarılı orta boy bir tepsi vardı. Serkan'dan hediye almaya hiç alışık olmadığından ''Oğlum hayrola bu ne?'' dedim.
''Romanya'dan sana gönderdiler. Baklava!'' dedi.
Allah Allah. Dünya bu kadar mı tersine döndü? Bükreş'ten baklava. Gaziantep'ten zeytin ve zeytin yağı.
''Oğlum bu ne baklavası?'' diye sorup kimin gönderdiğini merak ettim.
Meğer ''YÜKSEL  BAKLAVA'' diye adını ilk kez duyduğum bir firma sağ olsun bana göndermiş.
Tadını mı merak ediyorsunuz?
Benden baklava severlere tavsiye: ''Mutlaka Yüksel Baklava'yı tadın'' diyorum.



Dobruca TİAD Başkanlığına Zeki Uysal seçildi

 

Geçen ayın son günlerinde DOBRUCA Türk İş Adamları Derneği olağan Genel Kurulunu yapmış.
''MIŞ'' diyorum. Çünkü orada değildim. Genel Kurul'un olduğu haberini Zeki UYSAL'ın Facebook’undan öğrendim.
Yorgun savaşçı eski Başkan HACI VURAL, Başkanlık görevini Zeki UYSAL'a devir ederken adeta bir şölen yaşanmış.
Herkes el ele-kol kola yüzler gülüyor.
Her neyse. Benim anlatacağım bir başka ayrıntı.
Bu görüntülere baktıktan sonra DOBRUCA TİAD Başkanı Zeki UYSAL kardeşimin posta kutusuna onu tebrik eden ve rahmetli babasının da bu dernekte nasıl bir emeği geçtiğini anlatan birkaç satır yazı attım.
Zeki Başkan, hemen beni aradı. Çok nazik ve saygılı bir şekilde teşekkür etti.
Ben bir yandan dinlerken, fırsat buldukça da sorularımı soruyordum.
İşte bu sorularımdan birkaç tanesi:
ERKAN: Başkan oldun. Tebrik ediyorum. Uzun zamandır zaten yönetimlerdeydi. Ramazan   GÜR'ün başkanlığı sırasında girdiğin yönetim üyeliklerinden Başkanlığa geldin. İlk icraatın ne olacak?
Z.UYSAL: Teşekkür ederim. Uzun süredir yönetimlerde olmam bana engin bir tecrübe edindirdi. Ben de bu tecrübemle bu ekonominin zor günlerinde iş adamlarımızın her zaman yanında olacağım. Onların dertlerini sıkıntılarını kendime dert edinim çözümleri için her kapıyı çalacağım.
Bütün soruları ve aldığım cevapları burada sıralayıp canınızı sıkmak istemiyorum.
DOBRUCA TİAD'ın kurucu Başkanı Sabit DANIŞ'ın dernekten neden ay(ı)rıldığı soruma bile çok politik ve yapıcı bir cevap verdi. Bu konu ile ilgili soruma aldığım cevaptan sonra belli ki Zeki UYSAL bu DOBRUCA TİAD Başkanlığı görevini hak etmiş.
Bu konuda Zeki UYSAL'ı bir kez daha daha kutluyorum. Fakat, bu delikanlının içindeki cevheri keşfedip yönetimine ilk alan eski Başkan Ramazan GÜR ile derneğin son başkanı HACI VURAL'ı da kendisine başkan yardımcısı yaptığı ve derneği harika bir başkana bıraktığı için bu iki başkanı da tebrik ediyorum.

 

DOBRUCA TİAD YÖNETİM KURULU

Zeki UYSAL - Mine Ltd. Srl.
Ali İSLAMBAY - Sterk Plast Srl.
Bülent ERBİL - Arro Group İnt.Srl.
Halil KİRAY - Kirazoğlu Corporation Srl.
Nusret YÜCETAŞ - Asimetric Vision Srl.
Ömer YAZGAN - İntercom Topaz Srl.
Raşid SEVİNDİ - Amsı Star Expres Srl.

 

Romanya Bisiklet Federasyonu Hasan Sert’i unutmadı!

 

Bisiklete olan tutkusu ve bisklete verdiği önem O'nun hayatına mal oldu. Yani şöyle demek daha doğru olur: ''Bisiklet için hayatını verdi!''
Tanıdınız değil mi bu iş adamımızı?
Hasan SERT. Namı-ı diğer ''Bisikletçi Hasan''
Bir diğer nam-ı ise: Çantacı Hasan!
Hasan SERT'in yanından, arabasında bile bagajından ayırmadığı bisikleti üzerinde bir aracın çarpması sonucu Bükreş'te iki yıl önce hakkın rahmetine kavuşmuştu.
İşte bu güzel insanın sağlığında yanından ayrılmayan Türk dostları, o nu toprağa koyup üstünü örtükten sonra unuttular mı? bilmiyorum.
Fakat Hasan SERT'i Romanya Bisiklet Fedarasyonu hiç unutmadı.
Hasan SERT adına hersene bisiklet yarışı düzenliyor. Bu yıl da yine Hasan Sert bisiklet yarışı düzenledi.
Ve Hasan'ımızın adına düzenlenen bu yarışı Romenler artık gelenekselleştirdiler.
Bravo Romanya Bisiklet federasyonuna. Yazık ki O'nun sağlığında ona dost görünen sahtekarlara.
Biz de o yarış günü bisikletlerimizi alıp Hasan'ımız adına düzenlenen bu yarışmaya keşke katılabilseydik. Allahtan oğulları Serhat ve Serkan SERT katıldı. Seneye Hasan'in adına düzenlenen bu yarışmaya katılalım ki Romen bisiklet federasyonuna ve Hasan SERT'in ruhuna ayıp olmasın.

 


 

Baklava diyarından zeytin diyarına zeytin gelir mi?

 

Kargo şirketi size telefon etse. Ve ''Size Gaziantep'ten bir paketiniz var!'' dese. Size Gaziantep'ten gelen o pakette ne olduğunu tahmin edersiniz?
Gaziantep'in ne si meşhur ise onun geldiğini, yani ''Baklava'' geldiğini tahmin edersiniz. Değil mi?
Aynen, ben de öyle tahmin ettim.
Gaziantep'te tanıdığım tek kişi olan Gürsel ÖZTÜRKMEN'in  baklava gönderdiğini tahmin ettim.
Fakat çok yanılmışım. Benim yerime kim olsa yanılır.
*    *    *
Gelen koliyi almak için kargo şirketine gittim. Ufak sayılamayacak boyda bir karton kutuyu gösterdi görevli.  Gördüğümde ''Bu kutu ile gelen baklava olamaz'' diye düşündüm.
Karton kutuyu kargo şirketinde açmadan doğru eve geldi.
Gaziantep baklavasının tadını daha kutuyu açarken dilimde damağımda hissettim.
Koliyi açınca ne mi gördüm? Merak ediyorsunuz değil mi?
Zeytin ağaçları ile dolu, zeytinin ve halis mulis zeytin yağının memleketi olan bir Edremit körfezi insanı olarak Gaziantep'ten baklava beklerken gelen kolide siyah ve yeşil zeytin ile bir teneke zeytin yağı çıktı.
*    *    *
ÖZTÜRKMEN kardeşlerin büyüğü Gürsel ÖZTÜRKMEN, kardeşi Halit ÖZTÜRKMEN ile Romanya'daki firmaları ile ayni isimde olan APRODEX LTD adında şirketleri ile Gaziantep'te zeytin yağı ve zeytin fabrikası kurup ABD'ye ihracat yapıyorlar.
Gürsel de sağ olsun ilk üretimleri olan zeytin ve zeytin yağları ile doldurduğu koliyi beni çeşnici başı olarak düşünmüş olmalı ki bana gönderdi.
Baklava diyarından, zeytin diyarına zeytin geldiğine göre, ben de zeytin diyarından Baklava diyarına, baklava olmasa da bizim buraların tatlısı ''HÖŞMELİM'' (HOŞ MU ERİM) yollayacağım.

 

 

Ukrayna'ya havadan gelirsen vize yok, karadan gelirsen var!

 

 

Bizim gazetemiz okurların her biri fahri muhabirliğimiz gibi. Adeta gazetemize haber yağdırırlar. İşte bu sadık ve vefalı okurlarımızdan bir de ATA LOJİSTK sahibi Murat SEVİGEN.
Murat SEVİGEN geçenlerde mail yolu ile bir mesaj geçti. Ben ona ''mail haber'' diyorum.
Önce Murat SEVİGEN'in taa Ukrayna sınırına kadar kara yolu ile gidip de Ukrayna'ya girememesi çok üzücü.
Vize kalktı diye, sen kalk Bükreş'ten kara yolu ile Ukrayna sınırına kadar git. Ve sınırdan içeriye gireme.
Neden mi?
Vize olduğundan değil elbette. Ya neden? Yanlış bilgilendirilmeden.
Bunda biz basın mensuplarının da kabahati büyük. ''Ukrayna'ya vize kalktı'' diyoruz. Fakat nasıl kalktı? Ne zaman kalkacak? Hangi şartlar isteniyor? Geniş bilgi aktarmıyoruz. Gerçi bize de bazen eksik bilgi geliyor.
Ukrayna'ya gidecek bir Türk vatandaşları için vize kalkmasına kalktı. Ama hava yolu ile gelenlere kalktı.
Kara yolu ile gelenlere ise bir başka tarihten itibaren geçerli olacak.
Bu değerli haber için fahri muhabirimiz, sevgili arkadaşım Murat SEVİGEN'e teşekkür ediyorum.
Murat SEVİGEN'in gazetemize geçtiği ''mail haber'' şöyle: Öncelikle hayırlı bir gün dilerim.
269 sayılı gazetede çıkan vizesiz Ukrayna seyahati yürürlükte olan yazıya istinaden ben yola çıktım.  Ukrayna’ya kapıya geldim. Ukrayna’ya giremedim bilginiz olsun. Sebebine gelince hali hazırda kara yolunda bu işlem devreye girmemiş. Uçak ile giden vatandaşlardan eğer vatandaşın üzerine bir adet fotoğrafı var ise 30 günlük vize vererek içeriye alıyorlar. Ancak kara yolunda bu sistem yok. Bu sebepden dolayı sizden ricam bu yazınız için bir bilgi verinizki benim gibi aracına atlayıp kapıdan dönmesin vatandaşlar bilginiz olsun diye bu küçük iletiyi iletmek istedim.

 


Büyükelçiliğimiz Recep Yalçın’a elini uzattı

 

 

Hayat gazetesi siz de biliyorsunuz gerek manşeti, gerekse diğer haberleri ile gündem yaratıyor.
Bu gündem yaratmaya çok örnek verebilirim.
En son iki örnekle yetineceğim.
Birincisi: Romanya'nın yeni başbakanı koltuğuna henüz oturmuştu ki "vergi kaçırana aman yok" gibilerden bir cümlesini manşete taşımıştık. İşte o manşetimizden sonra maliye bakanlığı kontrolleri haklı olarak vergi kaçıranlara karşı amansız bir mücadele başlattı.
İkincisisi: Protv'nin "yetenek sizsiniz" programında sahneye çıkan bir yarışmacıyı manşete "Romanya hem yetim hem öksüz Türk çocuğunu konuşuyor" haberi idi.
İşte bu Recep Yalçın adlı anası-babası tarafından terkedilen yarışmacı çocuğumuzun haberini verirken onun türkçe öğrenmek istediğini de yazmıştık.
Bu haberimizden sonra Büyükelçimiz Ömür Şölendil hemen harekete geçerek, derhal o çocuğun bulunmasını ve gerekenin yapılması talimatı verdi.
İşte bu talimat üzerine elçiliğimizin deneyimli ateşesi Hasan Akdoğan hemen bizimle temasa geçerek Recep Yalçın’ı buldu.
Hasan Akdoğan Büyükelçimizin talimatını yerine getirmek üzere Recep Yalçın’ın türkçe öğrenmesi için Yunus Emre Türk Kültür merkezine yönlendirdi.
Sayın Büyükelçimiz Ömür Şölendil’e gösterdiği bu duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyorm. Atasemiz Hasan Akdoğan’ı da gösterdiği büyük gayretten dolayı kutluyorum.
Hem öksüz, hem yetim Recep Yalçın'ın anası babası bugüne kadar olmadı ama, bundan sonra T.C. gibi kocaman bir evi Büyükelçimiz Ömür Şölendil gibi bir aile büyüğü var.



Doğan GÜREŞ, artık kendi gemisinin kaptanı!


Kastamonu Entegre'nin Romanya'daki yatırımı ve %100 Türk sermayeli olan en büyük yatırımı PROLEMN S.A'nın uzun yıllardır Genel Müdürlüğünü yapan Doğan GÜREŞ çalıştığı şirketten ayrılarak kendi gemisinin kaptanlığına geçti.
Doğan Güreş, Prolemn'in resmi makamlarla mücadelesini verirken öte yandan milyon dolarla ifade edilebilecek yatırımları sürüdürüyordu.
Bu konuda Kastamonu Entegre'nin patronlarının da cesaretini ve başarısını kutluyorum.
İşte bu zor günlerde adeta okyanusta çıkan büyük bir fırtına içinde Prolemn gemisini sağ salim limana kazasız belasız yanaştırdı.
Prolemn S.A'nın Genel Müdürlüğünden ayrılacak-ayrıldı laflarını çok önceden duymuştum. Ancak yazacak fırsat bulamamıştım. Fırsat bulamamamın yanı sıra Doğan beyin yerine atanan Esat ÖZOĞUZ’un etrafını ve işi tanıyıp alışana kadar birkaç ay daha Doğan bey bu Prolemn'deki görevine devam etti.
Esat ÖZOĞUZ bey Prolemn'e alışmış olacak ki Doğan bey de gönlü rahat bir şekilde başarılarla dolu emaneti sahibine devir ederek kendi gemisinin başına geçti.
Doğan Güreş, artık engin tecrübesi ve sonsuz bilgisi, bir de üstelik sevgi dolu hareketleriyle doldurduğu iş çevresi olunca kendi işini kurma zamanını geçirmeden ürün markası Balkan Woods olan Uberty General Supply&Services SRL şirketini kurdu.
Doğan GÜREŞ, bu yeni işinde de yine PROLEMN'de çalışma arkadaşlarından iş ve kader ortağı Mehmet Ali ÇİDAM ile birlikte oldu.
Şimdi Doğan GÜREŞ, insana öldüğünde bile lazım olan ağaç ile ilgili her şeyi üreten, yapan kendi kurumunun başında.
Yakında Doğan beyi kendi fabrikasını kurduğunu görüp duyarsam bu benim için hiç sürpriz olmaz.
Çünkü başarıların adamıdır Doğan GÜREŞ.


 

Lorenzo, Ahmet YETİM yönetiminde

 

LORENZO, Romanya'nın alüminyum konusunda önemli kuruluşlarında biri. Merkezi Çorlu'da olan Kurtoğlu alüminyumun Romanya'daki yatırımı.
Sanıyorum 6 aydan bu yana Lorenzo'nun kaptan köşkünde Ahmet YETİM oturuyor. Eski bir Romanya'lı olan Murat BOZOĞLU da Ahmet YETİM'e Romanya deneyimi ile yardımcı oluyor.
Ahmet YETİM, 6 aydan bu yana bir yandan Romanya'yı tanırken öte yandan iş ile ilgili planlar ve projeler yapmakta.
Artık bu yapılan projelerin sonuna gelinmiş olacak ki Ahmet YETİM, yeniden bayilik sistemini kurduklarını ve yeni bayiler oluşturduklarını söylüyor.
Ahmet YETİM'in söyledikleri yalnız bunlar olsa neyse.
Bayilere öyle kolaylıklar getirmişler ki Lorenzo'nun bayilerine gün doğdu.
Mesela bayilerin istediği malzeme ve aksesuarlar LORENZO'nun arabaları ve elemanları ile adrese teslim edilecek.
Bu Lorenzo'nun bayilerine verdiği hizmetlerden yalnızca bir tanesi.
Daha bir çok hizmetleri olacak LORENZO'nun.
Depoda, yönetim bürolarında, muhassebe sisteminde yaşanan değişimler ve iş çalışma kolaylığı sağlayan teknolojik değişimler Lorenzo’nun bayilerine sağladığı kolaylıklar arasında.
Bu krizde bayileri düşünmek ve onlara hizmeti ayaklarına götürmek akıllıca bir iş.
Ahmet YETİM'in direksiyonuna oturduğu LORENZO, sektörün yaşadığı krizden etkilenmeyeceğine eminim.

 

 

Bir taşla birkaç kuş vurmak


 

“Bir taşla, iki kuş vurmak”  derler ya; Hacı Mehmet DÜNDAR da bir anahtarlık ile iki değil birkaç kuş vurmuş.
Nasıl mı?
Yeni yıl da adettir ya eşantiyon yaptırmak. Mehmet de yalnızca logosu olan bir metal anahtarlık yaptırmış.
Bana da bir tane verdi.
Anahtar STAR PLAST’ın bildiğim logosuydu. Fakat öyle bir logo ki 3 ayrı şeyi tek logo simgeliyor.
Renkleri itibariyle: Daha çok Fenerbahçeli gibi, ama Galatasaray'lı da. Yine renkleri itibariyle Romanya'yı temsil ediyor.
LOGO ise Mehmet sahip olduğu STAT PLAST ve ARYA şirketlerinin logosu.
Hacı Memet DÜNDAR'ın zekasını ve sevecen gönlünü her zaman takdir etmişimdir.
Bu ekonomik krizde bir taşla iki kuş yerine, bir anahtarlıkla bir çok şeyi temsil etmesi tam bir zeka örneği.

 

 


O artık bir hukuk insanı

 

Bükreş Ticaret eski Baş Müşavirimiz  Necati YILMAZ Hukuk Fakültesinden mezun olup stajını bitirdikten sonra Dış Ticaret Müsteşarlığındaki görevinden emekliye ayrıldı.
Bükreş'teki Baş Müşavirlik görevi sırasında konusunda engin bilgisi ile Türk iş adamlarımıza çok büyük yardımları dokunmuştu Necati YILMAZ hatta Ankara'ya Dış Ticaret Müsteşarlığında çalışmaya başladığında bile bizlerden yine kurtulamadı. Ne zaman bir konuda bilgi sahibi olmak isteyen oldu mu adres Necati YILMAZ Türkiye'deki telefonları oldu.
Dünün Ticaret Baş Müşaviri Necati YILMAZ artık bir hukuk adamı.
Ticaret müşavirliğinde olduğu gibi sivil hayatında da çok iyi bir hukuk insanı olacağına inancım sonsuz.
Yeni yaşamında başarılar sizinle olsun Necati YILMAZ.

 

 

Ali ERGÜN, Süpermen gibi zor günlerin adamı!

 

Hani bazen ''Kuşlar yuvaya döndü'' bazen de ''Baba ocağına döndü'' gibi derler ya. İşte HAYAT gazetesinin yine bu sayfasında aylar önce bizim MALL'lerin eski Genel Müdürü Ali ERGÜN'ün yuvaya döneceğinin sinyallerini yazmıştım.
İşte nihayet beklenen son belli oldu. …Ve Ali Ergün ERGEN yeniden yuvaya döndü. Yani bu ne demek oluyor? Ali ERGÜN, Türk yatırımı olan PLAZA ROMANİA MALL'ün yeniden Genel Müdürlüğü görevine döndü.
Ali ERGÜN genç olmasına rağmen zor günlerin adamıdır. Ben kendisini öyle tanır ve inanırım.
Plaza Romania'nın inşaatı sırasında birlikte dev bir şantiye halinde olan MALL'u gezerken devase geminin uzman bir süvarisi gibi her şeye hakimdi.
Sonraları ne olduysa oldu. Bilemiyorum, birden bizim MALL'un Genel Müdürlüğünden ayrılıp yabancı bir başka grubun Banessa'daki o muhteşem MALL'un sorumluluğunu üstlendi. Burası MALL falan değil adeta bir şehir.
Ali ERGÜN'ü orada da şantiye halindeyken ziyaret ettim. Sağolsun onca işinin gücünün arasında bana o inşaatı da gezdirdi.
Ali ERGÜN BANESSA'da da o dev cüsseli işin üstesinden geldi.
Ali ERGÜN yeni yerde bir kez daha yönettiği yeri yıldızlaştırırken, çalıştığı eski Mall her gün geriye gitti. Dükkanları kapandı. OPERA Pastane ve fırın sahibi Bahattin ÇÖMEZ bile yıllarca çalıştırdığı iş yerinden bir sabah ayrılmak zorunda kaldı.
Aradan birkaç yıl geçti, kötü yönetim ve ekonomik krizden dolayı bizim Mall’de sinekler uçmaya başladı. Yalnızca yatırımcısını değil biz Türk iş adamlarımızı da üzdü Mall'umuzun bu yürekler acısı durumuna.
İşte aranan nihayet bulunmuştu. Bu kötü durumun gidişini ancak durdursa durdursa Ali ERGÜN durdururdu.
Ali Ergün'ün de gönlü ilk göz ağrısı Mall'lerin bu hüzünlü durumuna razı olamazdı. Olmadı da. Zor günlerin adamı Ali ERGÜN bir Süpermen gibi bizim Mall'lerin tepesine indi. Daha doğrusu inmek zorunda kaldı.
Başarılar, başarılar, başarılar…

 

 

ÖKÇÜN’den kadınlarımıza kutlama

 

Eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat Ökçün Dünya Kadınlar Gününü "Vefakar, Cefakar ve kanatkar Kadınlarımızın gününü kutluyorum" mesajı yolladı
ESKİ BÜYÜKELÇİMİZ ÖKÇÜN'den KUTLAMA
Görevli olduğu dönemde çalışmaları ve Türk ve soydaşlarımızla olan yakın ilişkileri ile unutulmaz bir yer edinen Bükreş eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat Ökçün, Dünya Kadınlar Günü için gazetemiz aracılığıyla "Vefakar, cefakar ve kanaatkar analarımızın ve kadınlarımızın gününü yürekten kuluyorum" diyerek bu anlamlı günü kutladı.

 

Dün fırıncılarımız birer İmparatordu. Ya bugün?

 

Romanya, rejimini değiştirdikten sonra Akıncılarımızın başında önce fırıncılarımız gelmişti. Romenler, o mis gibi, sımsıcak ve tap taze ekmeği alıp yiyebilmek için fırınlarımızın önünde uzun kuyruklar oluşturuyorlardı.
Fırıncılarımız kazandıkları çuvalla paraları ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Birden hayallerinde bile olamayan paranın, malın mülkün sahibi oluverdiler.
Ekmek pişiren fırınlarımızın sayısı arttıkça, doğal olarak rekabet de artmış oldu.
Fakat gene de iyi ekmek yapan firmalar ayakta kaldılar.
İşte bunlardan bir de Bükreş'in meşhur KARİN ekmek fabrikasıydı.
Üç ortak başladılar önce. Fırınlarının sayısını arttırmalarının yanı sıra bir de fırınlarına un tedarik eden koca bir değirmen aldılar.
Adeta fırınların markası nasıl MATADOR ise, onlar da kazandıkları paralar ile KOMPRADOR hayatı yaşayıp İMPARATOR oldular.
Sonra ortakların ikisi ayrıldı. Büyük ortak ALİŞAN Bükreş'e yakın bir başka tünel fırın açtı tek başına.
Geçenlerde Serkan, havaalanında ALiŞAN ile karşılaşmış. Yaşanan ekonomik krizde fırıncılarımızın durumunu sormuş.
Serkan'ın sevgili ALİŞAN'dan aldığı cevap: Eğer biz fırıncılar ekmekten zarar ediyorsak, gerisini sen düşün ve cevabını sen ver. 
İşte iki-üç satırla fırıncılarımızın dünü ve bugünü!
Allah hepimizin yardımcısı olsun!

 

 

HAYAT'ınız son aylarda daha mı çok Türkiye'de geçiyor?

 

Romanya'dan kimi arasam bir çok arkadaşım ''Türkiye'deyim!'' diyor. Ya da Romanya'da olduğunu bildiğim arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu bana telefon ederek ''Erkan ağabey Türkiye'deyim, bir sesini duymak istedim. Nasılsın?'' diye sağ olsunlar arıyorlar.
Son aylarda Türkiye gelip beni arayanların isimlerini yazmaya kalksam satırlar yetmez. Ama aklıma hemen gelen isimle Ertan DEMİRHAN (kardeşi Erkan zaten çok az Romanya'ya geliyor), Sabit DANIŞ, Ali KARACA, Ali KARAÇAYIR (Bir ayağı zaten Konya'da), Hüseyin KOYUNCU, Mehmet SÖZEN (Ayda en az 3 kez İstanbul-Burdur), Hacı AHMET DÜNDAR olmak üzere daha bir çok isim çoğu günlerini Türkiye'de geçiriyorlar.
Bu durum karşısında acaba diyorum HAYAT gazetesini Türkiye'de de mi dağıtmaya başlayalım diye düşünmüyor değilim.
Şaka bir yana. Gerçekten bu gözlemim çok doğru. İsterseniz kendinize sorun ekonomik krizden sonra mı Türkiye'ye çok gittiniz, yoksa önce mi? Ne dersiniz?
Ben bile ağırlıklı, hem de çok ağırlıklı olarak Türkiye'de bulunuyorum.
Siz Romanya'da olmazsanız benim ne işim olur Allah aşkına. Değil mi?

 

 

Türkiye'ye giderken Giurgiu'da Şükrü ustada çorba için

 

Ekonomik krizden mi bilmem Emmi'nin kurucu ortaklarından Şükrü usta ortaklarından ve dolayısıyla da Bükreş'teki Emmi Restaurant'tan ayrıldı.
Geçenlerde dostlarına duyurmak için kulağıma "Erkan ağabey köşene yaz, Türkiye'ye giderken Giurgiu'daki yeni açtığım lokantama uğramayıp bir çorbamı içmeyenlere darılırım" dedi.
Şükrü ustanın darılmasını istemeyen dostarının haberi olsun. Bulgar'da yemek yiyeceğimize Giurgiu'da Şükrü ustada yeriz.


İyi dost kötü günde mi, İyi günde mi belli olur!

 

 

“İyi dost kötü günde belli olur” derler ya; işte size içimizde kötü günde her kesin yanında olan ya da olmaya çalışan bir isim: TAMER ATALAY.
Şimdi aranızda ''Aaaaaaa-uuuuuuuu'' diyenlerinizi duyar gibiyim.
Aşağıda yazdıklarımı okuduğunuzda bana hak vereceksiniz. Buna eminim.
*    *    *
Geçen hafta gazetemizin internet sitesinden eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN'ün çok saygı değer annesi Macide ÖKÇÜN'ün vefat haberini duyurmuştuk.
Haber henüz daha siteye konar konmaz bir çok iş adamımızdan telefon aldım. Benden Büyükelçimiz ÖKÇÜN'ün telefon numarasını isteyip kendilerine baş sağlığı telefonu etmek istiyorlardı.
Hatta Bükreş'li eski bir iş adamlarımızdan zeytinci ve de şair olarak bilinen Sebahattin CAMUZ, Sudan'dan bizim ''www.hayat.ro'' sitemize girdiğinde Büyükelçi ÖKÇÜN'ün annesinin vefat haberini öğrenip beni aradı.
*    *    *
Bu telefon ile arayanların içinde öyle bir isim vardı ki şaşırmamak elde değil!
İşte o isim Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY idi.
Neden ''şaşırmamak elde değil'' dediğimin cevabını bir çoğunuz biliyorsunuz. Fakat ben yine de kısaca bahsedeyim:
Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY ile eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN'ün araları bozuktu. Aralarının neden bozuk olduğunu bana sormayın. Zira ATALAY Başkan bana da o zamanlar kırgındı. Bundan ötürü neden birbirlerine kırıldılar bilmiyorum.
Büyükelçi ÖKÇÜN'ün görev süresi bitip Ankara'ya döndüğünden bugüne kadar aradan sanırım en az 5 yıl geçmiştir. Tamer Başkan da Büyükelçi ÖKÇÜN de o gün bu gün görüşmemişlerdir. Hatta belki hiç karşılaşmamışlardır bile.
İşte Büyükelçi ÖKÇÜN, çok sevdiği anneciğini geçen hafta kaybettiğinde, Tamer Başkan ''İnsanlık bu günde belli olur'' düşüncesiyle Büyükelçi ÖKÇÜN'ü aramak istemiş olmalı ki Sayın ÖKÇÜN'ün telefonunu istemek için beni aradı. Düşünmeden ve de Büyükelçime de sormadan telefon numarasını verdim.
İşte bundan ötürü Tamer ATALAY için ''İyi dost kötü günde belli olur!'' diyorum.
TİAD'ın Onursal Başkanı rahmetli dostum-kardeşim İsmet İsmail BAYINDIR vefat ettiğinde de Tamer Başkan ilk hareket eden isimler arasındaydı. Hatta hatta gazetemizi arayarak ''Romanya'daki Türk iş dünyası için emekleri çok olan ve Türk İş Adamları Derneği TİAD'a çok büyük emekleri geçti. Romanya- Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası olarak TİAD'ın  Onursal Başkanı İsmet Başkan için gazetenize tam sahife ilan vermek istiyorum'' dedi.
Düşünebiliyor musunuz?
TÜYAB eski Başkanı Zeki ERALP içinde (Sarı Zeki) aynı şekilde ilk hareket ednlerdendi.
Haksız mıyım? ''İyi dost kötü günde belli olur'' diye Tamer ATALAY'ı yazmakta.
Tamer Başkan bir de ''Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi'' felsefesinde olduğunu söyleyerek ''Neyi paylaşamıyoruz, anlayamıyorum'' diyor.
*    *    *
Tamer Başkan, Büyükelçi ÖKÇÜN'ü aramış olmalı ki, Sayın ÖKÇÜN beni arayıp, Tamer ATALAY'ın kendisini aradığını belirterek ''Çok duygulu ve hassas bir zamanımda aranmak beni ziyadesiyle mutlu etti. Çat Kapı ziyaretlerimizi konuştuk. Kırgınlıkların artık geride kalması gerektiğinden söz ettik. Ben de her görevimi devletim ve bayrağım adına yaptım. Bu görevim sırasında bazı arkadaşları kırdıysam, üzdüysem ve hırpalamışsam özür dilerim. Ancak bilinmeli ki önce devletim ve bayrağım gelir'' dedi.
Ben bir kez daha hepiniz adına Büyükelçimiz ÖKÇÜN'e Allahtan sabır,  pek değerli saygıdeğer anneleri Merhume Macide ÖKÇÜN'e de rahmet diliyorum. Nurlar içinde yatsın!

 

 

Demiştim Ömer SÜSLİ, geniş kapsamlı iş adamımız diye!

 

Gazetemizin iç sayfalarında TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ için ''Çok yönlü, geniş kapsamlı bir iş adamı'' diye söz etmiş ABD'deki villa inşaatlarını sormuştum.
Ben bu sorunun cevabını alırken Ömer Başkanın bir de Turizm işine girdiğini duydum.
Dedim ya Ömer SÜSLİ geniş kapsamlı bir iş adamı diye.
Çuval, boya, İnşaat, şu, bu derken bütün bunlara bir de turizmcilik ekledi Ömer SÜSLİ.
İnanıyorum ki Ömer SÜSLİ bu işinde de tepelere oturacak.
Eeee, bizim eski turizmciler artık Ömer SÜSLİ'den korksunlar.
Ömer başkanın yeni işi olan turizm firmasının adını henüz öğrenemedim, ama yolu açık, şansı ve müşterisi bol olsun.
Bu ekonomik krizde elbette gidecek bir yerler buluruz  SÜSLİ TURİZM ile.

 

 

Allah şifa verir inşallah!

 

Gazetemizin sayfalarında zaman zaman yabancı diyarlar ile ilgili inceleme-gezi turu güzel yazı ve resimer görüp okuyorsunuz.
Bu genç arkadaşımız Mustafa Reyhan. Araştırmayı, seyahati, başka başka diyarları, ülkeleri gezmek Mustafa Reyhan için hayatının olmazları adeta.
Fakat bu günlerde sevgili babacığının çok ağır hastalığı nedeniyle çok sevdiği gezilerine çok sevdiği biricik babacığı için ara verdi.
Mustafa Reyhan babacığının ellerini tutmuş Allah’ına onun için dua ediyor.
Allah, Reyhan babaya şifalar versin.

 

Cumhurbaşkanımız Gül’ün ne kadar zeki olduğunun resmidir!

 

Ahmet Rıfat Ökçün'ün Bükreş Büyükelçimiz olduğu dönemde gerçekten siyasilerimizin Bükreş'e ziyaretlerinin ardı arkası kesilmezdi. İşte siyasilerimizin bu ziyaretlerinden biri de Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanlığı döneminde yaşandı.
Romanya'ya resmi bir ziyaret için gelen dönemin T.C. Dışişleri Bakanı ve günümüzün T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yine zamanın Romen Dışişleri Bakanı ve bugünün yeni atanan Romen Başbakanı Ungureanu ile kucaklaşmıştı. Gazetemiz arşivinden alıp yayınladığımız bu fotoğrafa baktıkça Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Romanya Başbakanı Ungureanu’yu yıllar önce başbakan olacağını sezmiş de tebrik etmiş sanki.
5-6 yıl kadar önce bu şekilde birbirlerine sarılan her iki ülkemizin o zamanki Dışişleri Bakanlarından birisi T.C. Cumhurbaşkanı, diğeri de Romanya Başbakanı.
Tarihin yapraklarından günümüze taşıdığımız bu fotoğrafla biraz nostalji yaşayalım dedim.



Acıları yazmak çok zor


2012 yılı benim için hiç hoş başlamadı doğrusu.
Daha doğrusu burada anlatmam uzun sürer, 2011 yılının son günleri başladı bu kötüye gidiş. Ben her kötülükten bir iyilik beklediğim için, şükür Allah'ıma kötülükler hızlı bir şekide iyiye doğru gidiyor.
Fakat arka arkaya duyduğum ölüm haberlerinden biri var ki, inanılması imkansız.
Gerçek bir dost, gerçek güzel bir insan, gerçek bir başkan. TİAD'da yaptığı başkanlık süresince adı altın harflerle yazılması gereken bir isim.
İsmini söylemeden yukarıda anlatmaya çalıştığım kişinin kim olduğunu mutlaka tahmin etmişsinizdir.
…Evet. Bildiğiniz gibi o isim İSMET BAYINDIR!
Rahmetle bir kez daha anıyorum canım arkadaşımı. Yakınlarına da Allah’tan sabır diliyorum.
*    *    *
OTOPSİ RAPORU AÇIKLANDI: KALP KRİZİ
Rahmetli İsmet BAYINDIR'ın ne kadar çok seveni varmış.  Sevenlerinin çokluğundan bahsetmeden önce, TİAD Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR aradı beni ve İsmet BAYINDIR'ın otopsi raporunu aldıklarını söyledi. Hunharca öldürülmüş falan değilmiş.
Ölüm raporunda ''KALP YETMEZLİĞİ'' deniyormuş.
Yani bizim anlayacağımız tabirle kalp krizi.
Güven GÜNGÖR konuyla ilgili bu önemli açıklamayı yaparken, zanlıların 6 kişi olduklarını ve hepsinin yakalandığını da söyledi.
Ayrıca bu işin peşini bırakmayacaklarını ve Moldavya'da çok kuvvetli bir avukat da tuttuklarını anlatarak olayın para için yapıldığını ve ne yazık ki gasp ve darp olduğunu da söyleyen TİAD Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR, olayın işlendiği gecenin sabahı olay yerine gelen ve olayın içinde olduğu bilinen genç bir bayanın, elleri arkaya bağlı olan rahmetli arkadaşımızın ellerini çözmek için geldiğini ve olayın korkutmanın çok ötesinde bir olay olduğunu görünce polise haber verenin de bu genç bayan olduğunu anlattı.
Bir kez daha Allah gani gani rahmet versin. Nurlar içinde yatsın.
*    *    *
HİÇ BEKLEMEZDİM!
Türkiye'deki gazetelerde görmüşsünüzdür; ünlü, zengin ya da makam mevki sahibi bir kişi vefat ettiğinde sayfalar dolusu ''BAŞSAĞLIĞI'' ilanları verilir. Ben de bizim gazetede Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası'nın tam sayfa başsağlığı ilanını görünce doğrusu çok şaşırdım.
Çünkü Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY ile TİAD Onursal Başkanı rahmetli İsmet BAYINDIR'ın araları iyi değildi.
Aralarının neden iyi olmadığını burada anlatmam yanlış olur. Fakat kırgın olduğunu düşündüğüm Tamer ATALAY'ın Başkanı olduğu Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası'nın bu taziye ilanı çok iyi düşünülmüştü.
Zaten Tamer ATALAY'ın zor günlerde düşmanına bile dost olduğunu hep düşünürdüm. Yanılmadığımı anlamış oldum.
Tamer ATALAY'ı bu ince düşüncesinden dolayı tebrik ediyorum.
…Ve bu taziye ilanının tüm düşmanlıklara, kavgalara ve küskünlüklere son vereceğini umuyor ve diliyorum.
*    *    *
RAHMETLİNİN CENAZESİ GÜLÜSTANLIK GİBİYDİ!
Yazımın başında demiştim ya; ''İsmet Başkanın ne çok seveni varmış'' diye.
Bu sevenler öyle çok öyle çok ki, cenaze törenine Bükreş'ten kalkıp İstanbul'a gelemeyen onlarca dostu yolladığı çelenklerle sevgili arkadaşlarına edebiyata uğurladı.
Burada kimler çelenk yolladı, kimler yollamadı diye isimleri sıralayacak değilim. Gürsel ÖZTÜRKMEN, taa Gaziantep'ten gelerek cenazeye katıldı. Doğal olarak bu sıkıntılı ve üzüntülü ölüm ve defin sırasında TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ, TİAD'ın eski başkanlarından Halit ÖZTÜRKMEN ve TİAD Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR'ün de çırpınmaları takdir edilmeyecek gibi değildi.
Benim TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ'ye ve onun şu andaki yönetim kurulu üyesi arkadaşlarına (İçlerinde çok sevdiğim dostlarım da var) bir önerim olacak: İsmet BAYINDIR'ın yani TİAD'ın gerçekten ONURSAL BAŞKANI İSMET BAYINDIR'ın adını yaşatacak bir olguya imza atsınlar.
Çünkü İsmet BAYINDIR, TİAD'a çok şey yaptı ve de kattı. Sizlerinde bu güzel isime yapacak bir ufak göreviniz olmalı diye düşünüyorum.
Allah kimseyi dosttan eşten mahrum etmesin.

 

 

Ne oldu bizlere?

 

Siz oralarda sıfırın altı 30 derecelerde soğuktan donarken, biz buralarda yani kuzey Ege'de sıfırın altını hiç görmedik.
Termometrelerimizde en fazla gördüğümüz sıfıra yakın rakam +3 veya +2 oldu.
Çoğunlukla da +8 ile +10 derece arasında bir hava şartlarında kışı geçiriyoruz.
Meteoroloji havamız iyi de sağlık havalarımız  bozuk olduğundan gözümüz için güneşli güzel havaları pek görmüyor.
Neyse! Benim asıl yazmak istediğim şu; Bu dondurucu soğuklarda fakir fukara ne yapar, ne yer, ne içer, nasıl ısınır? Romanya'nın veya Türkiye'mizin o kervan geçmez, kuş konmaz köylerindeki bunca soğuk ve karlı havada oranın sakinleri ne yapar?
İhtiyarlar, yeni doğan bebekler, çocuklar, hatta hatta hamile kadınlar ne yapar? Ya da ne yapıyorlardır?
Mutlaka devletin ana ya da baba dediğimiz devletin eli kolu uzanıyordur. Daha önceki senelerde sel felaketine uğrayan Romanya köylerine iş adamlarımız, sivil toplum örgütlerimizin önderliğinde hemen toplanırlar, kimin nesi varsa kamyonlara yerleştirilir o köylere yardıma gidilirdi.
Hiç unutmam bir defasında eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖÇKÜN bir fakirin yıkılmakta olan evinin çatısına çıkmış adını unuttuğum bir soydaş nineye yardım ediyordu. Çok güzel bir resim daha vardı Büyükelçi ÖKÇÜN'ün o zamanlar kullanamamıştım. Yardım malzemeleri ile dolu bir at arabasını Büyükelçimiz ÖKÇÜN sürüyor, yanında da o zamanlar TÜYAB Başkanı Aykut AKBULUT yardım dağıtıyor.
Şimdi Romanya daha kötü bir hava yaşıyor, fakat bizim derneklerimizden şu ana kadar tık yok.
Belki de Sivil Toplum Örgütlerimizin Başkanları dondurucu soğukların kalkmasını ve karların erimesi bekleniyorlardır.
*    *    *
Fakat Türk toplumumuzun önde gelenlere birkaç kelimeyle de olsa söyleyeceklerim var.
*    *    *
Sabit DANIŞ!
Sen her zaman yardım etmeyi severdin. Ne oldu şimdi? Hava şartlarından dolayı mı yardımları götüremiyorsun?
Siz TİAD! Romanya’daki en varlıklı Türk sermayesini temsil ettiğinizi söylüyorsunuz. Haksız da değilsiniz. Gerçekten çok zengin üyeleriniz var. RULMANTİ SA, GARANTİ BANK, CREDİT EUROPE BANK, POLEMN SA. TİAD'ın başkanı Sayın Ömer SÜSLİ'nin de zenginlik konusunda yukarıda saydığım TİAD üyelerinden geri kalmaz ya.
Sayın ATALAY'a da söyleyeceklerim var.
Türkiye - Romanya Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı siz Sayın Tamer ATALAY! Sizin ne kadar yardım sever bir insan olduğunuzu bilmesem bunları yazmazdım. Siz Romanya'daki Türk mahkumlara bile kamyonlar dolusu yardım götürürdünüz. Geçmiş yıllarda sel zedelere yardımlar götürdünüz.
Yaşadığımız ekonomik kriz bu denli mi belimizi büktü?
*    *    *
Ben bu satırları yoğun duygular içinde yazarken Serkan telefon etti. Azerbaycan Büyükelçiliğinin bu konudaki büyük ve yoğun yardımlarını anlattı.
Allah’tan gardaşlarımız yardım ediyorlarmış bu çaresiz insanlara. Sayın Büyükelçi Dr. Eldar HASANOV'un ne kadar yardım sever bir kişilik sahibi olduğunu herkes bilir.
Ben, Sayın HASANOV'un  dönüş bileti olmayana, daha doğrusu alamayana bilet aldığını çok gördüm. Yalnız bilet alma olsa iyi. Bazen kalacak yeri olmayan çok kişiyi günlerce misafir ettiğine de tanık oldum.
Azerbaycan Büyükelçiliğinin yardımları bizim yardımlarımız gibi düşünerek kendimi teselli ediyorum.
Asıl yürekler acısı, feci manzara kar ortadan kalkınca ortaya çıkacak diye de çok korkuyorum. İnşallah korktuğum gibi, ya da korktuğum kadar olmaz.
NOT: Yazıyı tam bitirmiştim ki, Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Sekreterliği yardıma muhtaç bölgelerin belirlendiği ve havaların açmasından sonra belirlenen bölgelere yardım yapacaklarını duyurdu.

 

 

“Çırpınırdı Karadeniz”

 

Hani “Hava buz kesti” denir ya! İste bu fotoğraları facebook'tan Zeki Uysal göndermiş.
Buz değil gerçekten hava buz kesmiş Köstence'de. Arabalar, duran herşey adeta birer buzdan heykele dönüşmüş.
Köstence'nin sahillerinin bu kuduran deniz fotoğralarına baktıkça aklıma o güzelim türkü geliyor: “ÇIRPINIRDI KARADENİZ”

 

 

Gözünüz yolda, kulağınız Sevigen’de olsun

 

Murat Sevigen, Cuma mesajlarından sonra şimdi de kara yolu ile Bulgaristan'da geçeceklere çok önemli bilgiler vermeye başladı. Bence bu kar-kış-kıyamet bir hava şartlarında kara yolu ile Romanya'ya gideceklere gerçekten büyük bir hizmet bu bilgilendirme.
Murat SEVİGEN, Uluslararası Nakliyatçılar Derneği (UND) tarafından yayınlanan rapordan aldığ bu yol bilgilerini vermeye bence devam etmeli.
Öyle bilgiler var ki; sınır kapısının dışında bekleyen araç sayısından, Bulgaristan'ın saatte kaç TIR girişi yapabildiğine kadar. Hatta Kapıkule'nin karşısında Swilingrad ile hemen yanındaki Lubimes kasabasında tren raylarının koptuğunu bile bildiriyor.
Ne diyeyim sana sevgili Murat SEVİGEN? Ben bundan sonra senden yol raporu almadan yaz da olsa kış da olsa yola çıkmayacağım.
Meteorologlar meteoroloji raporları ile nasıl hava durumunu veriyorlarsa sen de bir ''YOL''OROLOG gibi ''YOLOROLJİ'' raporu vermen gerçekten harika. (YOLOLOG ve de YOLOROLOJİ benim uydurmam)
Siz siz olun, gözünüz yolda olsa da kulağınız mutlaka Murat SEVİGEN de olsun!


Parasız sağlık olmuyormuş. Hep önce sağlık derdim!

 

Yine de öyle diyorum da, demiyorum! Daha doğrusu diyemiyorum.
Ben önce sağlık dediğim de "Sağlıkla birlikte para da gerekli!" diyenlere burdan kerre “haklısın!” derim.
Bir “SAĞLIK” kelimesinden nerelere geliverdim!
Şimdi anlatacaklarımı okuduğunuzda sizler de benim neden döndüğüme hak vereceksiniz.
23 Aralık günü eşimin bir rahatsızlığı için gittiğimiz Edremit Özel Hastanesinde apartopar ameliyata alınması ile her şey başladı. O doktor senin bu doktor benim, o laboratuara koş bu laboratuara koş, sonunda adını en güzel bölgemizden alan “Ege Üniversitesi Hastanesi” ne getirdi.
Üniversite hastanesine daha önce gitmeyip de hastalarını müşteri gibi gören özel hastanelere gideceklere doğru adresin Üniversite hastaneleri olduğunu söyleyebilirim.
Ege üniversitesi deyip geçmeyin adeta bir şehir. O kat, bu kat derken bir de etrafınızda sizden daha fazla hasta olanları gördükçe sizin hastalığınız sanal olarak daha da artıyor. Ama, olsun! O hastalık için ana bilim dalı oluşturulmuş hastanede. Fakat çıkan tam gün yasası ortalıkta bir profesör bırakmamış. Afrika’dan, Azerbaycan'dan gelen gencecik diskocu tiplere benzeyen doktorlar size umut vermeye çalışıyorlar. Cümlenin doğrusu siz o doktorlardan umut almaya çalışıyorsunuz.
Nihayet bize hastaneye yatıp ameliyat olmamız öneriliyor. Öneriliyor, öneriliyor olmasına da nerede?
Öneri ile birlikte "Boş yatağımız yok. 3 hafta kadar bekleyeceksiniz ya da bir başka hastane bulup orada ameliyatınızı yaptırın" deniyor.
Önce hık mık ettik. Sonra bekleyelim dedik. Ancak ertesi günü ogrendik ki ameliyathane tamirdeymis. Ondan dolayı beklemek zorunda bırakılıyor muşuz.
Beklenir mi hiç? Hastalık bu. Hemen bir özel hastane bulup kendimizi oraya attık.
Daha fazla özellerimle canınızı sıkmak istemem. Bu anlattıklarım önce sağlık isterken paranın da gerekliliğini anlatmaya yeter sanırım.
Öyle az-buz para da değil. Bir analiz bin yeşillik. Gerisini siz düşünün.
Ben daha dün Allah önce sağlık versin derken, bugün "Sağlıkla beraber para da olmalı!" diyorum bundan böyle.
Hastamızın durumunu merak eden dostlarıma da çok şükür bomba gibi olduğunu söyleyebilirim.
Sağlıklı ve de paralı günler diliyorum.




Sağ olun, var olun can dostlarım!

 

Eşimin sağlığı ile ilgili yazı yazarken, eşimin sağlığını yakınen takip eden ve eşim ameliyattayken telefonlar ederek bana destek veren taaa Azerbaycan'dan Romanya'dan onlarca dostlarıma teşekkür etmemek olur mu?
Bu sıkıntılı ve zor günlerimde Azerbaycan'dan Cüneyt TÜRKTAN olmak üzere Bükreş'ten de başta Azerbaycan Büyükelçisi Dr. Eldar HASANOV olmak üzere Türkiye-Romanya Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY, Dobruca Türk İş Adamları Derneği Kurucusu ve eski Başkanı Sabit DANIŞ, onun can dostu İstanbul İtalyan Hastanesi Acil Servis sorumlusu Dr. Gürcan AYDIN, Avrupa Göz Hastanesinin ortaklarından Başar HACISÜLEYMANOĞLU, Ankara’dan eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN telefonları ve duaları ile hep yanımda oldular.
Hele benim güzel kardeşim, can dostum STAR PLAST'ın sahibi Hacı Mehmet DÜNDAR, hem günde birkaç kez beni telefonla araması, aramasının  dışında Bükreş İslami Hizmetler Vakfı'nın çok değerli hocaları başta Ramazan ECE hoca olmak üzere, eşimin ameliyatı sırasında topluca dualar ederek beni manevi duygularımın en üstüne taşıdılar.
Sağ olun, var olun can dostlarım. Sevenimiz sevmiyenimizden çok çokmuş.



Lütfen Dikkat!

Türk Hava Yolları’nın Bükreş-İstanbul yolcularına anonslarını duyuramıyoruz

 

Yukarıda başlık THY'nin anonsu gibi oldu galiba.
Türk Hava Yolları son yıllarda biliyorsunuz performansı ile tüm dünyaya parmak ısırtıyor. Bayrağımızı her yerde dalgalandırıyor.
Daha bir çok güzel şeyler var arka arkaya sıralayacağım.
Eşimden dolayı ben THY'nin 40 yıllık damadıyım.
Eşim Mualla ŞUVAKLI (ERUYSAL) 1972 yılında Ankara-İstanbul seferi yapan Boğaziçi adında DC 9 tipi uçakta kabin amiri olarak görevliydi. İşte bu uçuş sırasında Bursa semalarındayken uçak korsanları silahı eşimin başına tutup rotayı Sofya'ya çevirtip içindeki yolcularla birlikte Sofya Havaalanına indirmişti.
İşte THY'deki tanışıklığım ve ilgim taa o tarihlere dayanır.
Üst yönetimden alt yönetimden bir çok dostum oldu.
Mesela hala Bükreş'e hizmetleri asla unutulmaz isim İstasyon Müdürü Cengiz TÜRKSOY vardı. Şimdi kim bilir hangi ülkede yine ne yenilikler yaratıyordur. Yad ile anıyoruz.
*    *    *    *    *
THY ile bu kısa ilişkimizi anlattıktan sonra gelelim anons gibi yazdığım başlığı açmaya.
Her zaman TİAD'dan bir çok bilgilendirme mektubu gelir haber kutumuza. Türkiye'den partner arayanlar, aramızdan ayrılanlar ve bunun gibi bir çok bilgiyi bilgimiz olsun diye TİAD'ın çalışkan Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR, tüm üyelerine bu bildirileri geçer.
Geçenlerde bir de baktım Türk Hava Yolları Bükreş sorumlusunun bir duyurusunu TİAD aracılığıyla bize geçmiş.
Yani THY, bir dernek aracılığıyla tüm yolcularının ilgilendirecek bir haberi 120 veya 150 üyesi bulunan bir dernek Genel sekreteri aracılığıyla sizlere duyurmaya çalışıyor.
TİAD Genel Sekreteri, üyesi olmayan sizlere THY'nin bu duyurusunu nasıl duyurabilir?
Oysa Türk Hava Yolları, Bükreş'te amme görevi yapan biz gazetelere bunu bir basın bildirisi ile duyurması gerekmez mi? 
Romanya'nın neresinde Türk varsa yayınladıkları gazeteyi ceplerinden masraf ederek okurlarına ulaştıran buradaki Türk basının yok farz etmek ne kadar doğru olabilir?
Hatta THY'nin Bükreş yetkilisi beyefendiyi hiç tanımadık bile. Kendisi bu makama atandığı zaman 3  Türk gazetecisi ile tanışma lütfünde bile bulunmadı.
Kendisine soruyorum THY'nin sizler için yaptığı bu çok önemli duyuruları dernekler yoluyla yapmasını ne kadar doğru buluyor?
Ben bir de bu soruyu sevgili kardeşim Türkiye Sivil Havacılık Eski Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali YILDIRIM'ın Danışmanı Ali YILDIRIR'a soracağım.
Acaba THY Bükreş sorumlusu beyefendi bu duyurulardan biz gazetelerin para mı alacağımızı düşünüyor?
''Olmaz!'' demeyin.
Bu anlamsız hareketten dolayı aklıma her şey geliyor.
“Lütfen DİKKAT. Gazetemizin tüm sayfaları THY gibi resmi yerlerden gelecek her tür duyuruları ücretsiz olarak yayınlamaya hazırdır.”




Babalarını hakkın rahmetine gönderen babalar!

 

Babasızlığın ne olduğunu çok iyi bilenlerdenim. 11 yaşından bu yana babasızlık çeken ben, ne zaman bir yakın dostumun babasını kaybettiğini duymak beni çok sarsar.
''Ah babam sağ olsaydı, şu köşede otursaydı!'' şarkısı beni sessiz hıçkırıklara boğar.
Sevgili Hasan POLAT dostum, sen baban için babalar gibi çırpındın. Biliyorum, çok üzgünsün.
Hasan DELPALTA sen de yakın zamanda babanı kaybedenlerdensin. Senin de başın sağ olsun.
Zeki UYSAL da iki hem anne hem baba acısını kısa arayala yaşadı.
Diğer babalarını kaybeden tüm dostların acılarını paylaşıyorum. Tanrı gani gani rahmet eylesin.



Başkan böyle genç ölüm sana yakışmadı!

 

İsmet Başkan böyle ölüm sana hiç yakışmadı be. Ne güzel Romanya'da hep beraberdik. Kakari kikiri gülüp eğleniyorduk. Bazen de birbirimize sitem ediyorduk.
Ama olsun be İsmet Başkan. Gene de Bükreş'te iyiydik.
Hatta yazları Köstence'ye gelince beni alıp sevdalın olan Karadeniz'in hırçın dalgalarına birlikte atlardık o küçücük kıçtan takma motorlu sandalın ile. Kalkan balığı avı için özel donanımlı teknende reislik de sana TİAD'da yaptığın başkanlık gibi pek yakışırdı.
Akşama kadar kaldığın denizinden edindiğin rızkını sofraya koyup kendi ellerinle pişirip yakınında kim varsa sofrana buyur edip paylaşırdın. ….Keyfin bir de gıcır kafan da çakır olunca asılırdın ''Mehtaplı gecelere''. 
Olmadı be İsmet Başkan!
Önce bizi Bükreş'te sensiz bırakıp gittin.
Taa Moldavya'da ne işlerin vardı? Bilmiyorum ki! Romanya'da bunca sevenin var iken gönüllerimizin İsmet Başkan'ı iken seni Moldavya'ya ne çekti götürdü?
Belli oldu neyin çekip seni Moldavya'ya götürdüğü: Ecelin çekti seni, ecelin.
Ne olursa olsun sevgili İsmet İsmail BAYINDIR, yani İsmet Başkan, böyle genç yaşta ölümü sana ben hiç yakıştıramadım.
Türk İş Adamları Derneği yani TİAD'ın tüm üyeleri sana şükran borçlular. Ben de yıllar önce ''TİAD'ın gelmiş geçmiş en iyi başkanı İsmet Başkan'' diye hem sözlü hem yazılı beyan ettim.
İsmet Başkan, az önce Ankara'dan eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN aradı. O da sana bu şekilde ölümü yakıştıramadı. Tıpkı sırdaş ve dert arkadaşın Gürsel ÖZTÜRKMEN, seni hep idol olarak gören Halit Başkan ve diğer  tüm dostların gibi.
Olmadı İsmet Başkan, olmadı. Ama ne dersin kaderin de önüne geçilmezmiş. Işıklar içinde yat sevgili gönül insanı İsmet Başkan.

 

 



Gürsel Öztürkmen bu, ne yapacağı belli olmaz

 

Benim gibi bir ayağı Romanya'da bir ayağı Türkiye'de olanlar firsat buldukça telefonlaşır laflarız.
Bunun adına dedikodu da denilebilir. Fakat en doğrusu özlem gideririz.
Yaz boyunca benim kasabaya bizzat uğrayan Romanya'lı arkadaşlarımız da oldu.
Sabit Danış, Ahmet Çiftçi, Nejat Sali ve Yetkin Ertürk gibi dostlarım akla gelen ilk isimler.
Bir de can dostum Gürsel Öztürkmen var ki; haftada en az 3 kez telefonla görüşürüz.
Ticaret eski başmüşavirimiz Tamer Dizioğlu Bodrum'a yerlestiğinden dolayı onunla ayda bir iki kez telefonla görüşebiliyorum.
Bir de genç kardeşlerim var. Adana'ya yerlesen Hüseyin, Hatay'a yerleşen şair Sebahattin Camuz.
Geçenlerde Gürsel Öztürkmen kardeşim ile görüşürken şaka da olsa Türkiye'de bir "Romanya'dan Türkiye'ye Dönenler Derneği" yani kısa adıyla "RTDD". (kısa adı kulağa pek hoş gelmedi)
Sonra düşündüm taşındım. Biraz daha zaman geçtiğinde dönenlerimizin sayısı arttığında veya bir ayağı burda, bir ayağı orada olanlarımızın sayısı arttığında böyle bir dernek kurulabilir diye düşünüyorum.
Merkezi İstanbul olur, diğer şehirlere yerleşen arkadaşlarımıza da şubelik veririz.
Başkanı olarak da Türkiye'ye dönen eski bi başkanı yaparız. Olmaz mı? Olmaz olmaz demeyin, bakarsınız şakayla karışık olur. Nasıl senaryo ama?

 

 

Amerika'ya zeytin ihracatı yapıyor!

 

Tanıyanlar bana ''Gürsel Öztürkmen Türkiye'de ne iş yapıyor?'' diye soracak olursanız. Size ''O şimdilik Amerika'ya zeytin ihracatı yapıyor'' derim.
Gaziantep sahibi olduğu 40 bin ağaca yakın zeytinliklerinin bu yıl ilk ürünlerini almaya başlamış Gürsel ÖZTÜRKMEN.
Zaten sık sık telefonla görüştüğüm sevgili kardeşim Gürsel'in ne denli başarılı olduğunu çok iyi biliyorum. Hani eskiler derler ya ''Düştüğü yerden bir avuç altınla kalkıyor''. İşte Gürsel ÖZTÜRKMEN işte tam öyle bir kişilik.
Bugün Amerika'ya zeytin ihraç eden Gürsel ÖZTÜRKMEN bakarsınız yarın Afrika'ya tekstil ihraç etmeye de başlar.
Yani Gürsel ÖZTÜRKMEN, hem kafası hem de bedeni çok iyi çalışan ve herkes tarafından da çok sevilen bir arkadaşımız. Tanıyanlar kendileriyle gurur  duymalı.
Bunları yazdım diye kardeşi Başkan Halit ÖZTÜRKMEN'in kıskanacağını düşünüyorsanız, yanılırsınız. Onun da altından daha çok değerli özellikleri ve yetenekleri var.

 

 

Allah birlikten ayırmasın?

 

 

Gurbette bayramlar, seyranlar, acı günler, tatlı günler bir başka duygularla olur. Bir yakınımızı kaybettiğimizde ya da yeni bir cana kavuştuğumuzda hepimiz adeta tek vücut oluruz çoğunlukla.
Geçenlerde sevgili kardeşim Hacı Mehmet DÜNDAR'ı arayarak hatırını sordum. Bu arada da Bükreş'te tanıdıklarımdan haberler sormaya başladım.
Laf oradan buradan derken Romanya plastik ambalaj sanayi sahibi arkadaşlarımızdan Engin GÜRSOY'un annesinin acı kaybını duydum. Öncelikle Engin GÜRSOY arkadaşımıza geç de olsa Allah’tan sabır, rahmetli saygı değer annesine de rahmet dilerim.
Bu arada yeni harbim oldu. Dobruca Türk İş Adamları Derneği Başkan yardımcısı Zeki UYSAL'ın da annesini yitirdiğini duydum. Büyük acısını paylaşıyorum. Allah saygı değer babasına ömürler versin.
Geçenlerde her halde 40 mevlidi olacak. Bükreş İslami Hizmetler Vakfına ait camide Engin GÜRSOY annesinin ruhuna mevlid okutmuş. Romanya İslami Hizmetler Vakfı'nın Bükreş'teki camisinde rahmetli MİNE GÜRSOY ruhuna okutulan camiye gelen müminler adeta sığmamışlar içeriye
Dedim ya; gurbet ellerde acı günümüzde tatlı günümüzde hep bir arada olmayı bilmek ve bunu başarabilmek cidden insana bir başka huzur ve güç veriyor.
Allah birlik beraberlikten ayırmasın.


 

 

Ali ERGÜN ERGEN, yuvaya mı dönecek?

 

Her gazetecinin bir kuşu vardır. Benim de aranızda dolaşan güzel i güzel bir kuşum var. Yalnız bu kuşumun bir özelliği var. O da fazla çenesi düşük. Dedikoduyu pek seviyor sevimli kuş.
İşte kuşum. Ben ona ''ÖTEN KUŞ''um diyorum.
Geçenlerde Hüsnü ÖZYEĞİN’in eski prenslerinden daha doğrusu Mall'lerin prenslerinden Ali ERGÜN ERGEN, VİTAN MALL'de ANCHOR GRUBUN Genel Müdürü Murat KAZAZ ile gördüğünü söyledi.
Hayret! Hayret ki ne hayret! Ali ERGÜN ERGEN eski Genel Müdürü olduğu VİTAN MALL de, şimdinin Genel Müdürü Murat KAZAZ ile birlikte.
''Öten KUŞUM'' bütün bunları söyledikten sonra da dönüp bana: “Yorumunu sen yap” dedi.
Ben de hiçbir yorum yapmadan size aktarıyor ve yorumu siz yapın diyorum.
Haksız mıyım?

 

 

PLAZA MALL’de neler oluyor?

 

 

Yukarıdaki soruyu sizler bana soruyorsunuz ben de gazetemiz aracılığıyla Plaza Mall'u yönetenlere sormuş olayım
Plaza Mall açıldığı günlerde ne heyecanlıydık. Ne gururluyduk. Biz Türklerin gurur duyacağı ve altında imzamız olan Bükreş'e harika bir Mall yaptık diye.
Mall benim değil di mutlaka. Ama bizim idi.
Gurbet ellerde sahibi Türk olan bir iş yeri, bir fabrika veya bir kuruluş, adı ne olursa olsun ben ''BİZİM'' derim.
Bundan dolayı da Plaza Mall de, Vitan Mall de, PROLEMN S.A da, Anatolia restaurant da, Star Plast da, Edesa da  kısaca sahibi Türk olan küçük-büyük veya orta ölçekli her iş yeri bence ''BİZİM''dir.
İşte bizim Plaza Mall’de son günlerde bazı kokular burnuma, bazı sözler de kulağıma gelir oldu.
Kulağıma gelenleri hemen şimdi sıralamayacağım. Önce bir araştıracağım. Doğru mu değil mi? Duyduklarım beni ikna ederse sonra yazarım neler olur bittiğini.
Bence Plaza Mall'un bir yönetim sorunu daha doğrusu yönetici sorunu var galiba.
Çok önceleri sık sık arıza yapan ve bakımı yapılmayan asansörlerini yazmıştım. Hatırlarsınız mutlaka. Asansörlerinin 2 hatta bazen 3 gün çalışmadığını yazmıştım.
Son zamanlarda da kapanan mağaza sayısı da arttı. Buna bir an evvel son vermeleri ve eski canlılığını yakalatmaları lazım. Yoksa hemen yanında büyük rakibi AFİ Mall aportta bekliyor. Plaza Mall'un var olan müşterileri hemen AFİMall'e gidiverirler.

 

 

Ana gibi yar

 

Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu:
- Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü?
Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki:
- Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim
Kadının gözlerinde intikam alevi parladı:
- istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin!
Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı:
- Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler.

 


Bekir YILDIRIM: Ağaoğlu varlıktan ben yokluktan fotomodellik yaptım!

 

Bekir YILDIRIM'ı Romanya'ya geldiğim günlerde tanıdım. CHA'nın dolayısıyla ZAMAN gazetesinin acar muhabiriydi. Her yerde o vardı. Nereye gitsem karşıma boynunda fotoğraf makinesi, elinde üç ayaklı kamera sehpası ve kamerasıyla avını bekleyen avcı misali mevzi alır görürdüm. Bekir YILDIRIM daha sonra yavaş yavaş gazetecilikten elini ayağını çeker oldu. Sırasını pek bilmiyorum ama, sanırım önce naklen yayın aracı ile birlikte Bükreş'e gelen Türk kişilere ev-oda ve araç kiralamaya başladı.
Daha sonra hazır yemek işine girdi. Bir yandan Türk şantiyelerine Türkiye'den inşaat işçisi getirip taşeronluk yapıyor öte yandan çalışan işçilere yemek veriyordu. Türk inşaat firmaları zaman içinde tek tek iflas edip ortadan kaybolmaya başlayınca sevgili cefakar Bekir YILDIRIM yine zor günler içine girdi.
Yani Bekir kardeş, bu zor günlerin içinde yoğrulup durdu.
Bu defa Bekir YILDIRIM'ı yine fotoğraf işi ile uğraşırken gördüm.
Vitan’daki küçücük fotoğraf stüdyosunda vesikalık resim çekiyor. O küçük dükkanda aynı zamanda fotokopi ve kırtasiye malzemesi de bulunuyor.
Asıl anlatmak istediğim bunlar değil elbette.
O hayli trafiği yoğun yerde olan Bekir YILDIRIM'ın küçük dükkanının girişinde kocaman bir tabela var. İşte o kocaman tabelada da Bekir YILDIRIM'ın vesikalık formatında kocaman 4 adet resmi var.  O cadde'den giden gelen mutlaka Bekir YILDIRIM'ın resimlerinin bulunduğu tabelayı görmüştür. Bir de tabela yetmemiş gibi Bekir YILDIRIM, yine kendisinin resimlerinin bulunduğu binlerce broşür bastırıp dağıtıyor.
Ben bütün bunları gördükten sonra Bekir YILDIRIM'ı gördüğümde ''Bekir, Türkiye'de kendi inşaat firmasının reklamlarında oynayan bir AĞAOĞLU'muz vardı. Sen de Romanya'daki biz Türklerin AĞAOĞLU'su oldun. Kendi iş yerinin reklamında kendin fotomodellik yaptın. Kendine şirketinden kaç para aldın. AĞAOĞLU sanırım 1 milyon dolar almış'' diye takıldım.
Bekir YILDIRIM'ın cevabı ise harikaydı: O VARLIKTAN, BEN İSE YOKLUKTAN FOTOMODELLİK YAPIYORUM!

 

 

Murat Sevigen sağolsun her hafta Cuma'mı kutluyor

 

“Cumanız mübarek, haftanız bereketli olsun. Dualarınızda sevdiklerinizi ve bendenizi unutmayınız. Hürmetlerimle Murat SEVİGEN”.
Bu ve de içerik olarak aynı olan fakat başka kelimelerle de olsa her Cuma günü hem Romen hattıma hem de Türk hattıma bu kutlama mesajı geliyor sevgili Murat SEVİGEN'den.
Yalnızca bana geldiğini sanmıyorum. Bizim SERKAN'a da geldiğini bildiğim için mutlaka bir çok kişiye de gönderiyordur.
Ben sevgili Murat'ı yürekten kutluyorum. İki sebepten dolayı kutluyorum.
Birincisi hiçbir Cumamı unutmaz bu kutlamayla.
İkincisi de bu mesaj denen bu yeni yazışma şekli bedava değil.
Ben iş için oğluma mesaj geçerken bile para yazacak diye harf sayıyorum.
Murat SEVİGEN'e geçtiği bu nazik mesajlar için tekrar teşekkür ediyorum. Elbette dualarıma onu da ekliyorum.
Gördüğümde Murat'a soracağım kaç kişiye bu mesajı geçiyor ve ne kadar ücret ödüyor.

 

 

 

Meğer sen neymişsin Nazmi DOĞAN!

 

Nazmi DOĞAN'ı yıllardır tanırım. Alkollü içkiler konusunda ne kadar uzman olduğunu da bilirim.
Fakat bu bilginin Nazmi DOĞAN'ı bu kadar ileriye götüreceğini hiç tahmin etmezdim.
Nazmi DOĞAN bu bilgi ile nereye mi gitti?
Romanya bira üretici patronlarının başına. Yani Nazmi DOĞAN Romanya Bira üretici patronları Federasyonu başkanı oldu.
Yıllardır federasyonda bir görevi olduğunu biliyordum ama, bunun başkanlık makamı olduğunu bilmiyordum.
Geçen hafta Nazmi DOĞAN'ı başkanı olduğu bu kuruma ziyarete gittim.
Aman efendim, o ne bina? O ne huzur verici ve o kadar da modern bir çalışma ortamı?
Nazmi DOĞAN kardeşimin makam odasına çıkana kadar mankenlerden daha manken görünümünde bayan refakatçi sekreterler beni birbirlerine devrede devrede odaya gelebildim.
Nazmi DOĞAN ile kısa görüşmede kendisinden çok bilgi aldım.
Nazmi DOĞAN doğup büyüdüğü memleketi Tekirdağ'a bir enerji içececği üretim tesisi kurmuş. Ürettiği bu enerji içeceklerinin tamamını ihraç ediyormuş. Ayrıca ortağı olduğu ROBEMA malt ve bira fabrikasının da büyük hisselerinin sahibi olmuş.
Ben bütün bunları görüp duyunca kendisini yürekten tebrik ettim.
Sen neymişsin Nazmi DOĞAN?  

 

Hüseyin Eser yeniden yuvaya döndü

 

Bükreş Büyükelçiliğimizde yıllarını bizlere pasaport, askerlik, evlilik daha doğrusu devletimiz ile olan tüm ilişkilerimiz konusunda yardımcı olan konsolosluk görevlisi arkadaşımız Hüseyin Eser'in bir ay kadar önce telefonuma ''Hastalığım nedeniyle Türkiye'ye dönmek zorunda kaldım. Türkiye telefonum…………..'' diye mesaj geçti.
Hüseyin Eser’e bizlere bunca çok emeği geçtiğinden dolayı gazetemizin son kuruluş yıl dönümünde kendisine bir de ''Teşekkür Plaketi'' vermiştik.
Hüseyin Eser'in bizler için onca yaptıklarına Romanya'da yaşayan tüm Türk vatandaşlarımız adına ona bu plaketi vermek boynumuzun borcuydu.
Sevgili dostumuz Hüseyin kısa bir tedaviden sonra yeniden konsolosluğumuzda bize hizmet vermeye başladı.
Hüseyin, İstanbul'da tedavi için geldiğinde kendisini telefon ile arayıp hem sizlerin selamını hem de ''Hadi Hüseyin bey bir an önce Bükreş'e dön'' diye seslenmiştim.
Hoşgeldin sevgili dostum!


 

Yeni yıla girerken geçenin muhasebesini yaptınız mı?

 

 

365 günlük, 52 haftalık koskocaman bir yılı daha geride bırakmamıza iki elin parmakları kadar sayılı günler kaldı.
Adettendir veya değildir. İnsan ömründe geçen 365 gün yani 1 yıl az bir zaman dilimi değil.
Şöyle arkamıza bir bakalım. Son bir yılımızda neler yaşadık, neler gördük? …Ve her şeyden önemli neler kaybettik?
Ben kendi adıma bırakın bir yılın ardından bıraktıklarıma, bir günümün ardından bıraktığıma bakıyorum.
Akşam başımı yastığa koyduğum zaman, geride bıraktığım 24 saatimde yaşadıklarımın filmini tekrar geriye sarar bir kez daha beynimde yaşarım.
Bilmediğim işlediğim günahlarım olmuşsa Allah'ımdan bildiğim duaları okuyup af dilerim.
Yaşadığım günün son saatlerinde hangi çiçeği kokladım, sokaklarda gezen hangi biçare canlıya zararım olmadı diye düşünerek manevi zenginliğimi arttırırım.
Sizlerin bu konuda ne düşündüğünüzü, neler yaptığınızı bilemem elbette. Ama 2011 yılının son günlerine geldiğimiz şu günlerde arkada bıraktığımız koca bir yılda yaşadıklarımızı değil de dün yaşadıklarınızı düşünmemiz gerektiğinin daha doğru olduğuna inanıyorum.
Dün yaşadıklarımızda hatalarımız olmuş ise görüp düzeltmek, koca bir yıl 365 gün yaşadıktan sonra olan hatalarımızı görüp düzeltmek çok daha zordur.
Hatta imkansızdır.
Geride bıraktığımız günlerimizi sağlıklı bir şekilde yaşamışsak, bu gelecek günlerimizde de bizi sağlıklı günler bekliyor demek değildir. Bundan dolayı Allah'dan önce sağlık isteyelim. Sağlık istemek de öyle yalnızca ''Allah'ım bana sağlık ver!'' diyerek olmaz. Sağlığımızı bozacak her kötü şeyden uzak durmamız gerekir.
Size öğütler vermek hakkım ve haddim değil. Ama geçen yıl sağlığı bozularak aramızdan ayrılan dostlarımızı düşündükçe de kendimi bunları yazmaktan alıkoyamıyorum.
Bektaşi'nin dediği gibi; Yeni yeni yıllar hep gelir geçer, fakat bu sağlık gidince bir daha hiç gelmez.
Hepimize sağlık ve mutluluk dolu dakikalar, saatler, aylar, yıllar yani özetle bir ömür diliyorum.

 

 

ASLANDAN ÖKÜZE CEVAP

 

Bir gün aslanla öküz beraber takılıp eğleniyolarmış. Neyse bir süre gezmişler sonra Aslan saate bakmış:
- Oooo çok geç olmuş, benim gitmem gerek demiş.
Öküz: -Otur işte daha yeni geldik biraz takılır gideriz demiş.
Aslan: - Yok ben gideyim demiş evde hanım merak eder şimdi
Öküz: - Sen ki koskoca ormanların kralısın bütün hayvanlar senden korkar, sende hanımdan mı korkuyorsun? Klasik cevabını vermiş öküz...
Aslan cevabı patlatmış: -Beni evde bekleyende bir aslan, senin ki gibi inek değil.

 


“Ankara'dan akrabalarımız geldi!”


Bükreş ve Köstence Yunus Emre Kültür Merkezlerinin açılışı ve ikili görüşmeler için Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul GÜNAY ve Bakanımıza refakat eden AK Parti Ankara Milletvekili aynı zamanda Başbakan Tayip ERDOĞAN'ın Baş danışmanı olan Prof. Emrullah İŞLER ile Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç’tan oluşan bir heyetimiz Romanya'ya geldi.
Sabah Köstence, akşama yakın saatlerde ise Bükreş Yunus Emre Kültür Merkezi'ni açılışını yapan bakan GÜNAY ile Milletvekili Prof Emrullah İŞLER’in bu yoğun programlarının bir kısmını izleyebildim.
*    *    *
Bükreş Yunus Emre Kültür Merkezi'nin açılışını izlemek üzere merkeze geldiğimde o pırıl pırıl hali, gözlerinin içi gülerek koşuşturan kızlı erkekli insanlarımızı gördüğümde kendi evimdeymişçesine içime bir huzur geldi.
Binanın içi dışı boyalı. Oldukça geniş, her türlü bahçede yapılacak aktivitelere uygun  beton kaplı bahçenin içinde dostlarla konuşuyorum.
Kırmızı halılar serilmiş konuklarımız için. Ben de merkezimizin bakım ile ilgili beğenilerimi anlatıyorum. Bu arada TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ'nin bu pırıl pırıllıkta ve bahçenin düzenlenmesinde büyük katkısı olduğunu öğreniyorum.
Ömer Başkanı tebrik ediyorum.
Bu arada açılış sırasında Ankara'dan gelen konuklar arasında bulunan ve bizim daha önce gazetemizin manşetine taşıdığımız bir bürokratımızı gördüm. Bu bürokratımız Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç.
Hemen yanına gidip kendimi tanıttım. …Ve kendisi ve başında bulunduğu kurum ile ilgili haberleri yayınlanan Hayat gazetelerini vererek gösterdikleri harika çalışmalardan dolayı kutladım.
*    *    *
Açılıştan sonra sıra Bakan GÜNAY ve beraberindekilerin TİAD'ı ziyaretleri vardı. TİAD'a geldiğimde salon lebalep derler ya işte o misal doluydu. Kürsüde Kültür Bakanımız Ertuğrul GÜNAY'ın yanında Milletvekilimiz Prof. Emrullah İŞLER, Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL ve TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ vardı.
Biz konuklarımızı tanıyorduk da, konuklarımız bizi tanımıyordu. Salondaki bizler tek tek kendimizi tanıttık.
Romanya'ya ne zaman geldiğimizden ne iş yaptığımıza kadar hatta nereli olduğumuzu bile söyleyerek kendimiz tanıttık.
TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ, Bakan ve heyete TİAD ve çalışmaları ile ilgili bilgileri aktardıktan sonra Bakan GÜNAY da günün anısına bir plaket verdi.
Bakan Günay'ın yumuşak ses tonu ve harika ifadeleri ile anlattıklarını tüm salondakiler büyük  bir dikkatle ve ilgiyle dinledik.
Bakan GÜNAY'ın Kanada'da yaşayan bir yakınından duyduğunu bize anlattığı gerçekten çok doğru tespitti.
Anlatılan şu: Hükümetler hep iş verenden büyük vergi alırlar. Oysa işverenlerin riskleri çok daha büyük. Öncelikle kendi paraları ile yatırım yapmaları bile büyük risk. Bu büyük risk altında onlarca, yüzlerce işçi ve memurlarına maaş ödeyerek o ödenen maaşlardan da devlete vergi ödüyor.
Çalışanlar ise çalıştıkları iş yeri zarar edip kapandığında hiçbir riskleri yok. Tazminatlarını alıp kendilerine bir başka iş bulurlar. Ben tamamen bu düşüncenin yanındayım. Sayın Bakanımızın dediği gibi iş verenler hükümetler tarafından mutlaka kollanmalı. Bunun adı da ''Sermayeden yana'' diye eleştirilse de eleştirsinler.
Türkiye'den gelen resmi heyetimiz içindeki ikinci önemli isim ise AK Parti Ankara Milletvekili Prof. Emrullah İŞLER idi. Sayın Milletvekilimiz de TİAD'da yaptığı konuşmada inanın çok büyük moral bulduk. Öyle bir motive olduk ki, anlatamam. TİAD'daki toplantıdan çıktığımızda dinleyenlerin birbirlerine Sayın Milletvekilimiz Prof. Emrullah İŞLER’in anlattıklarına hayran olduklarını söylediklerini duydum.
Eeee, insanı boşuna ve de kolay kolay Profesör yapmazlar. Hem de o gencecik yaşta. Aynı zamanda bir de üstelik koskoca Türkiye'mizin Başbakanının baş danışmanı olması da öyle kolay değil.
TİAD'daki bu konuşmalar adeta bir aile toplantısı gibiydi. Memleketten akrabalarımız geldi de onlarla dertleşip hasret giderir gibiydik. Gibiydik değil, gerçekten öyle oldu.  
*    *    *
TİAD’dan sonra Büyükelçimiz harika insan Ömür ŞÖLENDİL'in davetlisi olarak Büyükelçiliğimizin ikametgahındaydık. Ben bunu da adını ''koskoca bir aile yemeği yedik'' diyorum.
Bu arada ben elçilikte de sohbetinden büyük haz duyduğum Sayın Milletvekilimiz Prof. Emrullah İŞLER ile bir süre daha konuşma fırsatı bulabildim.
İşe bu ziyaretlere ben ''Ankara'dan ağbim geldi!'' diye bir şarkı var ya, ben de “Ankara'dan akrabalarımız geldi!'' diyorum.
Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'e de Ankara'dan gelen akrabalarımızı ile bizleri bir araya getirdiği için  teşekkür ediyorum.

 

Şirketlerimiz ticaret müşavirimizin parmakları ucunda

 

Bükreş'ten uzak olunca dolayısıyla bazı ziyaretlerimi de ihmal ediyorum. 6 ay kadar önce bir toplantıda uzun zamandır Ticaret Müşavirliğine atanan Bahadır NECAT bey ile ilk kez karşı karşıya gelmiş ve kendimi tanıtarak ''Aramıza hoş geldiniz!'' diyerek çalışmalarında başarılar dilemiştim. Hemen ardın da yeni Ticaret Müşavirimiz Bahadır NECAT beyi sizlere tanıtmak için bir söyleşi yapmamı teklif etmiştim.
Sağ olsunlar tekrar Türkiye'den bir hafta kadar önce Bükreş'e Yunus Emre Kültür Merkezinin açılışı için geldiğimde Ticaret Müşavirimiz Bahadır Necat ile bir kaç gün sonra bürosunda buluşmak üzere randevulaştık.
*    *    *
İki yıla yakın bir zamandır Ticaret müşavirliğimize hiç gelmemiştim.
Bunca uzun zamandan sonra yaptığım bu son ziyaretimde yeni Ticaret Müşavirimiz Bahadır NECAT'ı hava soğuk olmasına rağmen kısa kollu bir gömlekle bilgisayarın başında çalışırken gördüm. Belli ki Müşavirimizi çok çalışmaktan ter basmış olmalı.
Her neyse işin magazin tarafını bir yana bırakalım. Aklım erdiği kadarıyla size Ticaret Müşavirimiz Bahadır NECAT bey ile konuştuğumuz ekonomik konulardan bahsedeyim.
Romanya'daki sahipleri Türk olan şirketlerimizin yüzde 90'ı Ticaret Müşavirimiz Bahadır NECAT beyin parmakları ucunda. Yani içinde bir çok ekonomik ve ticari verinin dolu olduğu bilgisayarın tuşlarına bastığında ne yediğimiz ne içtiğimiz değil ama ticari anlamda ne yaptığımız hemen önüne geliyor.
Tabi ben bunu anlatırken bazılarımız ''Ticaret müşavirimizin işi amma da kolay. Bilgisayarın başında oturup işini yapıyor'' diye düşünebilirler. Fakat ben böyle düşünenler ile ayni fikirde değilim. Bu iş nasıl elinize gelen gazeteyi okumak kolay da o gazeteyi o hale getirmek zorsa Bahadır NECAT beyin de o bilgileri derleyip toplayıp bilgisayarına atması o kadar kolay değil. Kaldı ki yapılan çalışmalar büro ile sınırlı değil, göreve başlangıcı sonrasında iş ile ilgili olarak 700 civarında ziyaret veya ikili temas olmuş, Romanya içinde ise 14.000 km'ye yakın yol yapılmış durumda. Tabii ki,  resmi temasların tamamı, firmalarla olan görüşmelerin önemli bir kısmı, Sayın Büyükelçimizin talimatları ve koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Özetle tüm şirketlerimizin geleceği değil ama geçmişi işte o bilgisayarın içinde Bahadır NECAT beyin parmaklarının ucunda.
Daha sonra Bahadır beye soruyorum:
Romanya'nın Türkiye'den ithal ettiklerinin en başında ne geliyor?
Cevap: “Oto ve makine yedek parçası” oluyor.
Tekrar soruyorum:
Peki Türkiye'nin Romanya'dan ithal ettiklerinin başında ne geliyor?
Cevap yine sanayi ürünleri ağırlıklı.
''- Demir hurdası ve demir ürünleri, otomotiv sektörü'' oluyor.
Yani ağırlıklı olarak birbirimizden makine alıp veriyoruz.
Bu arada yaşanan ekonomik krizden dolayı etkilenen firmalarınızın durumunu sordum. Hangi sektörlerimizin en çok etkilendiklerini öğrenmek istedim.
Bahadır NECAT bey bu konuda da araştırmalarını yapmış olmalı ki hiç düşünmeden ''Küçük yatırımcılarımızın durumlarında bir gerileme görülüyor. Ancak büyük kuruluşlarımız ise konumlarını bulundukları yerde koruyorlar'' dedi.
Yani daha fazla söze gerek duymuyorum. Aslanlar gibi bir Ticaret Müşavirimiz var.
Bu konuda şunu da önemle belirtmek istiyorum. Bahadır NECAT beyin çalışma masasında onlarca Romence ve İngilizce ekonomik gazete ve mecmualar var. Belli ki Bahadır bey bir çoğumuzdan çok daha iyi Romence biliyor ki bu mecmuaları okuyabiliyor.


Melisa'yı amcası Atatürk seti ile ödüllendirdi.

 

10 Kasım ATA'MIZI anma gününde Büyükelçiliğimizde yapılan tören sırasında minik öğrencilerimizin Atatürk ile ilgi okudukları şiir ve metinlerin güzelliğinden sizlere geçen hafta bahsetmiştim.
Bu minik evlatlarımızın içinde bir kızımız vardı. Adı Melisa KOYUNCU'ymuş. Koyuncu ismi bana hiç yabancı gelmiyor, ''Acaba kimin nesi?'' diye düşünürken bizim Hüseyin KOYUNCU'nun yeğeni olduğunu düşündüm.
Anatolia Resturant'ın sahibi Hüseyin KOYUNCU'nun yeğeni. Kendisini çok severim. Hemen Hüseyin'i aradım böyle bir yeğeni olduğu için de tebrik ettim. Amcası da, Melisa ve diğer yeğenleri ile gurur duyduğunu söyledi. Fakat amca Hüseyin KOYUNCU, yeğeni Melisa'yı 10 Kasım'da ATATÜRK ile okuduğu o güzel şiirden dolayı harika bir ATATÜRK seti hediye ederek ödüllendirmiş.
Aferin sana Melisa.


“Mutfakçı”nın başına gelenler!

 

“Mutfakçı” firmasından, geçen hafta başına gelenleri anlatan bir yazı aldım.
Daha sonra da kendisine gidip sıkıntısını bir kez de şifahi olarak dinledim.
''Mutfakçı'' sürekli Türkiye'den otel ve restaurantlar için krom, nikel mutfak malzemeleri ithal eden bir firmamız.
Türkiye'de de hayli iyi bir şöhreti vardı bir zamanlar.
İşte bu firmamızın sahibi İbrahim Tosun, ''S. N.'' adlı bir transport firması ile, ithal ettiklerini taşıtmaya başlamış. S. N. adlı firma (Adını ilk kez duydum) bu transport sırasında ''Mutfakçı''nın o güzelim malzemelerini öyle bir taşımış ki, anlatmak mümkün değil.
İbrahim Tosun, bana bu taşıma sonrası ithal ettiği malzemelerin hali perişanını resimlerle ve tutturduğu raporlarla gösterince doğrusu kendisine çok üzüldüm.
Bir yandan ithal ettiği malları daha önceden sattığı kişiye teslimatı zamanında yerine getiremediği için ödeyeceği tazminat, öte yandan savaştan çıkmışa dönen mutfak mobilyalarının zararı karşısında siz İbrahim Tosun’u düşünün.
Buraya kadar anlattıklarım olabilir. Yolda taşıyan araç kaza yapmıştır. Ondan ötürü de eşyalara zarar gelmiştir.
İşte bu zararı taşıma yapan firma çıkar müşterisinin karşısına ''Çok özür dilerim. Bizlere taşımamız için emanet ettiğiniz ve üstüne bize bu emanetinizi taşımamız için bir de para verdiniz. Fakat biz adeta emanete ihanet etmiş olarak kırık dökük vermek zorunda kaldık. Fakat üzülmeyin. Bizim taşıdığımız her malımız sigortalıdır. Bu zararınızı tanzim ediyoruz'' der. Değil mi?
Fakat hiç de öyle olmamış.
Zarar gören ''Mutfakçı''nın sahibi İbrahim Tosun, taşıma firmasının sahibinin ne mobil, ne Bükreş'teki, ne de İstanbul'daki bürosunun telefonundan cevap alabilmiş.
Ben de İbrahim Tosun’a adı şanı duyulmamış firmalara güvenip mallarını emanet etmemelerini söyledim.
''Mutfakçı''nın bu haklı şikayeti hepimize ders olsun diye anlattım. Ayrıca o taşıyıcı firma bakalım Mutfakçı'nın verdiği mahkemede kendisini nasıl savunacak?

 

 

Hac'ınız mübarek olsun!

 

Kimseciklere haber vermeden Hac farzını yerine getirmek için sevgili 3 dostum gittikleri kutsal topraklardan bir hafta önce döndüler.
Kompen Ali diye tanıdığımız Ali KARAÇAYIR, Prolemn S.A eski Genel Müdürü Doğan GÜREŞ ve Braşov'dan KARACAHAN HALI'nın sahibi Ali İhsan Erdoğan dostlarıma ne mutlu ki hac görevini yerine getirdiler.
Hac'cınız mübarek olsun sevgili dostlarım. Allah kabul etsin. ...Ve Allah bizlere de nasip etsin inşaallah.

 

Satıcının fendi, bizim açıkgöz alıcıları yendi

 

Siz siz olun dışarda önünüzü kesen satıcılardan ucuz diye bir şey sakın almayın. Hele hele cep telefonu gibi kesinlikle almayın.
Şimdi anlatacağım açık göz 2 Türk gencinin başına gelenler umarım size de ders olur.
iki kafadar elleri cebinde Piata Munci’de dolaşırken yanlarına biri yanaşır. “Çalıntı  Iphone’um var. Çok ucuza’’ der. Bizim uyanıklar fiyatı sorunca av başlamış sayılır. 3 kağıtçı satıcı önce “800 ron’’ der. Pazarlık etmeyi çok iyi bildiklerini sanan bizim uyanıklar da al aşağı ver yukarı fiyatı 400 ron’a kadar indiriler.
Üç kağıtçı satıcı artık istediğini almıştır. Fiyatta anlaşmışlardır. Sıra kaçıp tüyme zamanıdır. “Hadi hadi çabuk olun. polis falan gelmeden ayrılalım’’ diyerek çabuk çabuk konuşmaya başlar. Bu arada kılıfında iPhone’u inceleyen bizimkilerin elinden alır. Fakat bizimkiler böyle kelepir bir IPHONE ve enayi bir satıcı bulmuşkan kaçırırlar mı? Arka tarafını işaret eden satıcı “Bunlar bizi mi gözetliyor?’’ diyerek iki gencimizin arkalarına dönmelerini sağlar. İşte ne olduysa o anda oluyor. ...Ve el çabukluğu ile o gerçek IPHONE gidiyor, yerine kılıflı gerçek bir başka eşya geliyor. Alan razı satan razı misali herkes birbirlerinden hızla uzaklaşırlar. Bizimkiler uzaklaştığında IPHONE orjinal kılıfı açarlar. İçinden IPHONE ölçülerinde kesilmiş bir fayans parçası çıkar.
İşte yaşanan hikaye bu.

 

TURQUAZ’da 15 günde bir “vur patlasın çal oynasın”

 

Hep düşünürdüm “bunca restaurantımız var neden bunların bir tanesi müzikli olmaz’’ diye.
Gerçi işin içine içki girdi mi eğlenmesini değil, ama kavga etmesini çok iyi biliriz.
Ama kavga etmeyip eğlenmesini çok iyi bilenlerimiz de az değil.
İşte toplumumuzun bu eğlenmesini bilen vatandaşlarımız için TURQUAZ Restaurant’ın sahibi Erdal Keskin iki haftada bir olmak üzere Cuma akşamları bol müzik ve de dansözlü gece düzenlemeye başlamış. Ben henüz gitdip görmedim gidenlerden duydum. Gayet güzel eğleniliyormuş.
Bunca sıkıntılı günler geçirenler için 2 haftada bir de olsa adresinşz TURQUAZ olmalı.

 

 

Sabit Danış’ın artık bir ayağı Bükreş’te

 

Sabit DANIŞ Köstence'de inşaat işinde iyice isim yaptıktan ve deneyim kazandıktan sonra Bükreş'te de inşaata başlıyor. 
Karadenizlilerin inşaat sektöründe ne kadar başarılı olduğu hepimizce malum. Sabit de Karadenizli olduğu için inşaat işinde başarı gösterememesi mümkün değil.
Star Plast Co'nun sahibi sevgili kardeşim Hacı Mehmet DÜNDAR'ın Bükreş İslami Hizmetler Vakfı'nın hemen yanındaki arsasına yapılacak proje tek blok olarak 10 kat olacak.  Bu 10 katta 60 daire ve de 2 dükkan bulunuyor.
Hacı Mehmet'in daha önce bir inşaat firmasından ağzı yandığı için bu kez işe temkinli davranarak Sabit DANIŞ'a ve ortakları olan Sıtkı ve Özcan Ziyabiirinci kardeşlere vermiş. Daha doğrusu inşaat ortaklığını Sabit ve Ziyabirinci kardeşler ile yapmışl. Ben de Hacı Mehmet kardeşime doğru bir karar verdiğini söyledim.
ARYA  Rezidante adını taşıyacak bu proje çalışmaları sırasında sanırım Sabşit DANIŞ'ı Bükreş'li dostları daha çok görecek.



TRT Genel Müdürlüğü adaylığı kısa sürdü

 

 

Romanya’daki çalışma hayatını bitirerek Türkiye’ye dönen Mehmet Fuat ERGÜN’ün geçtiğimiz hafta gazetemizin veb sitesinde TRT Genel Müdürlüğüne 41 adayın sıralandığı listede 7 sırada olduğunu duyurmuştuk.
Fakat ne yazık ki Mehmet Fuat ERGÜN bu TRT Genel Müdürlük adaylığı çok kısa sürdü.
Çünkü RTÜK bu 41 TRT genel Müdür adayını (daha doğrusu aday adayı) yapılan eleme sonrasında sayıyı 3’e indirip Bakanlar Kuruluna listeyi öyle gönderdi.
Mehmet Fuat ERGÜN arkadaşımız aslında takdire değer bir hareket yaparak TRT Genel Müdürlüğüne aday oldu. Bence bu bile çok önemli bir olgu.


Sizlerin de ''HAYAT''ı çok renkli olsun!

 

10 yılı aşkın bir süredir sizlerle hep beraberiz. Bazılarınızla daha yeni tanışsak da bir çoğunuz ile artık akraba gibi olduk.
Fakat nasıl dünün güzel insanları biraz yaşlanınca kendilerine botoks yaptırır, biz de gazetemiz HAYAT'a botoks yaptırmadık ama, makyaj yaptık.
Artık tüm sayfalarımız tüm haberlerimiz gibi rengarenk oldu.
İçeriğimize, habere bakış açımıza ve tarafsızlığımıza hiçbir makyaj yapmadık, yapmayız da.
Sizlerin de ''HAYAT''ınızın tüm sayfaları tıpkı bizim HAYAT gibi çok renkli olsun.


Cüneyt TÜRKTAN'ın ışık hızı ile hareketine akıl ermez!

 

Sevgili dostum Cüneyt TÜRKTAN'ın ışık hızı ile hareketine hala bir akıl erdiremedim.
Yalnızca ben değil, hiç kimse akıl erdiremez.
Eeeee boşuna uluslar arası dev şirketlerin CEO'su olmuyor insan.
Geçen hafta başı pazartesi akşamı Cüneyt TÜRKTAN bey ile Azerbaycan'dayken telefonla konuştum. Kendisi akşam olmasına rağmen önemli bir toplantıdaymış.
Ertesi günü öğle saatlerinde ise beni İsviçre'den aradı.
Akşam Azerbaycan'da. Ertesi günü öğle saatlerinde İsviçre'de. Gel de bu hareketliliğe ışık hızı deme?
Cüneyt TÜRKTAN, İsviçre'nin Cenevre kentinde Uluslararası Dünya Telekominakasyon Fuarı için oraya gitmiş.
Onu da gazetemize yazdığı harika makalesinden okuyunca kendisini arayıp öğrendim.
Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun tüm telekominakasyon fuarlarını gezen sevgili dostum Cüneyt TÜRKTAN, Cenevre'de gittiği bu son fuarda Rus'ların bu konu ile ilgili olarak Avrupa'yı geride bıraktığını söyledi.
Ne demişler? Boynuz kulağı geçer!

 

“SARI ZEKİ”yi de hakkın rahmetine yolcu ettik!

 

Daha bir gün önce Bekir ÜNAL arayıp ''Erkan bey Zeki ile konuştum. Durumu hiç iyi değil'' dedi.
Ben de 20-25 gün önce Bekir ÜNAL'ın terasında Ahmet ÇİFTÇİ ile birlikte Zeki'yi arayıp O'nu bizim buralara çağırmıştım. O da ''Çok gelmek isterim Erkan abi. Dur bakalım gelmeye çalışayım'' demişti.
Şimdi dün yaşadığım bütün bunlar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor.
''Sarı Zeki'' nin (Zeki Eralp) acı haberini bana Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY verdi. Tamer Başkan bana Zeki'nin Allah’ın rahmetine kavuştuğunu söyleyerek Bekir ÜNAL'dan cenaze ile ilgili programı öğrenmek istediğini ve cenzeye katılmak istediğini söyledi.
Ben Zeki'nin bu acı ölüm haberini duyunca Romanya'da rahmetli ile birlikte yaşadığımız kahkaha dolu anlar geldi.
Bu satırları yazmak inanın çok zor. Zaten daha da fazla yazamayacağım. Bekir ÜNAL'ı da çok derinden sarstığına inandığım Zeki'mizin ölümü için kendisine Allah'tan rahmet yakınlarına ve arkadaşlarına da sabır diliyorum.
Bu arada hayatın, sevenlerimiz için inanın çok kısa olduğunu unutmamak gerekir. Zaten bir kitapta okumuştum; ''Ölümü zor yapan insanın sevdiklerinden ayrılmasıdır.''
Bence çok doğru bir söz. Sevenlerimiz yoksa yaşamaya gerek var mı?

 

 

Cem YENİGÜL SERVUS ana şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi

 

Renkli kişiliği ve yerinde yatırımları ile tanınan Cem YENİGÜL, SERVUS S.A'nın uzun yıllar Romanya'da Genel Müdürlüğünü sürdürmekteydi.
Türkiye'nin ve Romanya'nın en büyük sistem entegretörü olan SERVUS'ü en uç noktalara taşıyan Cem YENİGÜL bu üstün başarılarından dolayı SERVUS'un Türkiye'deki ana şirketin Yönetim Kurulu başkanlığına seçildi.
Cem YENİGÜL ve eşi Dilek YENİGÜL Romanya'da oldukça yoğun geçen çalışmalarının hemen ardında kendilerine bir başka ülkede tatil fırsatı yaratırlardı.
Bu daha çok sorumluluk isteyen koskoca bir şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığından vakit bulup kısa da olsa tatil imkanı bulabileceğini sanmıyorum.
Küçük fırsatlar bulduğu zaman ise koşarak Romanya'ya sevdiği dostlarını görmeye gelecektir eminim.
Romanya'daki tüm dostlarının Cem YENİGÜL ile gurur duyduklarını biliyorum. Biz de HAYAT gazetesi ailesi olarak Cem YENİGÜL'e hayatı boyunca sağlıklı başarılar diliyoruz.

 

 

MEMOŞ Restaurant'ın sahibi Ahmet Cica da kalp krizi geçirmiş

 

Size zaman zaman maalesef  kötü haberler vermek zorunda kalıyorum. Zeki Eralp’in ölüm haberi ile üzülürken bir başka üzücü haber de MEMOŞ RESTAURANT'ın sahibi Ahmet Cica’nın kalp krizi geçirdiği haberini duydum.
Daha çok genç olduğu halde bu ani kalp krizi belki de yaşadığı streslerden gelmiştir.
Ahmet Cica’nın Bükreş'te yapılan acele müdahaleden sonra durumunun iyi olduğunu öğrenmek bizleri sevindirdi.
Ahmet Cica’ya şifalar diliyorum.

 

O şimdi gerçek AB'li oldu

 

Sevgili Kompen Ali (BAUPLAST) için benim babadan öğrendiğim bir söz var. Mutlaka sizler de biliyorsunuzdur!
''GEZEN KURT AÇ KALMAZ!''
Ali KARAÇAYIR'ı ne zaman, ama ne zaman arasam ''Abi ben şu an Macar'dayım. IAŞI'dayım. Timişora veya Arad'dayım. Abi ben şu an Konya'dayım. İki gün sonra geliyorum. O zaman mutlaka görüşelim'' diye cevap verir.
Artık son aylarda da ''Abi ben Hollanda'dayım.'' demeye başladı.
Büyüklerimiz ''Gezen kurt aç kalmaz'' boşuna dememişler.
O şimdi artık gerçek bir AB'li oldu. Hem de AB'nin göbeğine bayrağını dikti.
Yakında beni de Holanda'daki bürosuna götürmeye söz verdi.
Romanya'dan sonra BAUPLAST logosunu Hollanda'da görmek koltuklarımı kabartacak.
Tebrikler Ali KARAÇAYIR.
Sırada hangi ülkeler var?

 


Karga Karga ''GAK'' dedi!

 

Hemen hemen hepimizin çocukluğumuzda öğrendiğimiz bir tekerleme vardır.
''Karga karga ''GAK'' dedi.
Çık şu dala ''BAK'' dedi.
Çıktım baktım ''o'' dala.
Bu karga ne bu dala!
Hatırladınız değil mi? Yalnız son cümledeki ''bu dala'' kelimesini ''aptal'' karşılığında düşünmeyin.
Kargalar kitaplardan okuduğum ve belgesellerden öğrendiğim kadarıyla en akıllı hayvanlar sınıfından.
Ayrıca bilmem kaç kelime anlıyorlarmış derler.
Bütün bu özelliklerinin yanı sıra bir de en kindar hayvanmış.
Ailesine, kendisine veya hem cinsine bir kötülük yapan kişiyi aradan aylar geçse de mutlaka bulur intikamını feci bir şekilde alırmış.
*    *    *
Kargalar ile ilgili bu kadar çok ahkam kestikten sonra gelelim Hüseyin KOYUNCU'nun kargasına.
Aşağıda anlatacağım hikaye tamamen benim de içinde olduğum gerçek bir hikaye.
Ben yaşadıkğım ve şahit olduğum o anı önüme gelen herkese anlatıyorum.
Kendisini köpek zanneden kuzu, sahibiyle kırlarda yuvarlanan aslanlar da gördüm. Ama sen gel benim yanımda oturan Hüseyin KOYUNCU'ya ''Ben geldim hadi kalk oradn da bana yemek getir'' gibi isteğini anlatan bir karga ilk kez gördüm.
*    *    *
Güzel ve güneşli bir Eylül öğleden sonrası Hüseyin KOYUNCU ile Anatolia Restaurant'ın o güzel terasında karşılıklı oturup sohbet ediyordum. Birden yanımda bir karga belirdi. …Ve korkuluğa kondu. Ben daha ne olduğunu anlamadan ''Bu karganın işi ne?'' demeye kalmadan Hüseyin ''Az bekle Erkan abi geliyorum. Benim kuş geldi!'' diyerek masamızdan kalkıp hemen karşımda boş bir masaya geçti.
Hüseyin henüz oturmuştu ki korkulukta ''Gak'' layarak duran karga, kısa bir uçuş ile Hüseyin'in karşısına kondu.
Karga'nın konduğunu gören iki bayan garson ellerinde peynir ve üzüm dolu tabaklarla başladılar Hüseyin'in masasına servis yapmaya.
Hüseyin de bir şeyler söylüyor kargaya. Karga da ''Gak gak'' diyerek karşılık veriyor Hüseyin'e. Masanın başında da iki garson hazır ve nazır karga efendiye hizmet için bekliyor.
Ben hala ne olduğunu anlamamış bir vaziyette şaşkın şaşkın bir Hüseyin'e baktım, bir kargaya.
10-15 dakikanın sonunda karga karnını doyurmuş olacak ki ''Gaaaaak'' diyerek teşekkür edip uçup gitti.
Karga uçup gidince Hüseyin KOYUNCU tekrar yanıma geldi. Yarım kalan sohbetimize devam etmeden ''Hüseyin bu ne iş. Nereden geliyor karga ile bu muhabbet''dedim.
Hüseyin de birkaç hafta önce bu karganın durup dururken masasına geldiğini ve hiç kaçmadan durduğunu ve karganın aç olabileceği düşüncesiyle de masasında bulunan peynir ile onu beslediğini söyledi.
İşte o gün bu gün bu karga her gün ayni saat'te Anatolia Restaurant'a gelip Hüseyin KOYUNCU'yu masasından kaldırtıp karnını da doyurduktan sonra gidiyormuş.
Yazımın başında da dediğim gibi kargaların en akıllı hayvan olduğunun ispatı yukarıda anlattığım gerçek hikayede yatıyor.
Kargalar en akıllı hayvan olmasaydı, bu karga nereden bilirdi ki Hüseyin'in böyle yardım sever bir kişiliğe sahip olduğunu. Bir de üstüne üstlük Bükreş'in en güzel restaurantı Anatolia'da VİP hizmet göreceğini de bilecek kadar akıllı olması da bir başka ayrıntı.
Anatolia Restaurant'ın maskotu olarak kabul ediyorum ben bu kargayı. Şimdi ona bir de isim bulacağım.

 

Bir hafta arayla hem kızını hem oğlunu evlendirdi

 

Aşağıda yazdığım iki kardeşin düğünlerinin kahramanlarını sizler tanımazsınız.
Fakat ÜNVER ailesi bir hafta içinde önce kızını hemen ardından da oğlunu evlendirmesi benim gözümde cesaret isteyen bir olgu.
Ben, bırakın düğünlerin masraflarını bir yana. Yıllarca ayni evi paylaşan iki evladın evlenerek evden ayrılmaları geride kalan ana-babaya nasıl bir travma yaratır? Bilemiyorum!
Benim çok çok eski bir arkadaşım olan Aydoğan ÜNVER ve eşi Emine ÜNVER hemen hemen bir hafta ara ile hem kızını hem de oğlunu evlendirdi.
Her iki düğününe de sağ olsunlar bizi davet ettiler. Ben ve eşim ilk düğünü olan kızları AYÇA'nın  Çanakkale'de ki düğünlerine gidebildim.
Aydoğan ÜNVER üniversite yıllarımdan yani gençlik arkadaşlarımdan sevdiğim bir arkadaşım. (Bilmiyorum benim gibi kaç kişi gençlik arkadaşlıklarını hala sürdürüyor?)
Dostluğumuz ve arkadaşlığımız sevgili Aydoğan ile hala 40 yıl önceki gibi sürüyor.
İşte benim bu aslan arkadaşım bir aslanlık daha göstererek bir hafta içinde önce kızı AYÇA ÜNVER'i sonra da oğlu BARIŞ'ı evlendirdi.
Bu devirde, dünyanın yaşadığı bu ekonomik sıkıntı içinde Aydoğan ÜNVER ve eşi Emine ÜNVER'in yaptığı az bir cesaret değil.
Kızımız Ayça ÜNVER DORUK ile damadımız Anıl DORUK'un Çanakkale'deki düğün törenine Çanakkale Milletvekilleri Ali SARIBAŞ ve Serdar SOYDAN'ın yanı sıra kentin bir çok tanınmış ailesi de katıldı.
Oğlumuz Barış ÜNVER ve gelinimiz Hande AKYIL ÜNVER'in İstanbul Çubuklu Hayal Kahvesi'ndeki düğün törenine ise ne yazık ki Türkiye'de olamadığım için gençlerin bu mutlu günlerine tanık olamadım. …Ve dolayısıyla sevgili arkadaşım Aydoğan ÜNVER'i istemeyerek yalnız bıraktım.
Oysa AYÇA'nı n düğününde Aydoğan büyük bir heyecanla masalara davetlilerin isimlerini yerleştirirken ben de ona yardım ederek heyecanını paylaşmıştım.
Gençlere Eruysal ailesi olarak yaşamları boyunca mutluluk diliyorum.

 

 

Can Restaurant yeniden açılıyor mu?

 

“Efsane dönüyor” diye bir söz vardır. Mesleklerinde çok iyi olan kişiler bir süre ara verip sonra tekrar aynı işlerine döndüklerine bu laf söylenir.
İşte Bükreş'in ilk Türk lokantalarından Şehmuz Altındağ’a ait ''CAN RESTAURANT'' yıllar sonra yeniden sofralarını müşterilerine açacakmış.
12 yıl önce Bükreş'e ilk geldiğim yıllarda sayıları bir elin parmakları kadar dahi olmayan 3 lokantamızdan biriydi Can Restaurant.
BUCUR OBUR'un merkezine yakın oldukça havalı bir lokantaydı. Daha sonra CAN RESTAURANT o büyük yerini GİMA'ya vererek hemen yakınında küçük bir yere taşınmıştı.
Daha sonra bir kaç el ve isim değiştiren Can Restaurant sonunda kapılarını müşterilerine kapatmış ve Can Restaurant ismi ile özdeşleşmiş sahibi Şehmuz Altındağ da lokantacılıktan çekilerek yatak fabrikası kurmuştu.
Bu arada köprünün altından çok sular geçmiş ve Bükreş'te sayıları 20'ye varan küçüklü büyüklü bir çok Türk yemekleri yapan lokantalarımız açılmıştı.
Yemek işini bilen de bilmeyen de ''Bu işte iyi para var'' düşüncesiyle lokantalar arka arkaya açıldı.
İşte açılan bu lokantalar arasında istikrarı yakalayamayanlar ise tek tek kapandılar ya da el değiştirdiler.
Şehmuz Altındağ, yatak fabrikasını açtıktan sonra ortalıklarda görünmez oldu. Oysa lokantacılık yaparken her yerde, her zaman Şehmuz Altındağ’ı görmek mümkündü.
Fakat CAN Restaurant sahibi Şehmuz Altındağ, her halde yemek kokularını ve müşterilerini çok özlemiş olacak ki yeniden CAN Resturant'ı açmaya karar verdiğini duydum.
Şehmuz Altındağ’a başarılar diliyorum.

 

Dost dediğin Metin Çetiner gibi olur

 

 

Metin ÇETİNER ismi için ''Sakın bana Metin ÇETİNER kim?'' diye sormayın. Zaten sizler de sormazsınız.
Fakat ben yine de aradan 6 yıl kadar geçmesine rağmen, sizler pek hatırlamakta zorluk çekmeyesiniz diye kısa bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.
Ben Metin ÇETİNER'e size hatırlatmadan önce Metin ÇETİNER'in sizleri hiç unutmadığından eminim.
Sevgili kardeşim Metin ÇETİNER, LUMİNA okullarının eski Genel Müdürüydü. Bükreş'te görev yaptığı yıllar içinde Metin ÇETİNER'i sevmeyen, saymayan yoktu. Yalnızca biz Türkler değil, Romenler tarafından Metin çok sevilirdi.
Fakat tüm sevgilerde olduğu gibi Metin ÇETİNER de sevdiklerinden, sevdikleri de Metin ÇETİNER'den ayrılmak zorunda kaldı.
Metin ÇETİNER bu çalışkanlığını ve eğitimdeki ustalığını ABD'de sürdürmek üzere ABD'ye tayin oldu.
Metin ÇETİNER ile ABD'den birkaç kez mektuplaştık.
ABD'de ki görevini de başarılı ile tamamlayan Metin ÇETİNER, şimdi de İstanbul'a  ''Orda kimse yok mu?'' derneğinin başına getirildi.
Metin ÇETİNER ile telefon ile hasret giderirken Bükreş'te bıraktığı dostlarını tek tek bana sordu. …Ve ''Bükreş'i ve oradaki dostlarımı hiçbir zaman unutmayacağım. Zaten unutmak istesem de o dostluklar, o dost insanlar unutulmuyor'' dedi.
Dostumuz Metin ÇETİNER onca yoğun işine rağmen sizlerle paylaşmak için bana aşağıdaki satırları göndermiş: 
“Dostların birbirine kavuşması ne büyük mutluluk değil mi?
Sevgili Erkan Abi,
3-4 gün önce gazetenin e-mailine bir email atıp resim de göndermiştim.
Şimdi bulamadım. O an duygularımı da paylaşmıştım, şu an aklıma geldiği kadarıyla tekrar paylaşayım.
Yazılarınızı okudum, yazılarınız beni eski günlere götürdü. Ahmet Çiftçi abimiz ben Romanya'dan ayrılırken TÜYAB'ın aylık Mariott Otel'deki yemekli toplantısına beni davet ederek bir plaket takdim etmişti.
Tamer Atalay bey de sağolsun bana özel bir veda yemeği tertip etmiş ve o günün anısına bir hediye de takdim etmişlerdi. Şu an plaketi odamda, fincan takımı da evimde. Yıllar geçti ama hatırası taptaze!
İşte bu dostluklar unutulmuyor. Bekir abiden de bahsetmişsiniz bu arada. Bekir abi de her zaman için bizi kırmamış, bir derdimiz olduğunda paylaştığımız abilerimizden olmuştur. Bu vesileyle tüm eski dostları hayırla yadediyor sevgilerimi ve selamlarımı  yolluyorum..
Hasılı sizin yazılar bana bu unutulmaz dostlukları hatırlattı.
Bu arada sabah konuştuğumuz gibi yardım kuruluşunda çalışıyorum. Kimse Yokmu Derneği.
Ramazan, derneğin en yoğun aylarından, ayrıca bir de Somali gündeme geldi. Hasılı yaz iznimi kullanamadım, artık müsait günlerin sabahında veya öğleden sonra
izin kullanıyorum. Bu sabah da öyle oldu.
Selam ve hörmetlerimle.
Not: Baska resimler de vardı ama inan derneğe geldiğimden beri sayfayı açtım, bir türlü emaili atamadım.
Müsait bir zamanda belki Kimse Yokmu Derneğiyle ilgili resimlerden yollarım.”

 

 

 

Yunus Emre Kültür Merkezi, hem kültürümüzü Hem de güzel Türkçemizi öğretecek!

 

Geçen sayımızı görenler manşet haberimizde ''Yunus Emre Kültür Merkezi açıldı'' başlığını taşıyan haberimiz de mutlaka okumuştur.
Ben haberi okur okumaz Serkan'a ''Hadi oğlum beni bu kültür merkezimize götür'' dedim.
Nasıl demem?
Kültürümüzün en önemli isimlerinden ''YUNUS EMRE''nin adını taşıyan bu önemli ilim irfan yuvası Bükreş'te ve Köstence'de açılmış da ben gidip görmeyeceğim.
Kültür Merkezi'mizin Bükreş'teki merkez binasına girdiğimizde o her santimetresi pırıl pırıl, tertemiz bina insana adeta bir huzur veriyor.
Hele hele kültür merkezinin genç bir genel müdürü var ki; her tarafından kültür ve güven fışkırıyor.
Adı, Enes BAYRAKLI.
Londra'dan gelmiş. Heyecanlı mı heyecanlı. Heycanlı olduğunu söylediğimde sakın amatör falan sanmayın. İşinin tam bir profesyoneli. Bana kısa kısa bilgiler veriyor:
- Yunus Emre Kültür Merkezleri'nib ilki Saray Bosna'da açıldı.
- Londra dahil 6 ülkede varız.
- Ekim ayının ortalarına doğru kuvettle muhtemel Sayın Kültür Bakanımız Ertuğrul     GÜNAY'ın katılımıyla merkezlerimizi açacağız.
- Ekim ayında öğretime başlayacağız
- Romanya'ya hem kültürümüzü hem o güzel Türkçemizi öğreteceğiz.
- Türkçe’den başka ebru sanatımızı, ney ve keman gibi enstrüman derslerimiz de olacak.
- Bulgaristan'da Filibe ve Sofya'da da Yunus Emre Kültür Merkezlerimiz yakın zamanda açılacak.
- Sırasıyla Lübnan ve Beyrut'ta da açılışlar takip edecek.
Ne diyelim?
Bunca yıllardır hem Türkçemiz hem kültürümüz var idi. Amma velakin bu kültür yuvalarımızı açacak yöneticilerimiz nerde idi?
Geç de olsa bu yöneticilerimize şimdi kavuştuk.
Sanırım seneye bu zamanlar Romanya'da Türkçe konuşanların, hem de güzel Türkçe konuşanların sayısı çok artmış olacak.
Oğullarıma ve Romanya'daki bekar Türk gençlerimize gelin olacak aday kızlarımızı önce Yunus Emre Kültür Merkezi'mize göndermelerini öneriyorum.

 

 


Sosyal Güvenlik konularında uzman bir danışman: İMDAT ASLAN!

 

İmdat ASLAN, bizlere emekli olurken en çok gerekecek bir kişinin ismi.
İki sayıdır gazeteniz HAYAT'ta yazdığı köşe yazılarıyla bizleri sosyal haklarımız konusunda uyarıyor. Tabii ki aynı zamanda da bilgilendiriyor.
İnanıyorum ve enimi ki emekli olabilmemiz için çıkan pek çok sosyal yasayı takip etmiyorsunuzdur.
Fakat emekli olurken o dosyaları arşivlerden çıkartmak, primleri toplamak insanın gözünde ne kadar büyüyor. Değil mi?
Bir de son çıkan sosyal yasalardan birinden haberiniz yoksa, yeni baştan istenen evrakları temin etmek var.
İşte yaşanacak bu zorluklardan dolayı engin bilgi ve geniş tecrübesi ile İMDAT ASLAN HAYAT gazetesinde köşesinden sizleri bilgilendiriyor.
Dilerseniz Türkiye'deki SSK kurumlarında yapacağı incelemeler ile sizin ne zaman emekli olacağınızı ve hatta ne kadar emekli maaşı alacağınızı bile söylüyor.
Bir gazete olarak bu okurları için büyük hizmet.
Eğer önümüzdeki ay. Yani Ekim veya Kasım ayında İmdat ASLAN'ın müsait olduğu bir tarihte bizleri konusu ile ilgili bilgilendirmesi için Bükreş'e konferansa davet edeceğim.
Aslında bu teklifi yani Sosyal bilimci ve de Sosyal danışman İmdat ASLAN'ı konferans için Bükreş'e davet etmek sivil toplum örgütlerimizin görevleri içinde sayılır.
Çünkü derneklerimize aidat ödeyen üyelerin emeklilik ve sosyal haklarını öğrenmeleri en doğal hakları.
Fakat derneklerimizden bir yanıt gelmezse HAYAT gazetesi birkaç candan okuru iş adamımız ile bu konferansı gerçekleştirmeye kararlı.



Güre'de “Urfa Tava”

 

Ahmet ÇİFTÇİ: “TİAD kolay
kurulmadı. Kan ile kuruldu!”

 

Güre, ''Başkanların Başkanı'' dendiğinde hemen akla gelen Bekir ÜNAL'ın bulunduğu belde.
''Urfa Tava'' ne alaka derseniz? O da ''Farmer's'' ve ''Urfa'' deyince akla gelen Ahmet ÇİFTÇİ'nin ellerinden çıkmış nefis bir yöre yemeği.
Ben de bu nefis masaya davetli bir adem.
***                               ***
Günlerdir ''Ahmet ÇİFTÇİ gelecek. Ahmet ÇİFTÇİ gelecek'' diye gün sayan Bekir Başkan bayramın son günlerinde aradı.
''Erkan bey. Ahmet ÇİFTÇİ geldi. Hep beraber olmak istiyoruz'' diyerek akşam beni yemeğe davet etti.
Ahmet ÇİFTÇİ; uzun zamandır görmüyordum. Ancak nerede olduğunu, ne işler yaptığını biliyordum.
Önceleri Fas'a gittiğini, şimdi de Kuzey Irak'da inşaat işine girdiğini ve burada büyük bir devlet ihalesi aldığı kulağıma gelmişti.
Bütün bu merak edilenleri kendisine sordum. Bu haberi gazetemizin diğer sayfasında okuyacaksınız. Üstelik Kuzey Irak'ta da bir sivil toplum örgütü başkanı gibi başkanlık yapmış.
Romanya'dan bir çok inşaat firmasını çekmiş beraberinde. Bravo Ahmet'e.
***                           ***
Bir masada Bekir ÜNAL olacak. Yanında da Ahmet ÇİFTÇİ. …Ve bir de ben.
Tahmin ettiğiniz gibi laflar dönüp dolaşıyor, TİAD'a geliyor. Derneğin kurucu ve Onursal Başkanı Bekir ÜNAL, o zamanlar bir avuç akıncımızla derneği nasıl zor kurduklarından, bu güne kadar gelişinin hikayesini anlatıyor. Zaten benim bildiğim bu anlatılanları bir kez daha dinlemek bana zor gelmiyordu. Fakat bu arada Ahmet ÇİFTÇİ Bekir Ünal'ın anlattıklarına hemen bir (,) virgül koyup ''Erkan abi, Erkan abi. TİAD öyle anlatılanlar gibi kolay kurulmadı. Kan ile kuruldu'' dedi.
İlk defa duyuyordum bu ''TİAD kanla kuruldu!'' cümlesini. Hem de Ahmet ÇİFTÇİ'den.
Ahmet ÇİFTÇİ belli ki o kuruluş safhasını çok iyi bilenlerden.
Ahmet ÇİFTÇİ ve Bekir ÜNAL bütün bunları anlatırken bir yandan düşünüyordum.
Şu anda kendi müstakil villalarında Genel Merkezi olan bir dernek olan TİAD'a ne yazık ki ne Bekir ÜNAL ne Ahmet ÇİFTÇİ üye değiller.
Daha kim bilir; TİAD'ın kuruluşunda büyük büyük emekleri geçen ne isimler var TİAD'a üyelikten ya istifa ettiler, ya da ayrılmak zorunda kaldılar.

 

 

Tamer ATALAY'dan Bekir ÜNAL'a, Nihat DURAK'a, Ahmet ÇİFTÇİ'yeve Sabit DANIŞ'a “Unutulmaz Başkanlar” plaketi

 

Tamer Başkan çok doğru düşünmüş. Gerçekten Bekir ÜNAL, Nihat DURAK, Ahmet ÇİFTÇİ ve Sabit DANIŞ gibi bu 4 iş adamımız Romanya'daki sivil toplum örgütlerimizin kuruluşundaki o zor günleri bana anlattıklarında ''Bu zorluklara değer miydi?'' diye düşünüyorum.
Demek ki değermiş ki; derneklerimiz kurulmuş.
O zorluklar içinde hatta Ahmet ÇİFTÇİ'nin dediği gibi ''TİAD kan ile kuruldu!'' dediği TİAD'ı ilk kuranlar şu anda ortalarda yoklar. Ya da ortalarda görünmüyorlar.
Fakat demek ki Romanya -Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY ve onun yönetim kurulu üyelerince unutulmamışlar ki bu başkanlara hak ettikleri ''UNUTULMAZ BAŞKANLAR'' plaketi vermeyi kararlaştırmışlar.
Haaaa. Bu arada Tamer ATALAY ısrarla plaket alacak Bekir ÜNAL, Nihat DURAK, Ahmet ÇİFTÇİ ve Sabit DANIŞ arkadaşlarımızın seçiminde sivil toplum örgütlerimizde hizmetleri sırasında verdikleri maddi değil manevi mücadeleleri göz önüne alındığının altını çizerek söyledi.
Bu arada benden de sevgili kardeşim İsmet BAYINDIR'a ''En fedakar Başkan'' ödülü.

 

Nejat SALİ bana Ören'de Romanya’yı yaşattı!

 

Bu yaz aylarında sağ olsunlar Romanya'daki dostlarımın yolu bizim buralardan geçti mi bana da uğramadan geçmiyorlar.
Telefonlar ya Çanakkale'den başlıyor ''Erkan sana geliyoruz'' diyerek yol güzergahını tarif etmemi istiyorlar. Yada sevgili dostum Nadir ÇAMUR gibi Romanya'ya dönüşe geçtiğinde İzmir'den telefon edip ''Erkan abi, sana uğrayacağım. Seni bir göreyim'' diyerek.
Bana yapılan ziyaretlerin en kısası Nadir ÇAMUR'un oldu. Ören'in girişinde yol üstünde KİPA'nın oto parkında buluşup en fazla 5 dakika görüştükten sonra Nadir ÇAMUR'a ''Güle güle'' dedim. Çorlu'da bir kapı daha yapacakmış.
Nadir ÇAMUR, 5 dakikalık süre ile en kısa ziyaretçi rekorunu kırarken, Ahmet ÇİFTÇİ kardeşim de Bekir Başkanın yüzme havuzlu villasında 5 gün mü, 10 gün mü kaldı bilmiyorum. Ama o da bizim buralardan ayrılamayanlar kulübüne üye oldu.
Eeeee, ne de olsa iki eski başkan bir de üstelik iki eski dost bir araya gelince sohbette ve misafirlikte sınır aranmaz.
*    *
2001 yılından bu yana o zamanların milletvekili bugünün müsteşarı sevgili dostum Nejat SALİ, Edremit körfezinde ne kadar kasaba varsa hepsinin belediye başkanının arkadaşıdır. Yani demek istediğim Nejat SALİ en az benim kadar bizim buralıdır.
Nejat SALİ ve eşi hanımefendi de yanında olmak üzere 10u aşkın Romen ve Tatar arkadaşı ile o altın gibi kumu ile ünlü kilometrelerce uzanan plajı ile herkesin bildiği KÜÇÜKKÖY eski adı ile SARIMSAKLI'ya gelmiş. Sarımsaklı'ya gelinir de Erkan abi aranmaz mı? Erkan abi'ye uğranılmaz mı?
Sağ olsun Köstence'den arkadaşları ile birlikte 3 “CT” plakalı özel araç ile bizim siteye yani bana geldiler.
Sitemizin bahçesindeki kamelyamız bir anda neşe ile doldu. Nejat'tan öğrendiğim için Romen dostlarıma ''çay içer misiniz?'' demedim. Zira çay ikram etmek o kişinin hasta olduğuna işaretmiş. Yani hasta'ya çorba değil de çay içer misin? derlermiş. Ben de bunu bildiğim için hemen dolaptan buz gibi biraları ve meyve suları ikram ettim. Derler ya misafir umduğunu değil, bulduğunu yer. Biz de o misal misafir umduğunu değil bulduğunu içti. Çok ta kibar misafirler. Beraberinde hem bana hem kendileri için şarap da getirmişler.
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sitedeki Tekin bey, Yalçın bey gibi birkaç komşum ile birlikte sohbet ettik. Yani Nejat SALİ kardeşimin sayesinde Romanya'yı Ören'de yaşadık.
Sizleri de bekliyorum!
Adres malum: ÖREN!



Biz Romanya'lılar Bodrum Yalıkavak WİNDMİLL'de bir araya geldik!


 

“Biz” Romanyalılar kim? Fehmi OTURAN, Hakan BULUT. 
Bu arada ben de kendimi bu gurubum içinde sayıyorum. İşte ''BİZ'' Romanyalılar oluyoruz.
Bodrum, Yalıkavak ise dünya alem tanıyor.
WİNDMİLL ise Romanya'da parfüm imalatı yapan eski bir iş adamımız. Bırakıp Romanya'yı işini de sevgili bir arkadaşına devrederek babadan kalma Bodrum Yalıkavak'da dünya şirini bir butik otelinin başına geçmiş.
Öteden beri Fehmi kardeş sağ olsun hep davet eder dururdu. Ancak kısmet, bayram öncesi bayram tatili için Yalıkavak WİNDMILL otele gelmekmiş.
Doğrusu hiç bu kadar şirin, adeta müşterilerini kendi villalarındaymış gibi hissettiren bir yere tanık olmamıştım.
Bu butik otelin bir özelliği de Yalı kavak Marina'nın hemen yanında olması da bir artı değer.
Bu arada Fehmi kardeş Romanya'dan gelen ister Romen ister Türk olsun hepsine kafadan %50 indirim uyguluyor.
Sizleri buraya davet ederek bu kadar teknik bilgiyi verdikten sonra sıra geldi. ''Biz'' Romanyalılara.
Otelin sahibi Fehmi OTURAN Romanyalı ya, Bükreş'ten arkadaşı Hakan BULUT'u da yanına davet etmiş.
Hakan BULUT'u Bükreş'te birkaç kez görmüştüm. Fakat bu sezonunu Fehmi ile birlikte hem tatil yapıp hem de arkadaşına yardımcı olmanın mutluluğunu yaşayan Hakan BULUT, harika ingilizce'si ile de çok iyi bir rehber oluyor otel müşterilerine.
Keşke siz dostlarım da yanımızda yani WİNDMİLL'de olsaydınız, hep birlikte bayram yapsaydık.
Bodrum Yalıkavak'a Fehmi OTURAN'ın WİNDMİLL oteline gelecek olanlar için telefonlarını veriyorum.
WİNDMİLL TEL:
0090 252 385 51 14
Gsm: 0090 532 611 22 25
Web sitesi:
www.windmillhotel.net
Unutmayın %50 indirimizi.

 

 

Nerde o eski Ramazanlar, Nerde o eski iftarlar!


 

Şu günlerde yukarıda başlığı taşıyan çok yazarın yazısı var Türkiye'deki gazete köşelerinde.
Ben de bizim Ramazanlar için ''Nerde o eski Ramazanlar!'' yazısı yazayım dedim.
Daha doğrusu benim yazmak istediğim, geçtiğimiz 10 yıllık süre içinde Bükreş'te Ramazan aylarında verilen iftar yemekleri.
O zamanlar, yani 8-10 yıl önceden bahsediyorum. Sayıları 3-5'i geçmeyen Hacı'nın ''PINAR''ı, Sait ve Mustafa’nın ''Türkish Restaurant''ı gibi lokantalarımız Ramazan öncesi menülerini ve fiyatlarını belirler. Henüz Ramazan başlamadan da iftar yemekleri için iş yeri sahiplerimizden aldıkları telefonlarla rezervasyonlarını yaparlar.
Büyük büyük kurumlarımız ve Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası, TİAD ve TÜYAB gibi sivil toplum kuruluşlarımız da Hüseyin KOYUNCU'nun o güzel restaurantı ''ANATOLİA'' olmadığı için Lübnan'lıların ''PİCOLO MONDO''sunda iftarlarını verirlerdi.
Ne güzel, ne bereketli ve ne de hoş sohbetli iftar yemekleriydi.
İftarlarımızın değişmeyenleri arasında bulunan Bükreş Camii hocası Aziz Osman’ın ezan ve iftar duasını huşu içinde dinlerdik.
Geçtiğimiz yıllardaki unutamadığım iftar sofraları yalnızca bunlar değil tabii. Mesela PROLEMN S.A'nın Genel Müdürü sevgili dostum Doğan GÜREŞ'in daveti üzerine gittiğim REGİN'deki fabrikasının yemek salonundaki iftar sofrası da unutamadığım iftar sofraları arasında. Bükreş'ten kilometrelerce uzakta REGİN'deki PROLEMN'in başta Genel Müdürleri Doğan GÜREŞ olmak üzere fabrikanın üst yönetimi Türk arkadaşlarla iftar açmak ne kadar huzur ve mutluluk vermişti bana. 
Geçen yıl Ramazan ayı boyunca ancak birkaç gün Bükreş'teydim. Bu kısa süre içinde Star Plast sahibi Hacı Mehmet DÜNDAR'ın ve İslami Hizmetler Vakfı'nda Ramazan hocanın iftar davetinde Tamer ATALAY, Nadir ÇAMUR, Alişan DÜZGÜN, Veysel KURT ve ismini şuanda hatırlayamadığım sınırlı sayıda birkaç iş adamı arkadaşımız katıldığım en son iftar davetiydi.
Bu yıl Ramazan ayında ise ne yazık ki çok istememe rağmen maalesef  Bükreş'te olamadım.
Ören'de akşam bizim belediyenin top atışı ile başlayan iftar ve gece yine bizim davulcu Kara Ahmet'in ahenkli davul sesleri arasında geçirdim mübarek Ramazan ayını. Teravih namazına kadar kimselerin olmadığı, teravih namazından sonra ise adeta bayram yerine dönen deniz kenarında sergileri gezdik.
Bu Ramazan ayında sanırım iki önemli iftar daveti vardı.
Biri, Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası'nın Romanya Başbakanı Emil BOC ve Bükreş Belediye Başkanı OPRESCU'nun da davetli olduğu ANATOLİA'daki, diğeri de THY, BAUPLAST ve ROMETEXTİL'in verdiği katkılarla TİAD'ın yine ANATOLİA'daki iftar yemeği oldu. (TİAD'nın  mail geçerek davetinde THY, BAUPLAST ve ROMTEXTİL katkılarından dolayı teşekkür ediliyor. Oradan biliyorum iftar davetinin ortaklarını)
Bu çok önemli her iki davete Oda'dan hem yazılı hem telefonla, Dernek'ten de yalnızca mail yolu ile davet aldığımı da hatırlatmak isterdim. Oysa TİAD'ın önceki yıllarında sağ olsunlar eski başkanlar ve de Genel Sekreter Güven GÜNGÖR telefonla da arayıp davet ediyorlardı. Eeee atalarımız boşuna ''Gözlerden uzak, gönüllerden de uzak olur'' dememişler. Hele benim sevgili kardeşim Halit ÖZTÜRKMEN dostumun esprili bir şekilde ''Benim giden ile ölen ile işim olmaz!'' lafını da hiç unutmam.
Hatta ''Taşı gediğine koymak'' tabiri var ya, ben de sırası gelmişken sanırım Neyzen TEVFİK şu satırlarını hatırlatayım.
ÖLECEĞİZ BİR GÜN GÖMECEKLER,
BİR KAÇ GÜN ÖVECEKLER,
SONRA KALAN MALINI BÖLECEKLER.
HATTA BİR DE MEMNUN KALMAYP
ÜSTÜNE DE SÖVECEKLER.
*    *
Yazıya bakın nereden nerelere geldik. İftar sofraları diye başladık, ölüme kadar geldik.
Hepinize daha nice nice, eşinizle, dostunuzla, sevenlerinizle, ailenizle mutluluk ve sağlık dolu bayramlar ve en az bayramlar kadar güzel günler diliyorum.
İlk bayram tebrik telefonunu Büyükelçi
Ahmet Rıfat ÖKÇÜN'den aldım!

Bayram sabahının ilk saatlerinde oğullarımdan telefon geldikten hemen sonra eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN telefon etti.
Önce benim ve ailemin bayramını kutladıktan sonra da ''Erkan bey lütfen sizin ve gazetenizin aracılığıyla Romanya'daki tüm soydaşlarımızın ve vatandaşlarımızın Ramazan ve 30 Ağustos Zafer bayramlarını kutluyorum'' dedi.
Unutulmamak ne güzel. Ancak unutmamak da çok önemli.
Üzerime düşen görevi seve seve yerine getireceğimi söyledim eski Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN'e.

 

 

Facebook’taki dostlarıma teşekkürler

 

Facebook denen olayı yeni yeni çözmeye çalışıyorum. Bir arkadaşımın benim adıma açtığı Facebook sayfasında yıllardır kaybettiğim arkadaşlarıma kavuşmanın mutluluğunu yaşarken Romanya'dan da sevgili dostlarımdan haberler alıyorum.
60 yaşını geçmeme rağmen bu güne kadar ne doğum günü kutladım ne de hatırladım. Hatta ailemden bile bu günümü hatırlayıp da ne oğullarım ne de eşim kutladı.
12 Ağustos günü Facebook sayfamı açtım. Bir baktım başta sevgili Ertan DEMİRHAN arkadan da bir çok Facebook arkadaşım doğum günümü kutluyor. Vallahi çok hoşuma gitti.
Onlara teşekkürü nasıl edeceğim? Facebook'tan bilmediğim için köşemden teşekkür etmek istedim.

 

 

İsmail Hakkı TUYUN'un Facebook'ta hüzün dolu mesajı

 

 

Facebook yalnızca size doğum günlerinizi hatırlatmıyor her halde. Yine Facebook sayfamda sevgili dostum İsmail Hakkı TUYUN'un kendisinden izin alarak şu satırlarını yazmak istiyorum.
Birbirlerini o kadar çok seven örnek bir karı-koca idi İsmail Hakkı TUYUN ve rahmetli eşi Ranan TUYUN.
Bakın 3 Ağustos günü İsmail Hakkı TUYUN rahmetli olan eşi için hangi duygularını kaleme döktü.
''Yarın 3 Ağustos. Sevgili eşim Ranan ile 30'uncu yıl evlenme yıl dönümümüz.
Canım yarın sabah yine sana geleceğim.
Huzur içinde yat.'’



Allah topraklarını bol etsin! Nur içinde yatsınlar..

 

Ölüm. Her canlının önlenemez sonu. Fakat ölümler ister genç, ister yaşlı olsun, ölenin yakınları için çok acı bir duygu.
İnsanlar bazen küçük yaşlarında anne, baba ya da bir yakınını hakkın rahmetine uğurlar. Ben 11 yaşındaydım babamı kaybettiğimde. Annemi kaybettiğimde ise 32. Çocuk yaşta babamı kaybetmiştim. Oysa insanın yaşı ne olursa olsun anneye babaya her zaman ihtiyaç duyuyor. Ben 60 yaşını geçmiş bir baba olarak, hala ''annem-babam sağ olsaydı da onlara danışabilsem'' diye düşünürüm.
Bu mübarek Ramazan ayı günlerinde arka arkaya üç yakınımın ölüm haberi beni hayli üzdü.
İlk acı haber Sayın Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL’İN  babası Kazım Mustakbel ŞÖLENDİL'in ölümü oldu, hemen arkasından sevgili dostum SİF METAL’in sahibi Cengiz Fırat Aydın’ın çok sevgili ağabeyi Kayhan Fırat’ın ölüm haberi.
Bu acı ölüm haberlerinin hemen arkasından Reyhan SİPAHİ'nin çok değerli eşi, Ayhan ve Ayla’nın çok sevdikleri anneleri Aynur SİPAHİ'nin hiç beklenmeyen ani ölüm haberi oldu.
Rahmetli Aynur SİPAHİ'yi tanıyıp da sevmeyen yoktur. Devamlı gülen yüzü, ve oldukça fedakar bir eş ve fedakar bir anne olarak Romanya'da rahmetliyi tanıyan iş adamlarımızın takdir ettiği bir hanımefendiydi.
Ne mutlu onlara ki bu kutsal günler içinde hakkın rahmetine kavuştular.
Allah topraklarını bol etsin, günahlarını affetsin. Yakınlarına da Allah’tan sabır diliyorum.

 


''Dağ dağa değil, ama İnsan insana kavuşur''muş!

 

Yaz kış gidenimiz gelenimiz eksik olmuyor. Allah da eksik bırakmasın.
Sağ olsun Sabit DANIŞ, İstanbul'dan aradı. ''Ne var ne yok Erkan abi?'' diye hatırımı sordu.
…Ve bir gün sonra da yanında Çamlıca Alman Hastanesi Acil Servis Sorumlu Hekimi Dr. Gürcan AYDIN ile birlikte Edremit körfezine geldi. Yani benim buralara.
Ben Sabit DANIŞ'a ve arkadaşı Dr. Gürcan AYDIN'a bölgemi gezdireyim falan derken, Sabit geldiği gibi beni de alıp Cunda adasına götürdü.
Cunda adasına giderken de yolda benim de yakınan tanıdığım bir beyefendinin davetlisi olduğumu söyledi Sabit.
Oysa ben Sabit ve arkadaşını Cunda'ya götürecekken o beni Cunda'ya götürdü. Hem de davetlinin davetlisi olarak. Ve benim de yakınan tanıdığım bir beyin davetine.
Neyse ''RAKI-BALIK-AYVALIK''  derler ama. Rakısız ''BALIK-AYVALIK'' yaptık.
Cunda adasına girişte başında şapkası, ayağında şortu bir beyefendi eliyle bize otopark'ı gösterdi. Otopark'a aracımızı park ettiğimizde bize eliyle işaret eden bey de yanımıza geldi.
Gözlerime inanamadım! Eski Baş konsolosumuz Serap ATAAY zamanında Köstence konsolosumuz Murat BAŞAR; ''Hoş geldiniz'' diye bizi karşılamaz mı?
Dünyanın ne kadar küçük olduğunu bir kez daha anladım.
Frankfurt'taki konsolosluğumuzda görevliymiş. Yazlığı da benim kaldığım yer ÖREN'e 40 km. mesafede ALTINOVA beldesindeymiş.
Cunda adasının balık lokantaları ile meşhur kordonunda Ege mutfağının birbirinden leziz yemeklerini tadımlık olarak masamızı doldurduk. Sonunda da koskoca bir toriğin yarısı ızgara, yarısı tava olarak yiyerek yemeğimizi tamamladık.
Akşam da Ören'de tam denize nazır bir kahvede tatlı tatlı sohbet ederek kahvelerimiz yudumladık.
Ören çarşısında ertesi günü yapılacak tekne turları için çalışan elemanlardan biri ile sohbet ederken Sabit DANIŞ'ın Köstence'den arkadaşları çıkmaz mı?
Eee Sabit bu. Hangi taşın altından ne zaman, nasıl çıkacağı hiç belli olmaz.
Sen Romanya'dan kalk Ören'e gel. Burada da bir çok tanıdığın çıksın.
Hem dünya küçük hem de ''Dağ dağa değil, ama insan insana kavuşur'' muş!

 

 

TROİA AGORA’DA %50 indiriminiz var

 

 

Geçen sayımızda ''Burası Troia AGORA'' diye bir haber yapmıştık ya. Yolu Çanakkale'ye düşenler veya düşecek olan bazı arkadaşlarımız hemen telefon ederek Trio Agora'nın adresinin daha açık olarak yazılmasını istedi.
Ben hemen size açık adresi veriyorum. Üstelik bir de benim selamımı söylediğinizde %50 de indirim görüyorsunuz.
Troia Agora Keşan'a 35 km. Çanakkale'ye giderken yolun solunda. Duble yol olduğu için hemen önünde yuvarlak bir kavşak var. Oradan giriyorsunuz.
Troia Agora Keşan’a 35 km olduğu kadar Gelibolu'ya da 35 km. Yani Keşan ile arabalı vapura bineceğiniz yer olan Gelibolu'ya da 35 km.
Troia Agora bir yol üzerinde bulunan lokanta gibi düşünmeyin. Troia Agora bir alış veriş merkezi. Kendi bünyesinde bulunan AYTEMİZ petrol istasyonunda arabanız ücretsiz yıkanırken, sizler de Troia Agora'nın ister harika salonlarında çok zengin ve leziz yemeklerinizi yiyin, isterseniz terasında soğuk-sıcak bir şeyler için.
Bütün bunları yaptıktan sonra da alış veriş de yapabilirsiniz.
Troia Agora çoğunlukla Japon turistlerin konakladıkları bir tesis. Tarihi bir bölge olduğu için o bölge çok Japon turist çekiyor.
Tesisin genç Genel Müdürü Ayhan ERKAN ve Halkla İlişkiler sorumlusu Duygu BARDAKÇI dahil tüm personelin istisnasız hepsinin yüzü gülüyor.
Bu arada henüz kontrat yapmadık ama, HAYAT gazetesi olarak hazırlayacağımız kartı gösteren Romanya'dan gelen herkes alış verişlerde yüzde 50 indirim alacaklar. Adeta basın kartı gibi indirim. Kıymetinizi bilin. Siz sevgili okurlarımıza bu yüzde 50 indirimi kabul eden Troia AGORA Genel Müdürü Ayhan ERKAN ve bu harika tesisin genç ve yakışıklı patronu Gündoğan GÜVNEŞ'e teşekkür ediyorum.
Biz Romanya'dan gelenler olarak çoğumuzun geçtiği bu Çanakkale yolunda vapura binmeden bir soluklanın.
Yakında bu tesiste bir de ''AGORA MEYHANESİ'' adı altında bir de balık restaurantı açılacakmış. Eeee Saros'a yakın olur da balık lokantası olmaz mı?

 



Tamer ATALAY'a şifalar diliyorum!

 

Romanya-Tür-kiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY ile buluşmak üzere randevulaşmıştık. Sabah saat 10:30 gibiydi. Beni telefonla aradı. O erken saatte Tamer Başkan'ın beni aramasına şaşırdım. Zira Tamer ATALAY o saatlerde kendi günlük işleri için şirketinin iç bünyesinde toplantılar yapar veya resmi randevuları ile yoğun bir çalışma içinde olur.
Telefonu 24 saat açık olmasına rağmen saat 13.00'e kadar zorunlu olmadıkça o özel numaralı telefonuna bakmaz ve o numaradan aramaz.
İşte şaşkınlığım o yüzden.
''Hayrola Başkan bu saatte siz kimseyi aramazdınız!'' dedim. O da ''Sabaha kadar uyuyamadığını ve sürekli olarak yükselen tansiyonunu kontrol altında tutmak için doktor gözetiminde tutulduğunu ve bugün sağlık kontrolleri için acele Ankara'ya tam teşekküllü bir hastaneye gideceği için randevusunun iptalini rica etti.
Bir de Kıyas Gümüş beyin girişimi ile Türk ressamlarının resimlerinin sergisinin açılışına gelemeyeceğini fakat çiçeğini gönderdiğini ve bu mazeretini kendisine iletmemi rica etti.
Kendisine şifalar diliyor, ve aman haa sağlığımızı ihmal etmeyelim. Sağlığımızın bozulmaması için de stresten uzak kalalım. Bunca sıkıntılar yaşanırken nasıl kalacaksak?



Göz hastanemiz sağlık hizmetinde de çok yıldızı hak etti!

 

 

Bükreş'te hani o yeni yaptırılan ''Avrupa Göz Hastanesi'' var ya. Size o hastaneyi anlatırken
5-6 yıldızlı bir Hotel konforunda olduğundan bahsetmiştim.
Gözlerimiz için verilen hizmet ise belki de 10 yıldız alır. En azından ben ve Hüseyin KOYUNCU bu göz hastanesine tüm yıldızlarımızı verdik.
Bakın anlatayım nasıl olurmuş çok yıldızlı göz hastanesi.
Geçen hafta Hüseyin KOYUNCU bana göz hastanesi ile ilgili yazımı okuduğunu söyleyerek kendisi için bir randevu almamı rica etti. Ben de hemen hastanenin en üst ismi beyefendiyi arayıp yardım rica ettim. Bize bir isim verdi. O verdiği isme de talimat verdi.
Bize verilen randevu saatinden hastanenin kapısından içeri girdiğimizde ilk dikkatimi çeken Hüseyin KOYUNCU'nun şaşkınlık ve hayranlık karışımı bakışları oldu.
Manken kadar şık ve zarif bir hanım efendi önce Hüseyin'in kaydını yaptı. Muayene ücreti olarak da 100 ron ödedi. Türkiye'de bence bu rakam her halde 250 TL'den az değildir.
Çünkü Türkiye'de bir profesörün muayenesini en az 400 TL'den başlıyor.
Her neyse bu işin maddi yani. Sağlık için insanın gözü para görmemeli.
Sonra yine o üniformalı zarif hanımefendinin rehberliğinde Hüseyin'i muayene edecek doktorun özel odasına geldik. Benim için doktor hanımdan muayene sırasında odada bulunmak için özel izin istendi.
Muayene tam 1 saate yakın sürdü. Hüseyin KOYUNCU'nun her iki gözüne de ultra modern aygıtlar ile defalarca bakıldı. Göz tansiyonu ölçüldü. Eski gözlüklerinin numaraları belirlendi. Son muayene ile bir önceki muayene arasında kaç derece bir değişiklik var o tespit edildi.
Fakat muayeneye başlanmadan Hüseyin KOYUNCU'ya ailesinde göz rahatsızlığı olup olmadığı ve hangi yakınlarının kaç derece gözlük kullandığının sorulması dikkatimi çekti.
Acaba gözlük kullanmak da mı genetik?
Bu önemli yatırım için başta hastanenin sahiplerine ve hastane için emeği geçenlere çok şey borçluyuz. Sağlık bu. Başka şeye benzemez. Sağlığa yapılan yatırımın sevabı da çoktur herhalde.

 

 

 

Yeni yol ile 3 saatte Bulgaristan'dan Hamzabeyli'ye gelebiliyorsunuz!

 

 

Bir önceki gazetemizde de yazdığım gibi 2011 Bulgaristan Yol Haritası'nı dostlarımdan gelen istek ve destek ile istemeye basıp dağıttık.
Haritayı görenler adeta kapıştı, reklamını harita içinde göremeyenler de bize şikayette bulundu. 
Bu gerçeğe bir kez daha dikkat çektikten sonra ben sizin adınıza o üçüncü yoldan yani Veliko Tırnova yolundan geldim.
Veliko Tırnova'ya kadar olan yol, o bildiğimiz en eski yol.
Veliko Tırnova'dan çıkıp hemen SLİVEN yoluna giriyorsunuz. Hiçbir yere sapmadan GURKOVO'dan sonra SLİVEN'i takip edip daha sonra da YAMBOL'a tabelasını takip ediyorsunuz.
YAMBOL'a şehrin içine girmeden de ELHOVA ve LESOVA tabelalarını takip ederek HAMZABEYLİ sınır kapımıza geliyorsunuz.
Yani özetle hiçbir dağa tırmanma, dağdan geçme falan yok. IAMBOL'a kadar ip gibi derler ya işte öyle ip gibi, çukuru falan olmayan asfalt bir yol. Ancak YAMBOL'un çevresini dolaşıp ELHOVA yoluna çıkana kadar Bulgaristan'ın o malum çukurlu, bozuk yoluna katlanacaksınız.
Ben bu son Türkiye yolculuğumu Hüseyin AYKOL'un ALTINBAŞ kuyumculuktan sorumlu Genel Müdürü Fatih KARA’nın otomobili ile yaptım.
…Ve tam 2 saat 55 dakika da Hamzabeyli'de sağ salim olduk.
Yalnız Fatih KARA’nın yolda telefonla bir arkadaşı ile bu yeni yolu önerirken ağzından ''Tek rakibim Türk Hava Yolları'' dediğini de sizlere hatırlatayım.
Yol gerçekten çok güzel. Sadece Razgrad-Kotel-Tırgoviştr yolunda 20 km daha uzun. Fakat yolun güzelliği ve düzgünlüğü o 20 km'lik fazlalığı çok daha tol ere ediyor.
İyi yolculuklar.



İsmail Hakkı TUYUN'dan TİAD Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR'e:
“Başkan Ömer SÜSLİ bu güzel açılışa neden gelmedi?”

 

01-14 Haziran tarihleri arasında Bükreş'te “Municipal Museum Bucharest”te Gümüş KIYAS adında bir beyefendi her türlü kendi imkanlarını kullanarak bir çok Türk ressamımızın resimlerini sırtlayıp bir sergi açtı.
Açıldığı gün ben de tesadüfen Bükreş'teydim. Onca yorgunluğuma rağmen saygı değer sanatçılarımızı bu önemli günlerinde diyar-ı gurbette yalnız bırakmamak için ben de koşa koşa gittim.
Fakat ne yazık ki, benim açılışa tam saatinde yetişmem mümkün olamadı. Galerinin kapısından girdiğimde Gümüş KIYAS beyin her halinden mutlu olduğunu belli eden gülen yüzü ile karşılandım. Büyük bir sevinçle ''Hoş geldiniz Erkan bey. Az önce sayın Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL beyefendi bizi şereflendirdi. Büyük onur duydum'' dedi.
Üst katta sergilenen resimlerin birinin önünde uzun zamandır görmediğim sevgili dostum İsmail Hakkı TUYUN'u o resme uzun uzun bakarken gördüm. Yanına usulca yaklaşıp ''Merhaba beyefendi! Bu resim seni nerelere alıp götürdü'' dedim. (Arkadaşım İsmail Hakkı Tuyun çok sevgili eşi Ranan’ın vefatından bu yana çok duygusallaştı) O da bana ''Bu tablo benim müzik yaptığım zamanlardaki dostum ünlü caz sanatçımız Ayşegül YEŞİLNİL'in resmi. Beni Ayşegül'ün bu resmi alıp o güzelim yıllara götürdü. O yıllarda acısını hiçbir zaman unutamayacağım sevgili eşim ile yeni tanışmıştım'' diye cevap verdi.
Biz tam bu duygu seli içinde bunları konuşurken yanımıza TİAD Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR geldi. Onunla da hoş beşten sonra İsmail Hakkı TUYUN, Güven GÜNGÖR'e ''Sayın Büyükelçimiz dahi bunca yoğun programına rağmen bu serginin açılışı için zaman ayırıp geldi. Türk İş Adamları Derneği Başkanı Ömer SÜSLİ ise ne yazık ki gelmedi. Doğrusu çok ayıp etti. Sanatçılarımız derneğimiz tarafından yalnız bırakılmamalıydı'' diye dert yandı. Ben de hazır bunu duymuşken sevgili Güven GÜNGÖR'e son 2 aydır kulağıma gelen sızlanmaların giderek arttığını söyledim.

 

 

 


Bu yıl Bulgaristan yol haritasını dostlarım benden çok istedi!

Biliyorsunuz HAYAT gazetesi her yıl bu aylarda Bulgaristan yol haritası yayınlar.
Yaşanan ekonomik kriz bir yana, artık herkes HAYAT gazetesinin her yıl binlerce basıp Bulgar ve Türk sınır kapılarında dağıtarak HAMZABEYLİ sınır kapısını iyice öğrenmiştir diye bu yıl basmayı düşünmüyordu.
Gerçi yol haritasını yayınladığımız her defasında ZAPP ve AVEA gibi en büyük kurumların sponsorluğu ile destek olan sevgili dostum Cüneyt TÜRKTAN bu yıl da bana bu büyük hizmetimizi yapmam gerektiğini söyledi. Söyledi ne kelime defalarca ısrar etti.
Geçenlerde Bükreş'e geldiğimde birkaç dostum gazetemizin haritasını ne zaman yayınlanacağını sordu. Elektronik posta kutumuza da bu konuda mailler geldi.
Bütün bunlara rağmen ben yine de yayınlayıp yayınlamamakta bir karardım.
Nabız yoklamak için önce sevgili dostum olağan üstü bir yönetici ve insan olan PROLEMN S.A Genel Müdürü Doğan GÜREŞ'i aradım. Niyetim devam eden yeni yatırımlarının durumunu öğrenmek ve sohbetinden zevk aldığım sesini duymaktı. Konuşmamızın sonunda da Bulgaristan yol haritasını sordum. Doğan GÜREŞ de ''HAYAT her yıl olduğu gibi bu yıl da haritayı yayınlamalı ve biz de o haritada yerimizi almalıyız'' dedi.
Aynı günü Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY'a öğle yemeğine davetliydim. Yemek sırasında bana haritayı sordu. ATALAY'a da ''Düşünüyorum'' dedim. ''Artık herkes o yolu öğrenmiştir'' dedim. ''Bu krizde kimseye sponsor olur musun, diyemem'' dedim. Ve ''Buna hakkım da yok'' dedim.
Tamer bey de hemen sözümü keserek ''Romanya-Türkiye Sanayi Odası olarak bu hizmetinize bir sivil toplum örgütü olarak biz destek vermeliyiz. Vereceğiz!'' dedi. Hemen de arkasında telefonu alıp Avrupa Göz hastanesinin sahibi beyefendiyi arayarak bizim haritayı ve bu haritanın Türkiye'ye gidecek herkese rehber olduğunu anlatarak Avrupa Göz Hastanesinin de sponsorluğunu rica etti.
Artık haritamızı basmamız şart oldu. Şart oldu da benim eski güzel dostlarıma bu durumu bildirmem gerekiyordu.
Ben de 4 yıldır devam eden bu harita hizmetimize sponsor olan STAR PLAST'ın sahibi Hacı Mehmet DÜNDAR, ISSUZU'nun sahibi sevgili hemşerim Hüseyin AKYOL, BAUPLAST Ali KARAÇAYIR, MAJORE'nin her zaman yüzü gülen Erkan-Ertan Demirhan kardeşler var, SU Market Önder SOLAK ve kurumun Genel Müdürü Sedat GEZAY'ı, Köstence'nin genç ve başarılı iş adamı DOBRUCA TİAD'ın eski Genel Başkanı Ramazan GÜR'ü, yollardaki güvenliğiniz için HİCRET ROM'un sahibi Mevlüt DUMAN'ı aradım.
Daha da başka bir dostumu aramama gerek kalmadan HAYAT gazetesi olarak  görevimizi yerine getirmek için yepyeni bir Bulgaristan Yol Haritası daha bastık. Sağlıklı yolculuklar diliyorum yolunuz açık olsun diyorum.

“ATV'nin damadı” Mehmet SÖZEN boşanıyor!

 

Mehmet SÖZEN'i yakınan tanıyanlar boşanma olayını biliyor olabilir, ''Amaaan bana ne boşanırsa boşansın!'' da diyebilirler.
Tanımayanlar da ''Kim bu ATV'nin damadı?'' diyebilir.
ATV'nin izlenme rekorları kıran ve bir çok kanalda benzerleri olan ''Benimle evlenir misin?'' adlı bir Esra EROL'un sunduğu adından da bilindiği gibi bir evlilik programı.
Hatta bu evlilik programı STAR TV'deki Metin AKPINAR'ın baş rolünü oynadığı ''PAPATYAM'' adlı diziye de konu oldu.
Mehmet SÖZEN, Bükreş'te büyük oğlumun yakın arkadaşı olarak tanıdım. Hani derler ya ''ağzına vur, lokmasını al'' işte tam öyle bir insan. Dedikodusu yok. Kimsenin tatlısına tuzlusuna karıştığı yok. Bükreş'in merkezinde sayılır bir semtte gayet güzel döşeli evinde tek başına yaşam süren işinden eve, evinden işine gidip gelir.
Mehmet SÖZEN nereden aklına estiyse, yoksa yalnızlık mı canına ''tak'' dedi. ATV ekranlarında bu evlenme programını izlediği günlerin birinde annesi ile o programa gelerek kısmetini arayan bir hanımefendiyi beğenir hemen de telefonla programa bağlanır.
Mehmet SÖZEN telefonda, hanımefendi televizyonda konuşup, anlaşıp bir sonraki hafta ATV ekranlarında randevulaşılır.
Çok kısa bir süre sonra da Mehmet SÖZEN İstanbul'un ünlü bir restaurantta bu adını hatırlayamadığım hanımefendi ile benim de bulunduğum bir tören ile evlenirler.
Mehmet SÖZEN, uzun zamandır yalnız yaşadığı için bir çok ev işini kendisinin yaptığını biliyorum. Hatta harika yemekler de yapıyor. Bir keresinde büyük oğlum Serkan ve kız arkadaşını evine davet etmiş misafirlerine kendi elleriyle sıcacık börek yaparak ikram etmiş.
Mehmet SÖZEN'in bütün bu meziyetleri ne yazık ki fayda etmemiş olacak ki şu anda boşanmak için Bükreş-İstanbul arasında mekik dokumaya başlamış.
Geçen gün Mehmet'i gördüm. Duyduklarımın doğru olup olmadığını sorduğumda ise ''Ne yapalım Erkan ağabey kısmet değilmiş'' dedi.
Üzülmedim desem yanlış olur doğrusu. Mehmet SÖZEN gerçekten mutluluğu çok hak etmiş bir insan. Gerçi herkes mutluluğu hak eder. Ama Mehmet gibi eşine evde yardımcı olabilecek becerilere sahip ne kadar erkek varız ki?

 

“AB ülkelerinden gelen Türk markalı gıdalara dikkat!”

 

Yukarıdaki bu lafı ben söylemiyorum. Ya kim söylüyor? Bu işin içinde olan ''Bakkal Amca'' Metin BELHAN.
Metin BELHAN. Nam-ı değer ''BAKKAL AMCA'' küçücük dükkanında hepsi Türk markası. Türk malı.
Geçen gün dükkanına gidip hatırını sorayım dedim. O da bana ''Erkan ağabey Almanya'da veya diğer AB ülkelerinden gelen bir çok Türk markalı gıdaları alırken dikkat et. Bazı kişiler AB'den son kullanma tarihi bitmiş yiyecek maddeleri getirip satıyor. Bugüne kadar birkaç kişin de gıda zehirlenmesinden hastaneye kaldırmışlar'' dedi.
''Bakkal amca'' Metin BELHAN bu işi bir bilen olarak beni uyardıysa benim de sizi uyandırmak görevim.

 

TİAD'dan MOLDOVA’da ki Onursal Başkan İsmet BAYINDIR'a ziyaret!

 

Daha önce de yazdım. TİAD'ın gelmiş geçmiş en iyi başkanı, daha doğrusu TİAD'a çok büyük katkıları olan ve derneğin Onursal Başkanı İsmet İsmail BAYINDIR uzun bir süredir MOLDOVA'da yaşıyor. Ticari faaliyetlerini orada sürdürüyor. Kendisinden duydum inşaat işine girmiş.
Sevgili İsmet Başkan sanki buralara küsüp de gitmiş gibi geliyor bana. İsmet Başkan küstü mü, yoksa Romanya'da yaşadığımız şu ekonomik krizi ticari zekasıyla sezdi de mi Moldova'ya gitti? Bilmiyorum!
Bir iki ay kadar önce İsmet BAYINDIR bir iki günlüğüne de olsa Bükreş'e geldiğini duydum.
Geçen günlerde de TİAD'dan Başkan Ömer SÜSLİ, Genel Sekreteri Güven GÜNGÖR, Fenerbahçe Derneği Başkanı Mustafa OKŞAR, MAJORE'nin sahibi TİAD Başkan Yardımcısı MOLDOVA'ya gittiklerini duydum.
Eeeee. İade-i ziyarette bulunmamız adetlerimizdendir. 
MOLDOVA'dan ilk ziyareti TİAD'ın Onursal Başkanı İsmet BAYINDIR yapmıştı.
Ziyarete ziyaret ile karşılık vermek gerekir.



Büyükelçimiz Volkan BOZKIR'I Bükreş'li dostları adına tebrik ediyorum!

AK Parti bir kez daha eze eze derler ya, işte o şekilde üçüncü kez iktidar oldu. Türkiye'miz için hayırlar getirir inşallah.

Fakat bu defa AK Parti Milletvekilleri içinde Romanya'da bir çok iş adamımızın yakınen tanıdığı bir isim var.

Evet! Eski Büyükelçilerimizden Volkan BOZKIR, AK Parti İstanbul Milletvekili olarak mecliste.

AB uzmanı bir Büyükelçimiz olarak Volkan BOZKIR mecliste çok önemli bir isim.

Eski Büyükelçimiz yeni milletvekilimiz Volkan BOZKIR'ın Bükreş'te Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY dahil olmak üzere çok güzel Romen ve Türk dostları var.

Şimdi o dostları sırasıyla Ankara'ya gidip kendilerini tebrik edecektir. Buradan da yani Güre'den ilk tebriğe giden sanırım Bekir ÜNAL olacak. Zira seçimden bir gün sonra Bekir Ünal beni arayarak bir iş ziyareti için Ankara'ya gideceğini söyledi. Bu iş ziyareti büyük olasılıkla Volkan BOZKIR'ı tebrik ziyaretidir sanırım. Fakat hiç merak etmeyiniz. Ben gazetemiz HAYAT aracılığıyla sizlerin adına sayın Volkan BOZKIR'ı milletvekili seçilmesinden dolayı kutluyorum.

G-Marketlerde neden Türk gıda ürünleri yok?

Yıllarca Gima Marketler zinciri olarak bildiğimiz, alış veriş yaptığımız hatta Türk fırınından aldığımız sıcacık ekmeklerimizle karnımızı doyurduğumuz o ünlü marketlerimiz uzun bir süredir G-MARKET adıyla hizmet veriyor.

Adındaki ''G'' elbette Gima'yı hatırlatmakta.

Yalnızca adı değişen eski adıyla GİMA, yeni adıyla G Market, G Market olduktan bu yana eski esprisini, daha doğrusu popülaritesini bir ara kaybetmişti.

Bu ünlü marketimizin raflarında ilaç için bile olsa Türk gıda ürünlerinden fazla eser yok.

Oysa Avrupa Birliği ülkelerinin şehirlerindeki marketler öyle mi? Lebalep Türk gıda ürünlerimiz ile dolup boşalıyor. Hatta ve hatta o ülklerde yoğurdumuzdan-sucuğumuza-pastırmamıza-ayranımıza kadar üretilenler marketlerin raflarında müşteri bulmakta.

Bükreş'te öyle mi? Bükreş'in ilk Mall'un de ki G-Market'te önce fırınımız gitti. Daha sonra da yavaş yavaş Türk gıda ürünlerini raflarda göremez, bulamaz olduk.

Türkiye'nin sayılı markalarından PINAR'ın ve diğer birçok ünlü markamızın bir çok ürününü Bükreş'teki küçücük ''Bakkal Amca''larda iyi ki bulabiliyoruz.

G-Market raflarında neden ünlü markalarımız yeteri kadar yok? Bütün bu soruları kendime soruyorum. Fakat cevaplayamıyorum. Belki G-Market'imizin yetkilileri bu sorularıma cevap verir de ben de sizlere aktarırım.

Közde patlıcan-biber-domates nasıl “HALİT BATIRAN’’oldu?

Ver bir porsiyon “HALİT BATIRAN”

5 günlük son Bükreş ziyaretim sırasında gelir gelmez adeta şoke oldum.

Nasıl şoke olmayayım ki?

Çok güzel bir restauranta gidiyorsunuz, garson size önce ne getirir? Elbette ki menüyü getirir.

Menüde gördüğüm bir yemek ismi işte beni şoka soktu.

Lafı fazla eveleyip gevelemeden anlatayım da belki şoktan kurtulur da sizi şoka sokarım.

Şaka bir yana gördüklerimi anlatınca gerçekten Hasan PULUR üstatlık bir hikaye.

*** *** ***

Hüseyin’i özlemişim dedim. ANATOLİA restauranta gittim gelir gelmez. Bükreş’te 5 gün kalacağım için bu kısa sürede ne kadar dostum varsa seri bir şekilde ziyaret edip hem özlem giderecek ve hem de Bükreş’te uzak kaldığım sürece ne olup bittiğini öğrenecektim.

Hüseyin KOYUNCU bu, sevmeyeni var mı? Herkes ile dost. Her kes gelir ona ve onun mekanı Anatolia’ya. Ben de öyle yaptım. Garson beni tanımadığı için menüyü verdi. Hiç adetim değildir Anatolia’da menüye göz atmak. Hüseyin bilir benim fırında közlenmiş patlıcan, domates ve biber sevdiğimi. Hüseyin’in yanıma gelmesini beklerken bir yandan da menünün sayfalarını karıştırmaya başladım. Aman yarabbi bir de ne göreyim “HALİT BATIRAN’’ diye bir yemek.

Türk mutfağında “HALİT BATIRAN” diye bir yemek adı ilk defa görüyordum. Gerçi her ünlü lokantanın kendine özel spesiyal yani, özel yemek ve yemek ismi vardır. Vardır ama Anatolia’da “HALİT BATIRAN’’ diye bir yemek hayret. Hyret ki ne hayret. Vardır bunun bir sebebi deyip Hüseyin’in masama gelmesini bekledim. Bunun en doğrusunu mekanın sahibi Hüseyin bilirdi.

Hüseyin yanıma gelince hoş beşten sonra hemen bana “Her zamankinden değil mi?’’ dedi. Ben de “Evet’’ deyince başımızda bekleyen garsona Türk aşçılardan bir aşçısını çağırttı.

...Ve “Bize ortaya çok iyi pişmiş HALİT BATIRAN hazırla!’’ dedi.

Allah Allah bu defa da Hüseyin “HALİT BATIRAN’’yemeği dedi.

“Nasıl bir yemek bu HALİT BATIRAN yemeği Hüseyin?’’ diyerek ismini nereden aldı, etli midir, sütlü müdür yoksa sebzeli midir? diyerek HALİT BATIRAN yemeği ile merak ettiğim bütün sorularımı Hüseyin’e yönelttim.

Hüseyin bütün sorularımın cevabını “HALİT BATIRAN’’ yemeği geldikten sonra cevaplayacağını söyledi.

Nitekim beklenen an geldi ve masamıza o meşhur bilinmeyen “HALİT BATIRAN’’ masamıza geldi.

Aman yarabbim ne görüyorum? Benim Anatolia’da vaz geçilmez yemeğim közde patlican-biber-domates üçlüsü karşıma “HALİT BATIRAN’’ adıyla çıktı.

Hüseyin, neden kırk yıllık közde patlican-biber-domates üçlüsüne bu adı verdi? Onu da Hüseyin’den dinleyelim: Bizim Halit başkan. Yani Halit ÖZTÜRKMEN de senin gibi domates-biber-patılacan üçlüsünü fırında közlenmişini çok seviyor. Buraya geldiğinde çoğunlukla garsona bu yemeği sipariş ediyor. Afiyetle de yiyor. Daha sonra da garson hesabı getirince masada yenen diğer tüm yemeklerin parasını ödüyor. Ancak ''domates-biber-patlıcan'a paramı ödenir?'' diye hesaptan çıkartıyor. Ben de espri olsun diye bu parası ödenmeyen yemeğe ''HALİT BATIRAN'' ismini verdim. Menüye girdikten sonra bu yemeğe para ödüyor.

Görmeyeli neler değişmiş? Kırk yıllık közde biber-domates-patlica oldu HALİT BATIRAN,

Masamızda bulunan sevgili Sabit DANIŞ ve Türkiye'den Belediye Başkanı misafirleri tüm bu anlatılanları duyunca Sabit de ''Ben de Halit Batıran istiyorum!'' dedi. ...Ve devam etti “Halit Başkan bakalım nasıl batırıyormuş?” diyerek.

 

 

Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL’I adeta yıllardır tanıyor gibiydim!..

İki yıla yakın bir zamandır Romanya'daki vatan toprağımız kabul ettiğimiz Büyükelçiliğime gidememiştim.

Oysa Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN döneminde hemen hemen her gün olmasa da haftanın 3-4 günü ya davet üzerine ya da bir başka nedenle elçiliğimize gidiyordum.

Daha sonra Türkiye'de ağırlıklı kaldığım için gidemez olmuştum.

İşte bu uzun süren ayrılıktan sonra göreve yeni başlayan Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL’e önceki hafta ''Hoş Geldiniz!'' ziyaretine gittim.

Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'in makamına girdiğimde adeta karşımda yıllardır tanıdığım bir Büyükelçimizi gördüm. O sıcak tavrı ve bir o kadar zeka fışkıran gözleri ile inanın karşısındakine büyük güven veriyor.

Büyükelçimizin bir dakika dahi boş olmamasına rağmen beni kabul ettiği için ziyaretimi elimden geldiğince kısa tutmaya çalıştım.

Bu kısa süren görüşmemiz sırasında Romenlerden, Türk iş adamlarımızdan ve soydaşlarımızdan çok büyük sıcaklık gördüğünü de anlattı.

Bir ara fırsat bulup kendilerinin müzikle uğraşısını sordum. Çünkü gençliğinde müzik dünyasının içinde olduğunu öğrenmiştim. Büyükelçimiz ŞÖLENDİL, her türlü müziğimizi çok sevdiğini artık yalnızca iyi bir dinleyici olduğunu söyledi.

Afganistan ve Irak gibi sorunlu ülkeler dahil olmak üzere Orta doğu ülkelerinin şu yaşanan en zor döneminde görev yapan yeni Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL sohbetimiz sırasında ''Şu yoğunluğumu bir atlatayım. Derhal vatandaşlarıma tanışma ziyaretleri yapacağım'' diyor.

Bu arada Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİR'e yaptığım ''Hoş geldin'' ziyareti sırasında bazı yeni elçilik görevlilerimiz ile de tanışma fırsatı bulabildim.

Büyükelçilik ikinci sekreterimiz Hasan AKDOĞAN ile de tanıştım. Romanya'nın hiç yabancısı olmadığını ve harika Romence konuştuğunu da öğrendim.

Bir kez daha başta Sayın Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL ve diğer yeni elçilik çalışanlarımıza hoş geldiniz diyorum.

“EUROPE EYE’’ 5 yıldızlı bir Avrupa Göz Hastanesi

Bükreş’e gelir gelmez ayağımın tozuyla ilk işim yalnızca Romanya’nın değil orta Avrupa’nın göz bebeği olan “EUROPE EYE’’ hastanesine koştum.

Nasıl koşmayayım ki gazetemizin birinci sayfasında muhteşem bir resim. …Ve resimde sol tarafta Romanya Başbakanı sayın BOC, sağ tarafta Bükreş Büyükşehir Belediye Başkanı sayın OPRESCU ve de ortada da Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı sayın Tamer ATALAY ellerinde makaslar kordelayı kesiyorlar.

Bir ülkenin başbakanı ve yine o ülkenin baş şehrinin belediye başkanı aralarına sivil toplum örgütümüzün başkanını ortalarına alıp bir sağlık kurumu olan göz hastanesinin açılışını yapıyorsa elbette merak edilir. Ben de hemen “EUROPE EYE’’ yani “AVRUPA GÖZ’’ hastanesine gittim.

Sevgili dostum Sabit DANIŞ’ın da yakın dostları olan bu mutena ve de müstesna göz hastanesinin görkemli kapısında girdiğimde önce çok şaşırdım. “Hastane kapısında giren bir insan neden şaşırsın ki?’’ demeyin. O kapıdan kim girerse girsin kesinlikle şaşırır. Başbakan sayın EMİL BOC ile Bükreş Belediye Başkanı sayın Sorin OPRESCU da Avrupa Göz Hastanesine girince çok şaşırmışlar.

Ben yalnızca Romanya’nın değil orta ve kuzey Avrupa’nın en büyük, en modern ve tıbbi cihaz ve ameliyat ekipmanı donanımı olarak da dünyadaki rakiplerine kafa tutabilecek EUROPE EYE ile ilgili size teknik bilgiler vermeyeceğim. O bilgileri bu hastanemizin uzmanları hastalarımıza veya meraklılarımıza verecektir.

Ben yine kapıdan girer girmez yaşadığım şoku size anlatayım.

Muhteşem resepsiyonu ve modern lobisi ile 5 yıldızlı bir otele giriş yaptığınızı sanıyorsunuz ilk anda. Eğer bir manken kadar zarif ve güler yüzlü çalışanların durduğu resepsiyonun arkasındaki sağlıkla ilgili tanıtıcı yazıları okumazsanız hastane olduğunu kesinlikle anlayamazsınız.

Fakat o yazıları okuyunca da 5 yıldızlı otel değil, ama kesinlikle 5 yıldızlı bir göz hastanesi olduğunu anlarsınız.

Muayene, ameliyat, hasta istirahat odaları, daha doğrusu Avrupa Göz Hastanesinin neresini gezerseniz gezin her tarafı hijyenik olan modern ile konforun harika harmanlanmış odaları ile insanın hasta olup yatası geliyor.

EUROPE EYE HOSPİTAL'ın Türk yatırımcısının 20 milyon dolarlık bu sağlık yatırımı ile Romanya’da bir çok ilk'e imza atan biz Türk iş adamları olarak böylelikle bir ilke daha imza atmış olduk.

Geçen sayımızda olduğu gibi bir kez daha Türk yatırımcıları tebrik ediyorum.

Yine bu yatırımcımızdan yakında 5 yıldızlı bir sağlık kuruluşu daha geldiği haberi kulağıma geldi.

Bu olası ikinci sağlık kuruluşunun hangi branşta olacağını Başar beyden öğrenir öğrenmez sizlerle paylaşacağım.

Nasıl sağlığımız için gözümüz dahil her şeye çok iyi bakmamız gerekiyorsa “EUROPE EYE’’ de gözümüz gibi bakalım. Çünkü o Romanya’da bizim ilk göz ağrımız.

Sağlıklı günler diliyorum.

Halit ÖZTÜRKMEN'den Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'e “Hoş Geldiniz” yemeği

TİAD eski başkanı Halit ÖZTÜRKMEN, Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'e Anatolia Restaurant'ta bir ''Hoş Geldiniz'' yemeği verdi.

Büyükelçiliğimiz diplomatlarından bazı isimlerin yanı sıra Askeri Ataşemizin de davetli olduğu yemeğe çok sayıda iş adamımız da katıldı.

Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL'in onuruna verilen yemeğe davet sahibi Halit ÖZTÜRKMEN'in ağabeyi Gürsel ÖZTÜRKMEN de Türkiye'den gelerek davete katıldı.

Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL davetli iş adamlarımızla tek tek tokalaşarak tanıştı.

 

 

Sayın Büyükelçim Romanya’ya hoşgeldiniz

 

 

Sizi bizzat makamınızda ziayaret ederek ''Hoş geldiniz!'' demek isterdim.
Fakat ne yazık ki, İstanbul'daki yayınımız için bir süredir Türkiye'deyim.
En kısa zamanda Romanya'ya geldiğimde vaktinizin müsait olduğu bir zamanda mutlaka ziyaretinize gelerek bir de şifahen ''Hoş geldiniz!'' diyeceğim.
Sayın Büyükelçimiz Ayşe SİNİRLİOĞLU'dan önceki Büyükelçimiz Ahmet Rıfat ÖKÇÜN'ün başlattığı 19 mayıs gençlik ve spor yürüyüşü bu kez sizin tarafınızdan da düzenlenerek gelenekselleştirilmesi bizleri ziyadesi ile memnun etmiştir.
Sayın Büyükelçim geniş ve zengin bir program düzenlediğinizi okudum.
22 mayıs'ta yapılmasını planladığınız ''GENÇLİK ve BAHAR YÜRÜYÜŞÜ''nde Bükreş'te olmayı çok arzu ediyorum.
Başımızda siz, arkanızda biz elimizde bayraklarımızla marşlar söyleyerek Bükreş'in görkemli caddelerinde yürümek ve pencerelerinden bizleri selamlayan Romen hemşerilerimizi görmeyi aradan bir yıl geçmesine rağmen çok özledim.
Böyle bir tablo özlenmez de ne olur.
Bir kez daha ''HOŞ GELDİNİZ SAYIN BÜYÜKELÇİM!''.
Bu arada göreve henüz başlamış yeni Bükreş Büyükelçimiz Ömür ŞÖLENDİL’i okurlarımızın tanıması için öz geçmişini yayınlıyorum: 1971 yılında İzmir Koleji’ni, 1976’da ODTÜ İdari İlimler fakültesini bitirerek, 1977 yılında Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladı.
1998-2000 Batum Başkonsolosu, 2000-2002 Deventer (Hollanda) Başkonsolosu, 2002-2003 Merkezde Doğu Avrupa Dairesi Başkanı, 2003-2005 Elci-Doğu Avrupa Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. 2005 Aralık ayında Türkiye Cumhuriyeti'nin Moğolistan Nezdinde Büyükelçisi olarak atandı. 30.01.2006 - 17.03.2008 tarihleri arasında Ulan Bator Büyükelçisi olarak görev yaptı. 31.03.2008-17.09.2009 tarihleri arasında ise Trablus Büyükelçisi olarak görev yaptı. Daha sonra Merkez’de Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Genel Müdürü görevine atandı.

 

 

 

Kastamonu Entegre'nin ek tesislerini Başbakan ERDOĞAN açtı

 

Geçen hafta köşemde sevgili dostum Doğan GÜREŞ'ten uzun süre haber alamıyorum diye yazmıştım. Bu satırları yazarken de  ''Kastamonu entegre ve Prolamn'den yakın da yine bir yatırım bombası duyarım!'' diye de düşünmeden geçmemiştim.
Nitekim Türkiye'de TV'de haberleri izlerken Başbakanımız Recep Tayyip ERDOĞAN yine yatırımlarımızdan birinin açılışını daha yapıyordu. Başbakanımızın yanında da bana hiç yabancı gelmeyen beyefendi dikkatimi çekti. Dikkatli baktığımda kendisi ile REGHİN'de Prolemn'in 30 milyon avroluk bir önceki yatırımının açılışında zamanın Sanayi Bakanı Ali COŞKUN ile birlikte gelen Kastamonu Entegre Ağaç Sanayi ve Prolemn'in patronu Yahya KIĞILI olduğunu anladım.
Dedim ya ''bu suskunluğun arkası yine bir büyük yatırımdır'' diye. Yatırım haberini Prolemn'den beklerken Kastamonu'dan geldi.
Sanırım bir yatırım haberi de kısa zamanda Prolemn'in çalışkan ve bir o kadar da başarılı Genel Müdürü Doğan Güreş'ten gelir.
Doğan Güreş bey'den yeni yeni yatırım haberleri beklerken kendisinin başbakanımızın açılışını yaptığı Kastamonu Entegre'nin yeni yatırımını duyurdu.
Kastamonu Entegre’nin 100 Milyon Avroluk yatırımını Başbakan ERDOĞAN açtı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan Kastamonu Entegre'nin MDF ve Laminat Parke Fabrikası 100 milyon avro yatırımla gerçekleştirildi.
Kastamonu Organize Sanayi Bölgesinde yaklaşık 100 bin metrekaresi kapalı, 400 bin metrekare alanda kurulan tesis yılda 360 bin metreküp MDF üretebilen kontinu hat ile mobilya ve laminat parke yapımında kullanılan levha üretecek.
Kastamonu Entegre, bu fabrikanın devreye alınmasıyla farklı lokasyonlardaki 9 tesisi ile yılda toplam 730 bin metreküp MDF ve 1 milyon 770 bin metreküp yonga levha üretim kapasitesi ile toplamda 2 milyon 500 bin metreküp panel üretim kapasitesine sahip oldu. Firma aynı zamanda Avrupa'nın ilk 6 levha üreticisi arasındaki yerini güçlendirdi.
Kastamonu Organize Sanayi Bölgesi yatırımıyla 350 kişi doğrudan istihdam edilirken, dolaylı olarak mamul nakliye, odun üretimi ve taşıması, orman teşkilatı olarak toplamda 10 bin kişiye istihdam kapısı açıldı.
Floorpan ve Artfloor markalarıyla Türkiye'de laminat parke üreten Kastamonu Entegre, Kastamonu MDF tesisinde devreye alınan yeni laminat parke hattı ile birlikte laminat parke üretim kapasitesini yılda 26 milyon metrekareye yükseltti.
Kastamonu Entegre'nin, altısı Türkiye'de (Kastamonu, Kastamonu Organize Sanayi, Gebze, Balıkesir, Gebze-Tever, Samsun) üçü yurt dışında (Bulgaristan, Romanya ve Bosna-Hersek) olmak üzere dokuz tesisi bulunuyor.
Kastamonu Entegre, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yapılan Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2009 değerlendirmesinde, üretimden satışla, net 770 milyon lira cirosu ile (krize rağmen 2008 yılına göre cirosal olarak yüzde 21 artışla) 40. kuruluş yılında 47. sıraya yükseldi. (2008 yılında 68. sıradaydı)
Toplam 3 bin 200 kişilik çalışanı ile Kastamonu Entegre, 2010 yılında iştirakleriyle birlikte konsolide olarak 750 milyon dolarlık ciro gerçekleştirdi. Firma, devam eden Adana MDF ve Romanya Yongalevha yatırımları tamamlandığında 2012 yılında 240 milyon doları yurt dışında olmak üzere 1 milyar dolar ciro hedefliyor.

 

 

 

20 milyon dolarlık göz hastanemiz Romanya'nın gururu olacak!

 

 

Ben yapı olarak Romanya'da değil tüm dünyada Türklere ait her şeye ''Bizim'' derim.
Nitekim başlığa da ''hastanemiz'' kelimesini koydum.
İki genç kardeş Türkiye'den Bükreş'e gelerek şehrin tam orta yerinde atıl bir yeri alarak oraya tüm Avrupa'daki göz hastaları için bir sağlık merkezi haline getirdi.
…Ve bu bence bir sanayi kuruluşu kadar önemli bir yatırım. Nasıl olmasın ki? İnsan sağlığı için hizmet veriyor.
Bu ekonomik sıkıntıda 20 milyon dolarlık bir sağlık yatırımı az bir şey mi?
Türkiye'de ''Dünya göz hastanesi'' nasıl adı gibi dünya çapında bir üne kavuşmuşsa Bükreş'teki bu göz hastanemiz de Romanya'nın ilk özel göz hastanesi oldu sanıyorum.
Ne yazık ki Başbakan Emil BOC, Bükreş Belediye Başkanı OPRESCU ve onların arasında Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY'ın kurdelayı kesişine tanık olamadım.
Bu önemli ve önemli olduğu kadar da büyük bir yatırımın sahibi Türk gençlerini kutluyorum

 

Romanya ilk aşk gibi unutulmuyor

 

 

TİAD'ın en başarılı başkanlarından olan İsmet İsmail BAYINDIR biliyorsunuz uzun zamandır adeta Romanya'ya küsmüş gibi bizlerden uzak Moldova'da yaşıyor.

Sık sık olmasa da zaman zaman İsmet BAYINDIR'ı arayıp hoş sohbetler yapıyoruz..

İsmet BAYINDIR yakın dostları bilirler Moldova'da inşaat işine girmiş.

Bu konuda haberi duyfuğumda kendisini aradım inşaat işine girdiğini doğruladı.

Syıları 10 kadar villa yaptığını ve Moldova'da olmaktan mutlu olduğunu söyledi.

Geçenlerde Romanya'daki dostlarını mı çok özledi yoksa orada işleri mi vardı Bükreş'e gelmiş. Sağolsun bana da selam söylemiş. TİAD başkanlığı sırasında halef selef olan iki başkan İsmet İsmail BAYINDIR ve Dursun ALTINIŞIK Bükreş'te hemen hemen ikinci adresimiz olan ANATOLİA Restaurant'ta bir araya gelmişler ve hasret gidermişler.

Bükreş'te kaldığı kısa süre içinde İsmet BAYINDIR ziyaret edebildiği kadar dost ziyaretinde bulunmuş.

Nereye gidersek gidellim Romanya'yı unutumayırıyoz. Ziyaret içinde olsa mutlaka geliyoruz. Acaba Romanya ilk aşkımız diye mi?

Gözden uzak olmak, gönülden uzak olmak değil!

Uzun zamandır birbirlerini görmeyen kişiler birbirlerini aradıklarında ''Gözden uzakız diye gönülden de mi uzağız?'' diye hafif sitayişte bulunurlar.

Fakat bence gözden uzak olmak, gönülden uzak olmak değildir. Belki bir çok kişi bunun aksini düşünürler ama; benim gibi düşünenlerinden sayısı az değildir.

Fakat ben yukarıda başlığa taşıdığım bu görüşü gerçek dostlar için, gerçek birbirlerini sayan-seven dostlar için söylüyorum.

Bir süredir Türkiye'de fazla uzun kaldım diye ben beni sevenlerin gönüllerinden uzak düştüğümü düşünmüyorum.

Zira o dostlarım da benim gönlümden asla uzak kalmamışlardır ve de kalamazlar.

* * *

Uzak kalma, gönül, göz falan derken size hiç de gönlümden uzak olmayan fakat kendisinden uzunca bir süredir haber alamadığım başarıları ile her zaman gurur duyduğum PROLEMN S.A'nın o nazik ve bir o kadar da kibar Genel Müdürü Doğan GÜREŞ'in yine ne yatırımlar peşinde koştuğunu ya da hangi yatırımlarını gerçekleştirdiğini çok merak ediyorum.

Bükreş'ten 7-8 saatlik bir uzaklıkta olmasına rağmen gönlümden çıkaramadıklarımdan.

* * *

Noyexim Yavuz ÖZER. Bu iş adamımız da ekonomik kriz ile birlikte Romanya dışına çıkıp oradaki ülkelerin yeniden inşatlarında koşturduğunu biliyorum.

Gönlümden çıkmayan isimlerden biri daha Yavuz ÖZER.

* * *

Gönlümden çıkmayan o kadar çok iş adamımız var ki! Braşov'da Karacahan Halılarının sahibi Ali İHSAN, Romen hanımını kaybettikten sonra bir Afrikalı hanım ile evlenip eşinin memleketine yerleşen ''Topçu Adnan'' diye tanıdığımız Adnan Tunç, ışık-elektrik ve aydınlık deyince hepimizin aklına gelen isim ATAŞ LİGHTİNG'in ortakları Mehmet-Ahmet-Abdullah ATAŞ kardeşler, Asil Paper'ın o iki güzel ortağı Ali ile Aşkın, NESSLİ'nin patronu Galip GÜLHAN, BMC Sinan KILIÇ, Halis KOÇ, Ploieşti'den Megan Hasan POLAT, İsmet BAYINDIR, Maraton ve Öz Maraton Levent ile Taner hemşeriler, Sedan'ın zeybek oyununu onun kadar güzel oynayamayan patronu Nurettin ÇELİK ve daha yüzlerce gönlümden çıkmayan iş adamı arkadaşlarımın isimlerini sayabilirim.

* * *

Çok şükür Allah’ıma ki, Romanya'ya ne zaman gitsem kapısını çalıp ''Merhaba dostum'' diyebileceğim Hüseyin KOYUNCU, Star Plastik Hacı Mehmet DÜNDAR, Kompen Ali yani Ali KARAÇAYIR, Hasan DELİPALTA, Ertan-Erkan DEMİRHAN, NATURA CENTER Metin DOĞAN ve daha bir çok arkadaşımla görüşebiliyoruz.

Sivil Toplum Örgütlerimizden Romanya-Türkiye Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Tamer ATALAY'ın iş hayatındaki başarılarını duydukça da gururlanıyorum.

Köstence Türk İş Adamları Derneği Başkanı Hacı VURAL'ın da başarılarını yakından takip etmekteyim. TİAD Başkanı Ömer SÜSLİ ve yeni yönetim kurulu üyeleri arkadaşlarımız ile bugüne kadar gidilmeyen yada gidilemeyen iş adamlarımızı ziyaretleri de gözümden ve gönlümden uzak olamayan hareketler.

* * *

Kısaca şunu demek istiyorum. Dostlarımızın gözlerinden uzak oksak da gönüllerinden uzak olmayalım. İnsanlar dostları ile hep var olmuşlardır. Ben hep dostlarımla varım.

Güzel vatanımız Türkiye'mizden tüm güzel dostlarıma gönülden sevgiler.

Adı ister Dimitri, ister Hüseyin Karaman olsun

O, başarılı ve bir o kadar da gizemli bir iş adamımız. ''İş adamımız'' diyorum. Fakat O'nu tanıyanların büyük bir çoğunluğu ''Dimitri'' diye sesleniyor.

Peki adı ''Dimitri'' olarak bilinen bir kişi nasıl olur da Türk iş adamımız olabilir?

O'na Türk adını sorduklarında ise ''Hüseyin KARAMAN diyebilirsiniz!'' diyor.

Velhasıl adı ne olursa olsun, yada herkes ne diye bilirlerse bilsin çok başarılı bir iş adamı olduğunu hep gözlemlemişimdir.

Kendisi ile bir merhabamız bugüne kadar olmadı. Olmadı ama başarıları hep kulağıma geldi.

Bütün bunları bir kenara bırakıp iki hafta kadar önce TİAD'ın yeni yönetiminin Dimitri’yi ziyaretinden bahsetmek istiyorum. Ben gerçi o ziyaret sırasında yoktum. Fakat ziyaret sırasında yaşananlar kulağıma geldi.

*** *** ***

Dimitri yada Hüseyin KARAMAN dediğimiz bu başarılı iş adamımız yaşanan bu ekonomik krizden hiç ama hiç etkilenmemiş. Nasıl mı? Cevabını duyduğum zaman Dimitri beyin zekası zaten ortaya çıkıyor. Siz krizden nasıl etkilenmediğini merak ediyorsanız, bunu kendisine sorun. Yalnız dikkat edin bunu öğreneyim derken kendisine danışma ücreti ödemek zorunda kalabilirsiniz. İşte bu kadar zeki bu iş adamımız.

*** *** ***

TİAD'ın kendi üyelerinin dışında iş adamlarımızı ziyaretlerinin sebebinin derneğe yeni üye kaydetmek olduğunu herkes bilir.

İşte TİAD'ın Dimitri beyi bu ziyareti sırasında TİAD'a üye yapmak iken Zaman gazetesinden Hayri arkadaşımın TİAD'cılara ''Aman dikkat edin. Dimitri bey yeni açtığı eğlence merkezine sizi üye yapmasın da'' diyerek uyarması gülüşmelere neden oldu.

Zira Dimitri akıllara gelmez şekilde dekoru ve çılgın bir para harcaması ile adına ister disko, ister eğlence kompleksi deyin şahane bir mekan açmış.

DİMİTRİ beyin burada daha çok anlatacağım başarıları var da yerim müsait değil. Yanında 3 bin kişinin çalıştığını düşünürsek bu iş adamımızın başarısını daha iyi anlamış oluruz.

Bu arada Dimitri beyin Prahova bölgesinde küçük bir dağ kadar bir tepe aldığı da başarısının bir başka gerçeği.

Bu iş adamımızı yani Dimitri veya Hüseyin KARAMAN'ı hepinizin adına tebrik ediyorum.