GÜNCEL
Giriş Tarihi : 12-04-2021 19:56   Güncelleme : 12-04-2021 19:56

YENİ YÜZYILDA OTOMOBİLİN TARİHİ NASIL YAZILACAK?

YENİ YÜZYILDA OTOMOBİLİN TARİHİ NASIL YAZILACAK?

Uzun yIllar boyunca şunu düşünmüş olabilirsiniz : Acaba petrol ne zaman bitecek ve bitince bizim araçlarımız nasıl  hareket edebilecekler ? Aslında bu soruyu soran milyonlarca insanın içinde yer alan sayılı bilimadamlari petrolün sınırlı miktarda mevcut olduğunu ve bitmeye mahkum olduğunu 1950'li yıllardan itibaren hesaplamışlardır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca sadece tükenebilirliğinden ve jeopolitik üstünlük kaygılarından değer kazanıp kaybeden bu doğal kaynak günümüz dünyasında bambaşka bir sebeple saygınlığını yitirmektedir.

    Bugün insan uygarlığı olarak karşımızda duran temel sorun sokaktaki insanın anlayacağı şekliyle havaların ısınması ve kışların yok olması şeklinde görülmektedir. Bunu basite indirgeyip yaz tatillerinin uzamasına bağlayabilmek keyifli olurdu. Ancak küresel çapta hava sıcaklığının yükselmesi görünür etkilerinden daha fazla ve derin sorunlar yaratmaktadır. Tarımsal verim ve çeşitlilik azalmakta, içilebilir su kaynakları yok olmakta, kutup buzları eriyip soğuk iklim hayvanlarını açıkta bırakırken sıcak iklim bölgeleri çöllesmekte ve buralarda yaşam alanı kalmamaktadır. Bütün bu ağır sorunlara yol açan etken ise atmosferde yoğunlugu sanayii devrimiyle birlikte çok hızlı şekilde artmış olan sera etkisi yapan gazlardır. Bu atmosferde ısınmayı arttıran gazların ne olduğunu anlamamız biraz zamanımızı almıştır. Ancak 1896'da İsveçli biliminsanı Svante Arrhenius (1859-1927) fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan karbon diyoksitin atmosferde daha fazla güneş radyasyonunun emilerek global ısınmaya sebep olabileceğini açıklamıştır. Ne var ki 1980'lere gelene kadar bu teorinin içeriğini teyit edecek iklim çalışmaları oluşamamıştır. 1988'de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli isimli 60 ülkeden 2500'den fazla biliminsanından oluşan kurum tarafından açıkca teyit edilerek « Global Isınma » ve « İklim Değişikliği » ilan edilmistir.

Fosil yakıtların en önemlileri bilindiği gibi petrol, doğal gaz ve kömürdür. 2019 yılı itibarıyla ABD'de kaynaklarına göre yüzde bazında enerjinin nerede tüketildiğine baktığımızda petrolün %70'ini taşımacılık sektöründe tüketmektedir Amerikalılar. Kömürün temel kullanım alanı ise %90 oranıyla elektrik santralleridir. (Kaynak : US Energy Information Administration :  https://www.eia.gov/energyexplained/us-energy-facts/ )
Tüm dünyadaki karbon diyoksit gazı salınımlarına baktığımızda ise kömürün yakılması ile ortaya çıkan miktarın tüm salınımın %80'ine ulaştığını görüyoruz. Şekil 2'de göreceğiniz gibi, petrol kaynaklı karbon diyoksit salınımı ise toplamın %15'ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla sera gazı etkisini azaltacak asıl çabanın kömür kullanımını azaltmak ve mümkünse tamamen iptal etmekten geçeceği görülmektedir. Ne var ki, günümüzde petrole çevrilmiş gibi duran dikkatler otomotiv sektörünü elektriğe yöneltmektedir. Aslında ilk yapılan seri otomobillerin elektrikli olmasının söz konusu olduğu; ne var ki çesitli sebeplerle petrol ile çalışan motora dönüldüğü de bir vakadır. Otomobillerin elektrikten petrole dönüşümünü ayrı bir konu olarak başka bir yazıda ele alırız.
Gelecekte dediğimizde çok ileri tarihleri yani 3000'li veya 7000'li yılları kastetmiyoruz. Ama on yıllık süreçten sözediyoruz. Önümüzdeki on yılın sonunda; 2032'ye geldiğimizde dünyada bir çok ürün ve hizmetin hatta varlığın farklılaşmış  veya yerine başkalarının gelmiş olduğunu göreceğiz. Bu yazı dizimizin amacı söz konusu değişimlerin neler olabilecegini ve bizlerin hayatına nasıl  etki edeceğini kestirmeye çalışmak olacak. Okura anlatmak istediğim ana konu; gelecekte göreceğimiz önemli değişimlerin önemli riskler barındırdığını ama çok daha büyük fırsatların  da var olduğu olacak.

EMİSYONLAR NE DURUMDA?
Aslında uzun zamandır kamuoyunun düşündüğünün aksine petrol kaynaklı karbondiyoksit salınımı toplam salınımın en fazla %15'ini oluşturuyor. Şekil 2'de de görüleceği  gibi karbondiyoksit salınımının asıl  kaynağı %80 varan payla kömür oluyor. Dünya üzerinde kömür ana kullanım alanı olarak kendisine elektrik üretim santrallerinde yer buluyor. 

   Şekil 4'de dünya üzerindeki kömür ile çalışan elektrik santrallerinin eski ve yeni dağılımlarıyla karbondiyoksit salınımına katkıları resmedilmis. Çalışmayı ABD Enerji Bilgi Kurumu paylaşıyor. (Kaynak :  https://www.eia.gov/environment/emissions/carbon/ )
   Bu dünya haritasındaki noktalar gri ise eski kapatılmış kömür santrallerini sarı noktalar ise halen çalışmakta olan kömür santrallerini tespit ediyor. Dairenin çapı tahmin edeceğiniz gibi ilgili santralin karbon salınımının miktarını diğerlerine göre anlamamızı sağlıyor. Görüntüye göre Avrupa ve ABD kömür santrallerini kapatmaya ve elektriği başka kaynaklardan elde etmeye yönelmiş durumdalar. Ancak Doğu Asya, özellikle de Çin ve Hindistan yeni ve büyük çaplı kömür santralleri ile kalkınmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Kömürün ucuz ve kolay olan bir kaynak olması avantajlı bir konum getiriyor. 
Bu bilgiler ışığında  önümüzdeki yıllarda yeni teknolojilerin otomobil müşterisini ve pazarını nasıl etkileyeceğini anlamaya gerek var.

OTOMOTİV NEREYE GİDİYOR?
Otomotiv endüstrisinin genel trendine baktığımızda bir kaç temel mevcut gerçek veriyi sıralayarak konuya başlamak gerekiyor :
1. Tüm dünya genelinde yıllık olarak 91 milyon civarında otomotiv ürünü satiliyor. 2020 yılında bu rakkam pandemi etkisiyle 74 milyon seviyesine gerilemiş gibi görünüyor.
2. Otomobilin en büyük pazarları ve yıllık satış miktarlarına baktığımızda ilk iki sırayı Çin ve ABD alıyorlar. Çin'de 21 milyon, ABD'de 17 milyon araç satılıyor; yani iki pazarın toplamı dünya pazarının yarısı yapıyor.
3. Elektrikli otomobil satışları pandemi sonrasında hızlı biçimde artıyor. Avrupa'da veya Çin'de bu artış gözle görülür biçimde izlenebiliyor ;  Şekil 1'de göreceğiniz gibi 2019'dan 2020'ye elektrikli araç satışlarında %53 ; şarj edilebilir elektrikli araç satışlarında ise 161'e varan artışlar söz konusu. Dizel ve benzinli araç satışları ise yine Avrupa tamamında %40'lar seviyesinde azalmış durumda. 
1. Avrupa Toplulugunda egzos emisyonundaki karbon diyoksit miktarına bağlı olarak 2020'den itibaren çok ağır vergilendirmeler devreye alındı. Bu vergiler otomobil imalatçılarını şarj edilebilir hibrid ve elektrikli otomobilleri satmaya yöneltiyor.
2. Sürücüsüz araç çalışmaları 2010'dan beri sürmesine rağmen henüz vaadedilen seviyelere ulaşabilmiş durumda değil. Google veya Tesla'nın kamuoyunun önüne çıkarılan gürültülü reklamlarına rağmen alabildikleri yol henüz bu teknolojinin kısa veya orta vadede umut  verdiğini göstermiyor. Tersine Tesla'nın henüz aydınlantılmamış kazaları gündeme gelmiyor. ( Haber için bakınız: https://www.cbc.ca/news/business/tesla-s-self-driving-autopilot-system-under-scrutiny-1.5413931)

    Bütün bu verileri değerlendirdiğimizde gelecek on yılda elektrikli araçların satışlarında önemli gelişmeler olacağını  açıkça görüyoruz. Demokrasi, insan hakları ve hukuk alanında tüm dünyaya örnek oluşturmakta olan Avrupa Topluluğunun çevre bilinci taşıyan sorumlu kentleşme ve sanayi yönetiminde de aynı örneği oluşturacağını düşünebiliriz. Bu durumda sera gazı emisyonlarını azaltmakda ulaşım sektörünün elektrikli motorlara yöneleceğini ve hükümetlerin elektrikli araçların satış ve kullanımını daha fazla teşvik edeceklerini düşünüyoruz. Romanya elektrikli yeni otomobil alımlarında dünyada en yüksek nakit desteği veren ülke konumunda, yeni elektrikli araç satın almalarda 10.000 avroya kadar yüksek bir destek söz konusu. Sözün kısası elektrikli otomobiller diğer çok önemli değişiklerle beraber hayatımıza giriyor artık.

   Bundan sonraki yazılarımızda benzer şekilde hayatlarımızı derinden etkileyecek yeni teknolojileri ve ürünleri ele almayı düşünüyorum.  Elektrikli otomobillerin yanısıra robotlar, uzayan ortalama yaşam beklentisi, genetik ve biyoteknolojilerdeki gelişmeler, uzay çalışmaları ve tabii bunların sosyal etkilerini değerlendireceğiz.

   Elektrikli araçların ve diğer enerji kaynaklarının günlük hayatımıza neler getireceğini bir sonraki yazımızda değerlendiririz. 

  Sağlıklı neşeli ve güzel günler dileğiyle

Ümit BATMAZ

 

 

ÜMİT BATMAZ KİMDİR?

1966 İzmir doğumlu. Babası Çerkes kökenli, Adapazarlı ve Deniz Albay Mesut Şevket BATMAZ ile annesi Benian Hanım İzmir'de tanışıyorlar, o sebeple İzmir doğumlu. Ailenin Adapazarı'ndaki çiftliğinde yaz aylarında çalışarak büyüyorlar iki kız kardeşiyle. Yine ailesinin teşvikiyle Galatasaray Lisesini yatılı olarak okuyor ve sonra ODTU'den makine mühendisi olarak mezun oluyor 1992'de. İki kızkardeşinden birisi ODTU İşletme, diğeri Marmara Üniversitesi Ekonomi mezunu oluyor. Yani eğitime ve kadın eşitliğine çok önem veren bir aileden geliyor aslında. Üniversite yıllarında yazları profesyonel turist rehberliği yaparak Türkiye'nin her yerine gezip öğrenip dostluklar kuruyor. Bu birikim daha sonraki yıllarda profesyonel uluslararası yöneticilik vasfı kazanmasında çok katkıda bulunuyor kendi ifadesiyle. 

    Üniversiteyi bitirince 1992'de küçüklüğünden beri peşinden koştuğu otomotiv sektörü hayaline Bursa'da Oyak-Renault Otomobil Fabrikalarında otomobil teknolojileri eğitmeni olarak başlıyor. O dönemde hava yastığı ve gerdirmeli emniyet kemerleri gibi yeni gelişen pasif emniyet sistemlerinde uzmanlaşıyor. Daha sonra 1997'den itibaren yönetici olarak imalat kalite ve satış sonrası kalite ekiplerini uzun zaman yönetiyor Bursa'da. Ne var ki gelmek istediği nokta; kendi deyimiyle uluslararası yöneticilik. Bunun için ilk önce 2007'de Renault-Nissan tarafından Hindistan'da yeni kurulmakta olan Chennai fabrikasının Kalite Müdürü oluyor. Orada ekipleri işe alıp eğittikten sonra Fransa merkeze geçiyor ve bu kez tüm Renault fabrikalarının kalite koordinasyonunu yapan İmalat Kalite biriminde departman müdürlüğü yapıyor. Aynı dönemde Renault'nun Moskova fabrikasına doğrudan kalite yönetim danışmanlığı da yapıyor, yani yarı zamanını Rusya'da geçiriyor.

    O noktaya kadar topladığı birikimi Renault Grubu O'nu Fas'ta Kazablanka'daki fabrikasına göndererek değerlendiriyor ve 3 yıla yakın süre Kalite Direktörlüğünü yaptığı fabrikanın ürün ve proses kalitesinin Avrupa standardlarına ulaşmasını sağlıyor. 2015 yılının başından itibaren geldiği Romanya'da Renault Grubuna ait DACIA'nın Kaliteden sorumlu genel müdür yardımcılığını 2020 Temmuz'a kadar sürdürüyor. Piteşti'deki ve diğer fabrikalarda üretilen tüm Logan ve Duster ailesinin kalite sorumluluğundan sonra yine Romanya'da kalarak bu kez yıne DACIA'nın Satış Sonrası Mühendislik Direktörlüğü görevini alıyor.

    Profesyonel kariyerinin yanısıra bir de tarımsal işletmecilik deneyimi de var kendisinin. 2009 ile 2017 yılları arasında Susurluk'ta yüz dönüme yakın bir çiftlik sahibi oluyor ve burada kiraz ve elma meyveciliğinin yanısıra sebze seracılığı da yapıyor. Bu deneyime Türkiye'ye dönmekten vaz geçince son vermek durumunda kalıyor.

    İlk evliliğinden üçüz erkek çocukları olan Ümit BATMAZ'ın bir de 2,5 yaşında küçük kızı var. Oğullarından Barsbay Hollanda'da İşletme okuyor. Gürsel Bükreş'te Politeknika'da Makine Mühendisliği okurken Levent Türkiye'de üniversiteye hazırlanıyor.  Eşi Dilek SAYDAN BATMAZ da halen Renault'da departman müdürlüğü yapıyor ve O da yüksek nitelikli uluslararası bir profil. Çift ana dili olarak Türkçe ve Fransızcanın yanısıra üst seviyede İngilizce ve orta seviyede Romence konuşuyorlar.