YAZARLAR
SEFA SAFİ


 

 

Homo Kapitalus


27 Ocak 2012 itibarıyla, kullanılan bireysel tüketici kredileri ve kredi kartı harcamaları bir önceki yıla göre %26 artarak 224 milyar liraya yükseldi. Bu rakam Türk halkının kazanmadan harcadığı miktarı göstermektedir. Türkiye’nin yıllık GSMH'si 700 milyar lira civarında olduğuna göre, ayda 3000 lira kazanan bir Türk ailesinin 4000 lira harcadığını farz edebiliriz. Bu daha iyi günlerimiz. Zira bu oran her geçen yıl büyük bir ivme ile yükselmektedir.
Kapitalizm böyledir işte. Önce cebindeki parayı alır. Cebinde birsey kalmayanın henüz kazanmadığı paraya da gözünü diker.Krediler ve kredi kartları aracılığı ile henüz kazanmadığımız parayı da almaya başlar. Faizle borçlanan insan ne yapar? Paranın peşinde oradan oraya koşmaya  başlar. Aynen şartlanmış av köpeklerinin tavşanın peşinden koştuğu gibi. Binbir güçlükle yakaladığı tavşanı da sevine sevine sahibine  getirir. Av köpeğinin kaderi budur. Ölene kadar bu saçma mücadeleye devam eder. Hayat böyle zanneder.
Av köpeğinin tavşanı düşündüğü gibi bu sistemin esiri olmuş insan da hep parayı ve maddiyatı düşünür. Aklı hep maddiyatta olan insanın da maneviyatı düşünmeye pek vakti kalmaz. Hani maneviyat denilen şey alışveriş merkezlerinde satılsa belki de alacaktır. Zaten maddi karşılığı olmayan birşeyin Kapitalizmde bir önemi de yoktur.
Bu sistemde annesinden homo sapiens olarak doğmuş olan insanın zaman içinde sistem tarafindan fabrika ayarları değiştirilerek homo kapitalusa dönüştürülür. Birkez homo kapitalusa dönüşen insan artık kolay kolay iflah olmaz. Yaşamın amacı onun için satın almak ve zevk sürmektir.  
Mesela maliyeti 100 usd etmeyen ve marka tabir edilen bir kol çantasına 1000 usd verip satın almak bu homo kapitalusu son derece mutlu eder. Zira toplumdaki konumu sağlamlaşacaktır. Çünkü kapitalizmde kişinin değeri, düşünceleri ve yaptıkları ile değil sahip oldukları ile ölçülür.
Kapitailzm çok sinsidir. En tehlikeli yanı da budur. Çünkü insanlara özgür toplum, liberalizm, serbest piyasa ekonomisi diye yutturulur. Onun için kurtulmak çok zordur. Faşizm,Komunizm gibi sistemlerde yaşayan insanlar gün gelir isyan ederler. Ancak bu sistemde yaşayan insan neyin altında olduğunun bile farkında değilken neye isyan edebilir ki? Zaten sistemin bir parçası, bir başka deyişle sistemin askeri olduğunun farkında bile değildir. Asıl bu nedenle kapitalizm, sonu ''izm'le'' biten sistemler arasında en tehlikelisidir…



OSMANLI'NIN AHI - 2

 

Evet Osmanlı,yönetimindeki toprakları sömürge olarak görmedi. Osmanlı için bütün topraklar ''Vatan Toprağıydı''. Onun içindir ki küçük istisnalar haricinde savaşmadan teslim etmedi topraklarını. Yemen'de, Trablusgarb'da, Sırbistan'da ve diğer bölgelerde kaybetmesi kesinleşmişken bile son kurşununa kadar savaştı. Aslında bu davranış reel politik açısından hatalıydı. Çünkü o bölgeleri kurtarmak isterken, kalan bölgeleri savunmak için gereken son kaynaklarını da tüketiyordu.
Halbuki İngilizler, işgal ettikleri toprakları bir ticari kazanç kapısı olarak gördükleri için,gider geliri aştığında veya o bölgelerde politik ve güvenlik olarak sıkıştıklarında çoğunlukla fazladan bir barut yakmadan ayrılmışlardır.
Ruslar da 1989 yılından itibaren birkaç yıl içinde azalan kuvvetlerini kendi ülkelerinde kullanmak için yönetimlerindeki ülkelerden ayrılmışlardır. Kuvvetlerini tekrar topladıktan sonra ise, son yıllarda görüldüğü üzere, ayrıldıkları bu ülkelerde politik hegamonyalarını tekrar kurmaktadırlar.
Batının sömürge anlayışı, mümkünse sıfır yatırım çok kazanç üzerine kurulmuştur. Oysaki Osmanlı yatırım yaparken hiçbir bölgeyi diğerinden ayırmamıştır. Adaleti dağıtırken Müslüman-Gayrımüslim ayırımı yapmamıştır. Hiçbir bölgede zorla İslamlaştırma politikası uygulamamıştır. Bir ara Yavuz sultan Selim, Balkan topraklarında Hristiyan ahaliyi zorla İslamlaştırmayı düşünmüşse de devrin Şeyhülislamı Yahya Efendi ''İslamda zorlama yoktur'' diyerek şiddetle karşı çıkmış ve kudretli Padişahı bu fikirden vazgeçirmiştir.
Oysaki İspanyollar 700 yıllık Endülüs Emevi devletini yok ettiklerinde, yüz yıldan fazla süren bir şiddet ve baskı politikasıyla İspanya topraklarında tek bir Müslüman veya Yahudi bırakmamışlardır. Namaz kıldığı görülenler ateşlerde yakılmış, Müslümanlar dağlarda, mağaralarda, evlerinin bodrumlarında yıllarca gizli ibadet etmeye çalışmışlar ancak bitmeyen baskı ve şiddet sonunda ülkeden kaçabilenler kaçmış, kalanlar da zamanla dinlerini unutmak zorunda kalmış  ve sonuçta tamamı Katolik olan İspanya oluşmuştur.
Yıllar önce Romanya'daki  bir toplantıda, Osmanlı tarafından 500 yıl nasıl baskı altında yaşadıklarını anlatmaya çalışan bir  profesöre Arnavut dostum Prof.Dr. Kopy Küçiky, ''Eğer Osmanlı söylediğiniz kadar baskıcı ve despot olsaydı şu anda sizinle Romence değil Türkçe konuşuyor olurduk'' demişti. Aslında bu cevap konunun özeti gibi. Doğru söze ne denir?!



OSMANLI'NIN AHI - 1

 

Osmanlı'ya karşı ayaklanıp,birer birer kendi devletlerini kuran halklar Osmanlı İmparatorluğu tarafından yüzlerce yıl nasıl sömürüldüklerini, nasıl baskılara maruz kaldıklarını hala anlatırlar.
Şükür en azından Arap ahalisi Osmanlı'nın ardından gelen İngiliz, Fransız ve İtalyan yönetimlerini ve daha sonra üzerlerine kara bulutlar gibi çöken kendi despotlarını gördükten sonra Osmanlı'nın kıymetini anlamaya başladılar. Kendi aralarında ''biz galiba haksızlık yapmışız diye dillendiriyorlar''
Bükreş şehri Colentina semti Arap Camisi imamı Cuma hutbesinde, bundan üç yıl evvelki İsrail'in Gazze saldırıları sırasında şöyle söylemişti; ''Özellikle Filistin'de ve diğer Arap topraklarında çektiğimiz sıkıntılar,Osmanlı'nın kıymetini bilmememizden ve onlara yaptığımız ihanetten kaynaklanmaktadır.''
Siyonizm fikrinin kurucusu Thedore Herzl ,Osmanlı İmparatorluğu'nun borç batağından başını çıkaramadığı yıllarda Osmanlı'yı borçlardan kurtaracak mali yardım planları karşılığında Filistin'i Yahudi göçüne açması teklifini 2.nci Abdülhamit Han'a sunmuştu. Thedore Herzl  ayrıca Ermeni sorunu karşısında tüm dünya Yahudilerinin Osmanlı yanında yer alacağını ve bu sorundan en kısa zamanda Osmanlı'yı kurtaracaklarını vaadediyordu. Bu iki teklif o yıllarda Osmanlı'yı çöküşe götüren belki de en önemli sorunların çözülmesi anlamına gelmekteydi. Buna rağmen Padişah teklifleri reddetti.
Ancak ileriyi gören ve İmparatorluk topraklarını sömürge değil Vatan kabul etmiş Padişah, teklifi neden reddettiğini anılarında şöyle yazmaktadır; ''Bizim memleketimizde kafi derecede Yahudi mevcuttur. Eğer Filistin'de Müslüman Arap nüfusunun faikiyetini muhafaza etmesini istiyorsak, Yahudilerin bu topraklara yerleştirilmesi fikrini reddetmeliyiz. Aksi taktirde, yerleştikleri yerlerde çok kısa sürede bütün kudreti elde edeceklerinden, dindaşlarımızın ölüm fermanını imzalamış oluruz.''
Ve aynen düşündüğü gibi oldu. İngiliz'lerin 1917 de Filistin'i işgal edip, Yahudi yerleşimine açmalarından bu yana Filistin dünyanın en sorunlu bölgesi olmaya devam ediyor. Filistinliler topraklarının %82 sini İsrail'e kaptırdılar ve kendilerine kalan bir avuç topraktan göç etmeyen ya da edemeyenler sefalet ve zulmet içinde yaşıyorlar. Osmanlı'ya ihanet edip,kendilerini İngilizlere emanet eden dedelerinin resimlerine bakıp neler düşünüyorlardır  acaba?!!!
Arap toprakları, Osmanlıya '' güle güle'' dediklerinden bu yana tam 100 yıldır dünyanın en sorunlu bölgesi. Dünyadaki sorunlu bölgeler yarışında Ortadoğu uzak ara önde. Şimdilerde ise başlarındaki despotlardan kurtulmaya çalışıyorlar. Umarız başarılı olurlar da 100 yıllık zulmet artık sona erer.
Devam edecek…


 


BATININ DERDİ


 

Normal 0 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0in 5.4pt 0in 5.4pt; mso-para-margin:0in; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

2011'in en önemli konusu kuşkusuz Ortadoğudaki ayaklanmalar.

Bu konuda herkes birşeyler söylüyor. Kimi ardında batının olduğunu, kimi de artık halkların diktatörlerden bıktıkları için ayaklandıklarını söylüyor.Ancak yapılan yorumlar hep siyasi sebebe dayandırıldığı için izleyenlerin aklında şüpheler oluşuyor.

İsyan dalgasının en çok İsraili rahatsız ettiğinden hareketle, konuyu siyasi olarak irdeleyip yorumlamak insanları da kararsızlığa itiyor.

Çünkü Amerika için İsrailin güvenliği bu kadar önemliyken, mesela Mısır'da ilk günlerde tahir meydanındaki az ve kararsız kalabalığa müdahale etmemesi için Mısır Ordusuna bu emri Amerika neden verdi?

Göründüğü kadarıyla ilk tetiği halk çekti.Devamında ise silahın mermileri batıdan geldi ve gelmeye de devam ediyor.

İyi ama Batı, zaten uşakları olan bu diktatörleri neden gözden çıkarttı?

Cevabı bulmak için siyasi gözlükler çıkarılıp bakıldığında paradokslar ortadan kalkıyor ve taşlar yerine daha güzel oturuyor. Şöyleki;

Kısa zaman öncesine kadar güney Amerika'da bulunan diktatörlükler de birer birer devrilip yerini demokrasilere bıraktı. Diktatörler ve çevrelerindeki kişiler ülke varlıklarını acımasızca zimmetlerine geçirdiklerinden halklar genel itibarıyla fakirdi.

Ancak görünmeyen bir el sebebiyle bu diktatörlükler yerini demokrasilere bıraktığında ülke varlıkları ve gelirler daha adil paylaşılır oldu.

Kapitalizm de yeni pazarlara, tüketime hazır milyonlara kavuşma imkanı buldu.

Kapitalizm tüketime hazır milyonlara hem mal sattı, hem de tületime alıştırıp bilahare faizle kredi vererek bir de o insanların önlerindeki 30-40 yıllarını da borçlandırdı.Hem mal, hem para sattı.Bir taşla iki kuş vurdu.

Kapitalizmin beşiği sayılan ABD İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerindeki milletler tüketim çılgınlığı sayesinde zaten çok uzun yıllardır donlarına kadar borçlandırıldılar.Mesela orta tabaka bir İngiliz vatandaşının maaşı bankaya yattığı gün alacaklılarının hücumuna uğrar.Çünkü ilk etapta cebindeki alınmış, daha sonra da yaşam boyu borçlandırılmıştır.Kendi milletlerini bu şekilde soyan kapitalizm daha sonra kalan dünya milletlerini de soymak için Küreselleşme planını devreye sokmuştur.

Büyük Ortadoğu Projesi ise kapitalizmin denizaşırı soygunculuğunun Güney Amerikadan sonraki ikinci büyük bölgesel dalgasıdır. Çünkü Ortadoğuda demokratikleşme isteyen Batının gözü bu ülkelerin petrol gelirlerindedir.Batının demokrasi isteği aslında bir hikayedir.

Diktatörlerin milyarları batı bankalarındadır. Ama bu milyarlara faiz ödeyen batı, bu milyarları efektif olarak kullanamamaktadır.Ancak petrol gelirleri biraz daha adil paylaşılsa batı için inanılmaz büyük bir pazar doğacaktır.

Kapitalizmin her zaman yeni pazarlara ihtiyacı vardır. Onun için de demokrasi isteği bir vasıtadır

Başta da söylediğimiz gibi bu isyanlara ancak ekonomik gözlükden bakıldığında taşlar yerine oturmaktadir. Özgürlük ve demokrasi paravandır.