Advert
Advert

Suyunuz var ama kalbiniz yok!

Hikayenin mekanı olan Hunyadi, Corvin yada Hunedoara Kalesi, Hunedoara şehri sınırları içerisinde kalmaktadır. Bu kale insanı büyüleyecek derecede güzellikte olan bir kaledir. Hatta dünyadaki en güzel 25 kale içerisinde sayılmaktadır. Kaleyi ilk gördüğünüz anda sanki film setinin içine düşmüş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.

Suyunuz var ama kalbiniz yok!
Bu içerik 2029 kez okundu.

Yıllardır yazmak isteyip de yazamadığım, beni çok etkileyen bir tarihi hikayeyi  sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
    Birçok arkadaşımın bildiği gibi Romanya’nın Ardeal - Transilvanya Bölgesinde ticari faaliyetlerimiz bulunmakta. Bu sebepten dolayı bölgeye her gidişimde hobim gereği hem yöreyi dolaşır hem de tarihi bilgiler toplamaya çalışır, insanlarla sohbet ederim. Size bu haftasonu tekrar ziyaret edip görseller aldığım Hunedoara’daki kalede geçen yaşanmış bir hikayeyi dilimin döndüğünce  anlatacağım.
    Hikayemizin geçtiği  Romanya’nın bu bölgesinin ismi Türk kaynaklarımızda Erdil veya Erdelistan olarak geçmektedir. Macarca Er-dely (orman ötesi anlamında)  olarak kullanılan isim Romenceye Ardeal olarak geçmiştir.
    Ardeal Bölgesi Romanya’nın orta ve kuzey batı bölgesinin adıdır. Bölge ormanlar ve doğal güzellikler ve de tarihi açıdan çok zengin bir bölgesidir.


    Bölgenin etnik, demografik ve tarihi bakımdan çok karışık bir yapısı vardır. Milattan sonra 100. yıllarda  Romen milletinin kurucu ırkı olan ve de bölgede  ilk teşkilatlı idareyi kuran Daç’lar olmuştur. Bundan sonra 1000’li yılların başında bölgenin yeni hakimi Macarlar bölgeye çok önem vermiş, buraya asılları Hun ve Avar Türk’lerinden geldiği tahmin edilen ama daha sonra Macarlaşan Sekeller’i yerleştirmişlerdir.
    Türklerin Balkanlarda ilerlemesi ile 1300’lü yılların ortalarında bölgede Macarlarla temas kurulmuş ve o dönemden sonra 1800’lerin sonuna kadar Osmanlılar bölgede hep görünmüşlerdir.
    Bu kısa girişten sonra asıl hikayemize dönelim;
    Hikayenin mekanı olan Hunyadi, Corvin yada Hunedoara Kalesi, Hunedoara şehri sınırları içerisinde kalmaktadır. Bu kale insanı büyüleyecek derecede güzellikte olan bir kaledir. Hatta dünyadaki en güzel 25 kale içerisinde sayılmaktadır. Kaleyi ilk gördüğünüz anda sanki film setinin içine düşmüş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Kale Gotik rönesans tarzında,1446 yılında Macar kralı Hunyadi Yanoş tarafından yaptırılmıştır. Rivayete göre de Vlad Tepes`in yaklaşık 7 sene Macarlar tarafından hapsedildiği kaledir.
    Kale, çevresi akarsuyla çevrili  bir tepe üzerine kurulmuş, girişi köprü üzerinden yapılmaktadır. Kaleyi 30 Lei karşılığı (7 avro) ziyaret edebiliyorsunuz. Kapının girişinin sağında mahpuslar için zindan, sol tarafta ise insanın tüylerini diken diken eden, karanlık bir oda ve odada   mumyadan temsili işkencezedeler mevcut. Az ilerleyince geniş bir avlu karşınıza çıkmakta. Avlunun sağında ise yüksek ve gotik süslemeleriyle kaplı tavanıyla ihtişamlı kabul salonu bulunmakta.
    Kalede o dönemden kalma işkence odaları, işkence yöntemlerini gösteren figürler, kılıçlar, silahlar, büyük masa ve oturma yerleri, hediyelik eşya yerleri var. 
Ancak bir Türk olarak bu kalede asıl merakımı celbeden şey şüphesiz bu kalenin tarihine iz bırakmış üç esir Türk askerinin hikayesidir.
    Kalenin hemen içinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Kuyunun yanında İngilizce ve Romence olarak hikayesi yazmaktadır ki; şöyle: üç Osmanlı askeri o dönemde Macarlara esir düşer. Türklerin düşmanı olan dönemin kralı İon Hunyadi tutsaklara “Bana burada bir su kuyusu açın, suyu bulursanız sizi serbest bırakırım” diye vaatte bulunur. Kral biliyordur ki ne oradan su çıkar, ne de bu Türkler o kayadan tepeyi deler. Amaç eziyet olsun, eğlence olsun. O tepeden su çıkarmak hemen hemen imkansız, bilek gücüyle kazmaksa akıl işi değil. Hani bugünün teknolojisi ile bile epeyce zor. Ama bilmedikleri bişey vardır, o üç askerin mensup olduğu asil Millet olan Türk Milleti, şanlı  tarihinde hep imkansızı başarmıştır. Zorluklarla başa çıkmasını taa Orta Asya’da test etmişler, Ergenekon mahpusluğundan dağın demirini eritip çıkmışlardır. Ferhat, sevgilisi Şirin için dağı delmemiş midir? Konuyla alakalı çok sevdiğim bir atasözümüzü yazmaktan  geçemiyeceğim: «Türk karır, kılıcı karımaz»  yani Türk insanı ihtiyarlar ama mücadele gücünden, direnme azminden bir şey kaybetmez diye.


    Üç yiğit tez vakit çalışmalara başlamış ve esaretleri 15 acımasız  sene kadar sürecek amansız bir çalışma tutsaklığına dönüşmüştür. Bu üç yiğidi memleketlerinden uzakta on beş sene boyunca azimle çalıştırabilecek tek şey herhalde karanlıkların çok ötesinden belli belirsiz bir ışık hüzmesi şeklinde kendini gösteren özgürlük  ve onları memlekette bekleyen sevdiklerine  kavuşma umudu olsa gerek. Zaten başka bir çıkış, bir kurtuluş da  yoktur.
İşte film tam burada kopuyor
    Neyse, aradan yıllar geçmiş, kazmışlar, kazmışlar ve nihayet yerin 28 metre altında su arayan soydaşlarımız aradıkları suyu bulmuşlar. Bulmuşlar bulmasına ama suyu bulduklarında kendilerine özgürlük vaadinde bulunmuş olan Kral Ion Hunedoara ölmüş ve yerine karısı Kraliçe Elizabeth Szilagyi geçmiştir. İşte film tam burada kopuyor; kraliçe  kocasının verdiği bu vaadi tanımamıştır. Hatta bu vaadi tanımadığı yetmezmiş gibi bu üç Kahraman Türk'ü ölüme mahkum etmiştir. Türkler ölmeden önce son bir istek olarak bir taş parçası isterler ve taşa meşhur şu yazıyı yazarlar (tabi ki Osmanlıca yazılmış): “Suyunuz var ama ruhunuz, vicdanınız yok”.
    Yazan da Hasan isminde bir asker. Ne hazin bir son değil mi? Bunu okuyup dinlediğimde tüylerim diken diken olmuştu. Bir an o sahne gözümün önüne geldi. Bayram ve cenaze. Sen 15 seneni yerin altında bir ışık arayarak geçir, sonuçta sonsuz bir karanlığın içine gömül. Heyhat, ne kadar acıklı bir hikaye. Ama yine de  orada ülkemle alakalı bir hatıra görmek beni gururlandırdı. Hele hele yabancıların bize karşı olan ve  bugün bile devam eden bu iki yüzlü tutumlarını orada kendi yazılarıyla belirtmeleri açıkçası beni  biraz da mutlu etti.
    İşte hikayemiz bu kadar. Umarım hepimiz sözünde duran insanlar olur, sözünün eri kişilerle karşılaşırız.

Söz, sözdür.
Söz namustur.
Sözümüze sahip çıkalım.
”Öl söz verme, öl; sözünden dönme”.
Saygıcakla kalın

 

Ercan Çölmekçi’nin kaleminden...

Ercan Çölmekçi Hunedoara Kalesi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ABD’nin Romanya’daki askeri üssünü Türk şirketi yapacak
ABD’nin Romanya’daki askeri üssünü Türk şirketi yapacak
Ticaret Müşavirimiz Aksoy, TIB 2017 fuarına katılan firmalarımızı ziyaret etti
Ticaret Müşavirimiz Aksoy, TIB 2017 fuarına katılan firmalarımızı ziyaret etti