Romanya'daki Türklerin Sesi
HV
25 MAYIS Çarşamba 21:47
Advert

Advert

Elektrikli araçlar ve değişen enerji sektörüne etkileri

TEKNOLOJİ
Giriş Tarihi : 23-01-2022 23:15   Güncelleme : 06-02-2022 20:14
Elektrikli araçlar ve değişen enerji sektörüne etkileri

Bugüne dek elektrikli araçlar üzerine paylaştıklarımı izleyenler biliyorlar ki elektrikli araçlar çok hızlı biçimde hayatımıza ve yollara giriyorlar. Bu gelişimin sadece araç imalatını değil bir çok başka sektörü de etkileyeceğini biliyoruz. Etkilenecek sektörlerden birisi enerji sektörü olacak kaçınılmaz olarak. Elektrikli araçlar kadar bu sektörü etkileyen ve dönüşümünü tetikleyen başka etkenler de var : Endüstrideki dijital dönüşüm; robot kullanımı; yapay zekanın devreye girmesi ve tabii karbon salınımını engelleyen yasalar elektrik enerjisinin depolanabilir olmasını zorunlu kılıyor.

                Enerji depolama yöntemimiz en azından önümüzdeki on yıl için lityum-iyon bataryalar olacak gibi görünüyor. Bu durumda daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi talebin batarya imalatı için artacağından hareketle bir çok sektör hareketlenecektir. Ancak önemli ve etkili değişimlerden birisi enerji sektöründe olacak. Bu etkileşimin bir kaç boyutu var :

  • Kullanılan enerji kaynağı : Enerjinin nereden geldiği önemli. Örneğin rüzgar veya güneş gibi yenilenebilir kaynaklardan gelen enerjilerin daha çok bulunduğu ve hızlandığı bir döneme giriyoruz. Bu konuyu aşağıdaki paragraflarda biraz daha açmak istiyorum çünkü gelecekteki Türkiye’nin ve dünya devletlerinin katkı ve konumlarını ciddi etkileyecek bir konu bu.
  • Toplam kullanım zincirindeki karbon salınımı : Elektrik enerjisinin nereden elde edildiğine bakıyoruz. Yani fosil yakıtlardan (petrol, doğalgaz, fueloil gibi) elde edilen elektrik enerjisi kirli addedilecek. Çünkü fosil yakıtlar yanarken mutlaka yanma sonucunda atmosfere karbon bırakacaklar.
  • Depolama imkanlarının kullanımı : Yenilenebilir enerji kaynaklarının egemen olabilmesinin olmazsa olmaz koşulu ürettikleri elektrik enerjisinin depolanabilir olması. Eğer depolama imkanı gelişirse yenilenebilir enerji kaynakları çok hızlı ve rahat şekilde fosil yakıtlardan elde edilen enerjinin yerine geçebilecektir.
  • Elektrik şebekesine satış ve şebekeden alımın hızlanması : Elektrik enerjisinin geniş depolama imkanı elde etmesi, elektrik dağıtım şebekesi yöneticilerini fazla enerjiyi satın alarak depolamaya yönlendirecektir. Bu ticaret hızlanarak hacim ve yaygın kullanım kazanacaktır. Endüstriyel veya ticari tesislerin yanısıra konutlarda da benzer girişimleri göreceğimizi düşünüyorum.

 

Enerji deyince Türkiye’nin nerede olduğuna bakma gereği duyuyoruz. Türkiye Mühendisler ve Mimarlar Odaları Birliği’nin her sene yaptığı değerli bir çalışma var. Adı Türkiye’nin Enerji Görünümü. Şimdi sizlerle bu 300 sayfalık çalışmadan bir kaç başlığı alıntı olarak paylaşmak istiyorum.

Öncelikle Şekil 1’de gördüğümüz gibi Türkiye’nin enerji kaynak girdisi asıl olarak petrol,doğal gaz ve kömürden oluşuyor. Bu üç kaynaktan gelen enerji toplam arzın %83,5 kısmını oluşturuyor. Bilmeyenlere hatırlatalım, dünyadaki küresel ısınma probleminin sebebi fosil yakıtların yani petrol, doğal gaz ve de kömürün yakılmasıyla ortaya çıkan karbon monoksit gazı olduğunu biliyoruz artık. Dolayısıyla bütün dünya ülkelerinde bu yakıtların tüketiminin sonlandırılması ele alınıyor. Türkiye açısından bu konunun ekonomik anlamı da büyük. Neden derseniz, yanıtı açık: Türkiye toplam enerjisinin %69’unu ithal ediyor. Yani büyük bir açık var burada. Kendi enerjinizi üretmediğiniz durumda sanayi veya tarımsal üretiminiz arttığında ithal girdiniz de artıyor ve bu sarmaldan çıkamıyorsunuz.

 

Bu sarmalın dışına çıkabilmek Türkiye için iktisadi anlamda kritik bir eşiği geçmek anlamına gelir. Belki de orta gelir tuzağı dediğimiz 10.000 dolarlık yıllık kişi başına milli gelir aralığının aşılması için temel şartlardan birisidir. Ama bizim konumuz açısından baktığımızdaysa enerji veya otomotiv kaynaklı karbon gazı salınımını sona erdirmek için mutlaka ele alınması gereken bir konudur. Şekil 2’de bu kez Türkiye’nin elektrik üretim kurulu kapasitesini yine aynı TMMOB raporundan alıntılıyoruz. Bu tabloda en altta gördüğümüz altı kaynak yenilenebilir temiz üretimi ifade ediyor. Atık ısı, biyokütle, hidrolik (yani akarsulardan elde edilen elektrik), güneş ve rüzgar enerji santrallerinin kurulu gücü toplam kurulu gücün yaklaşık %50’sini oluşturuyor. Bu miktarın yüzde yüze doğru hızlı biçimde evrilmesi gerekecektir. Bu işin kolay olduğunu da düşünmeyelim çünkü son 30 yılda yapılan yatırımlarla Türkiye’de elektrik üretiminde özel sektörün payı %90’lara dayanmış durumda. Yatırımını rantabilize etmek isteyecek ekonomik aktörlerin de bu dönüşümün etkin paydaşı haline getirilmesi meşakkatli ve hızla yapılması gereken bir çalışmadır.

Yenilenebilir kaynakların kapasitesi bir yana kullanımına baktığımızda Türkiye’de bu enerjilerin ancak %40’lar seviyesine ulaşabildiğini görüyoruz. Halbuki bu durum Fransa’da %80, petrol ihracatçısı Romanya’da ise %65 düzeyinde. Şekil 3 bize Türkiye son yıllar arttırmaya çalışsa da Romanya’nın uzun yıllardır sürdürdüğü stratejisine göre geride kaldığını gösteriyor. Fransa ise geliştirdiği nükleer teknolojisinin avantajını kullanıyor. Enerjisinin %70’ini nükleer santrallerden elde ediyor Fransa.

Bu yenilenebilir kaynakların sürekli kullanımı için ise otomotive yine önemli bir rol düşmektedir. Üretilen elektrik enerjisinin kullanılmadığı durumlarda stoklanabilmesi ancak bataryaların yaygın kullanımı ile mümkün görünüyor. Elimizde kullanım dışı kalan otomotiv bataryalarının değerlendireleceği yepyeni bir alan duruyor.

Batarya imalatının hızlanması anlayacağınız gibi sadece otomotiv imalatçılarının veya otomobil kullanıcılarının ilgilenip etkileneceği çerçevenin çok üzerinde bir etki yaratacaktır. Daha önce değindiğimiz gibi madencilik sektöründen elektronik yonga (çip) imalatına otomobil tasarımından elektrik enerjisi üretim ve dağıtımına kadar sosyal alanımızı derinden etkileyecektir. Elektrik enerjisinin üretiminin karbon emisyonu yaratmaması ana amaç olmak zorundadır. Aksi durumda elektrikli araçların sıfır emisyonlu hayat sürmesi önermesi doğrulanamaz olur. Bu sebeple elektrik enerjisi yenilenebilir kaynaklardan gelmelidir. Ancak sadece rüzgar gülü kurmak veya fotovoltaik güneş panellerini çatılara yerleştirmek sıfır karbon emisyonu taahhüdü için yetersiz olabilir. Bu üretim birimlerinin bakımını yapmaya gelen araçların da sıfır emisyonlu olması beklenir örneğin. Dolayısıyla sıfır karbon gazı salınımı beklentisi batarya imalat sektörü ve enerji üretim sektörü arasında yumurta ile tavuk ilişkisini getirmektedir.

Bugünden bakınca yine yatırımcıların elektrikli bataryanın imalatının yanısıra sıfır emisyonlu madencilik sektörüne, kullanılmış akülerin yenilenmesine ve bu bataryaların sabit elektrik depolama ünitelerine dönüştürülmesine odaklanmaları yerinde olacaktır. Çalışanların ise bataryanın çalışma prensipleri, bataryayı oluşturan bölümleri ve işleyişlerini öğrenerek yakın gelecekte açılacak bu iş dallarında yer almaları mümkün olacaktır.

Neşeli, sağlıklı günler dilerim.

AdminAdmin

YORUMLAR
Reklamı Geç
Advert